Ana Sayfa Blog Sayfa 6

Narsist İlişkiden Nasıl Kurtulurum

0

Narsist ilişki bireyleri yoruyor, yıpratıyor, bunaltıyor ve hayatı çekilmez hâle getiriyor. Eğer sen de narsist ve toksik bir ilişkinin kurbanıysan ve ayrılmak niyetin varsa fakat nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyorsan ufak bir rehber niteliğindeki yazımıza hoşgeldin. Narsisistik kişilik bozukluğu ve ilişkili konularla ilgili diğer yazılarımıza da göz atabilirsin. Narsist ilişkiyi bitirebilmekle ilgili bazı noktalara değinmeye başlayalım.

  • Eğer ilişkinizi&evliliğinizi bitirme kararlılığındaysanız, ayrılmanın tek mantıklı yol olduğuna karar verdiyseniz yapılması gereken başlıca tutum no contact dediğimiz iletişim ve etkileşimi sıfıra indirmektir. Bunun birçok sebebi olmakla birlikte birkaç tanesine değinelim:

– Narsistle sorunları çözmek gibi konularda adım attığınızda halledip önünüze bakmak yerine suçlanırsınız. Konu problemi halletmekten çıkıp haklı haksız kavgasına döner. Sonuç alamazsınız.

– Narsist bireyler partnerini kaybettiğinde aklı başına gelmiş görünür, bazen pişman izlenim verirler ve seni tekrar kazanmak için çaba içine girerler. Fakat bu tür tutumlar yapmacık ve elde edene kadar olabilmekte. Bu tür hoş tutumları özleyen ve arayan sen, yelkenleri indirip tekrar devam kararı alabilirsin. İşler yine bir süre sonra sarpa sardığında ise bu sefer daha yaralı ve hayal kırıklığı içinde kendini bulursun.

– Narsistten ayrılık kararını verdiğinde fakat iletişimde kaldığında aranızdaki diyaloga bağlı olarak duygular ortaya çıkar. Duygu hissettiğin insan da zihninden çıkmaz. Onu düşünür, olan bitenleri düşünür ve onunla meşgul olursun. Bu da işini hayli zorlaştırır. Eski defterler ve sorunların konuşulduğu&mesajlaşıldığı durumda öfke, nefret, kin gibi duygular açığa çıkabilir. Görece daha ılımlı ve anlaşmaya yakınlaşan diyaloglarda ise özlem, sevgi, düşkünlük, alışkanlık, yalnızlık, bağlılık gibi duygu ve durumlar tetiklenebilir. Bunlar da ayrılık kararını sürüncemeye sokan ve cesareti toplamaya engel olan faktörlerdir.

  • Narsistten ayrılamamanın sebeplerinden biri de, sistematik suçlamaya maruz kalman ve kendini fazlasıyla sorgulaman. “Ben öyle yapmasaydım böyle olur muydu?”, “Neden böyle oldu ki, sıkıntı nerde acaba benden kaynaklanan şeyler mi var” tarzında cümlelerle dikkatinin kendinde kalması ve suçlamalardan dolayı kendini kötü biri ve yanlış hatalı davranışlar yapan biri olarak algılarsın. Bu da vicdani bir sıkıntı yaratır. Dolayısıyla onu bırakmak zor hale gelmiş olur.
  • Karşıdan gelen mesajlara, aramalara, buluşma görüşme taleplerine hayır yanıtı vermediğin sürece tam anlamıyla kafanda bitirmiş sayılmazsın. Gerçek anlamda ayrılmak istediğinden eminsen bile uygulamaya koymana engel olan bu tür talepleri reddetmen doğru olacaktır.
  • Duygular hesaba katılmalı. Narsist sana her ne kadar acı çektirdiyse de, seni değersiz ve önemsiz hissettirdiyse de güzel anılarınız ve yaşanmışlıklarınız mutlaka olmuştur. Bunları özlemek, aramak, yoksunluğunu çekmek normal. Bu duyguları özellikle bir uzmanla paylaşıp dışa akıtmak, bir kaybın yasını tutmak nihayetinde bu duyguları işlemek süreci kolaylaştırır.
  • Alışkanlık&bağımlılık örüntüsü ilişkide varsa bunların kırılması sancılı olacak ve zaman alacaktır. Bu yüzden birçok kişinin yaptığı hataya düşmemen gerekir: “Bir an önce onu unutmalıyım, onu özlememeliyim, ondan nefret etmeliyim, o aklıma gelince etkilenmemeliyim”. Bu tarz bir zorlantı işleri daha da sarpa sardırır. Süreci zamana bırakmak gerek, bunun yanında bu zamanı da -yukarıda belirttiğimiz maddeler örneğinde- verimli geçirmek önünü açacaktır.
  • Bu süreçte narsisistik kişilik bozukluğu, narsist ilişki, narsistlerin davranışları gibi birçok başlıkta araştırma yapman, okumalar, videolarla kendini donatman olmazsa olmaz. Çünkü narsist suistimale maruz kalan bireylerde en sık görülen sonuçların başında anlam verememe, anlamlandıramama hali ortaya çıkıyor. Ben ne yaşadım?, neden bunları yaşıyorum? gibi sorular zihinlerde dönüyor. Bu sorulara da cevap bulunamıyor. Bunun nedeni narsistin davranışlarının yok yere, durduk yere olması ve mantıklı bir zemine oturtulamaması. Ne yaşadığını kitaplar, videolar ve bu alanda uzman bir psikolog aracılığı ile öğrendiğinde, yaşadığın durumların birer ismi olduğunu, birçok kişinin bu tür tutumları yaşadığını ve yalnız olmadığını öğrendiğinde hem şaşırıyor hem rahatlıyorsun.
  • Kendinle ilgili derinlikli bir çalışma içine girmen faydalı olacak ve gelecek ilişkilerinde seni benzer bir ilişkiye başlamaktan dahi kurtarabilecek. Narsistlerin beslendiği kaynaklar partnerlerinin aşırı fedakar, alttan alan, görmeyen, idare eden, susan taraf olmaları. Eğer kendinde tavizkar, “aman mutluluğumuz, huzurumuz kaçmasın da kavga tartışma çıkmasın” gibi özellikler keşfedersen bu yanlarındaki aşırılıklar ilişkilerinde sorunların çıkmasına yol açacak ve suistimale uğrama ihtimalini artıracak. Kendini tanımak ve güçlü-zayıf yanlarını çözümlemek seni güçlendirecektir.

Narsist ilişkiden nasıl kurtulurum? sorusuna cevap vermiş olduk. Bu konuyla ilgili diğer makalelerimizi blog sayfamızdan bulabilirsin.

Çocuklarda Tablet Bağımlılığı Nasıl Önlenir?

0

Çocuklarda Tablet Bağımlılığı Nasıl Önlenir?

Çocuklarımız tabletleriyle gereğinden fazla vakit geçirebiliyor. Ebeveynler tablet kullanımının önünü alamayabiliyor. Kavga gürültü kaotik bir ortam hakim oluyor. Ağlamalar, öfke patlamaları, karşı gelme davranışları, söz dinlememe, iş birliği yapmama, görev sorumlulukları baltalama gibi birçok davranış içine girebiliyor çocuklarımız. Bu yazımızda ailelere yönelik evde neler yapabilirler çocuklarının tablet bağımlılığı için nasıl önlem alabilirler, önleyici tedbirler ve bilinmesi gerekenlerle ilgili bilgiler paylaşacağız.

Yasak Koyarken 2 Kere Düşünün

Ceza hiçbirimizin maruz kalmak istemeyeceği bir davranışken çocuklar mahrum bırakılma, cezalandırılma, yasak uygulamalarına karşı hoş tepkiler vermezler. Aileler çaresiz kaldıkları noktada cezalandırma yoluna gidebiliyorlar ve kısa vadede istediklerini elde etseler de uzun vadede çocuğun inat duygusunu beslemiş oluyorlar ve zamanla çocuk, otorite figürü olan ebeveynlere karşı bilek güreşine giriyor. İşler daha da işin içinden çıkılmaz hal alıyor.

Çocuktan tamamen tableti alıkoymayın. Teknoloji çağındayız ve anaokullarında – ilkokullarda dahi küçük çocuklarımız aralarında izledikleri videolar, oynadıkları oyunlar, takip ettikleri fenomenleri konuşuyorlar. Bu tür durumlar hoş paylaşımları beraberinde getiriyor, arkadaşlıklar kuruluyor, sohbet için malzeme niteliği taşıyor. Bazı aileler tablet kullanımına tamamen karşı olabiliyor. Bu durumu kesinlikle tasvip etmiyoruz. Tamamen teknolojiden uzak kalmış çocukta alienation(uzaylılaşma) dediğimiz çevresindeki sosyal bağlama yabancılaşma gözlüyoruz. Arkadaşları belli şeyler üstüne sohbet ederken neler konuşulduğuyla ilgili fikri olmayan çocuk dışta kalacaktır.

Anne Babanın Fikir Birliği

Ebeveynler çocukları önünde birbirleriyle sık sık fikir ayrılığına düşmemeli, farklı düşünseler bile kendi haklılıklarını kanıtlama yolunda diğer eşi değersizleştirmemeli. Bu türden tablolarda çocuklar da ebeveynlerden özellikle bastırılmış olana karşı daha cüretkar ve otoriteyi saymayan davranışlarda bulunabiliyor. Ebeveynlerin oturmuş bir düzen kurabilmeleri için bir arabanın ön iki tekeri olmalarını bekleriz. Aracın sağlıklı bir şekilde dümdüz yol alabilmesi için herşeyden önce ön iki tekerin paralel olması gerekir. Çocuklara “biz burdayız ve düzeni sağlıyoruz” mesajı vererek çocuğun belli kurallara daha uyumlu olabilmesini sağlamalılar.

Teknolojik aletlerin hayatımızda hatırlı bir yer kapladığını unutmayın. Bağımlılık kategorisinde ele alınmaya başlandı ve bu aletlere ulaşılmadığında tıpkı bir madde bağımlılığında olduğu gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkmakta. Özellikle koronavirüs sürecinde çocuk/gençler evde kaldı ve telefon, tablet, bilgisayar gibi aletlerle fazlaca  haşır neşir oldular. Günün büyük kısmında bu aletlerle zaman geçirdiler. Bir anda tabletlerinden kopamayacaklar.

Yumuşak Geçiş, süre olarak belli sınırlamalar getirilerek uygun bir seviyeye geçirilen vaktin çekilmesidir. Bu uygulamada ebeveynler tek başlarına çaresiz ve çözümsüz kalabiliyorlar. Çocuklarına nasıl yaklaşacaklarını, nasıl davranacaklarını bilemiyorlar ya da aşırı katı – aşırı toleranslı yaklaşımlarla yönetmede yetersiz kalabiliyorlar. Bu noktada bir psikolog ya da pedagog ile çalışılarak bu geçiş sürecinin en az hasarla ve sancıyla geçirilmesi mümkün oluyor.

Ailesine Bağımlı Erkek Nasıl Anlaşılır

0

Evlendikten sonra yeni bir aile kuruluyor ve çekirdek aileye adaptasyon süreci oluyor. Bunun yanında kök aileden kopmak, yavaş yavaş o taraftan ayrışmak da süreci uzatabiliyor. Genellikle erkeklerin kök ailesine daha düşkün olduğunu görüyoruz. Kadınlar yeni kurdukları aileyi yaratma, kurma çabasında oluyorlar. Elbette tersi durumlar da yok değil fakat erkeklerin çekirdek aileye zaman ve enerji ayırma kısmında daha bilinçli olması gerekiyor. Bu durumda kadın partner “Acaba eşim ailesine, annesine bağımlı mı?” eğer öyleyse “ailesine bağımlı erkek nasıl anlaşılır?” gibi soruların içinde kendini bulabiliyor. Bu yazımızda “erkek bir bireyin ailesine bağımlılığı var mı, varsa göstergeleri nelerdir” bunu anlatacağız.

Ailesine Bağımlı Erkek Nasıl Anlaşılır

  • Yakın Oturmak, Aile Apartmanı: Ailesine düşkün erkeklerin birçoğu kök ailesine yakın ya da aynı apartmanda – bir iki sokak ötede oturabiliyor. Ailesine yakın oturması elbette bir tesadüf değil, sık sık gelip gitmeyi kolaylaştırmak için açık bir seçim. Özellikle altlı üstlü oturmalarda problemler sık çıkabiliyor. Sevdiklerimize yakın olmak hoş bir duygu fakat çok yakın olmak pek de hoş olmayan sonuçlara yol açabiliyor. Özellikle kayınpeder, görümce, kayınvalide gibi figürler anlayışsız, oğlunun – gelininin özeline saygı duymayan yapılarsa dip dibe olmak büyük dezavantaj yaratıyor.
  • Her Gün Telefon Görüşmeleri: Bireylerin anne babalarıyla konuşmaları güzel bir durumdur. Saygı, hürmet, minnet, sadakat gibi duyguları barındırmakta olumsuz bir yan olmasa da bu duyguları sadece iyilik gördüğümüz bireylere değil suistimale uğradığımız kişilere de gösteriyoruz. Mevzu bahis anne babaysa bu ihtimal katlanıyor. Ana babası tarafından borç altında bırakılan erkek bunun karşılığını vermeye kendini mükellef görüyor. “Onlar beni büyüttü bu günlere getirdi” ile başlayan cümlelerle giden birçok davranış gözle görülebilir. Uzun uzadıya telefon görüşmeleri, herşeyi karşılıklı anlatma isteği, herhangi en ufak ihtiyaçta evladı görevli bilmek yeni bir aile kuran erkeğe aslında yük gibi gelse de bunu kabul etmeyip beklentileri yerine getirmeye çalışıyor.
  • Erkeğin Ailesini Eşinden Üstün Tutması: Zaman ayırma, değer verme, öncelik gösterme gibi tutumlarda erkek, eşini ihmal ediyor ve geri plana atıyorsa bu da istenir bir durum değildir. Bu durumda kadınlar genellikle bir yanılgıya düşer: Eşinin ilgisini zorla almaya çalışır tarzda tutumlara girerler. Saldırganlaşır ve işi çekişmeye götürür. Bu durum erkeği ailesine daha da yakınlaştırır. Yani bir nevi kadının korktuğu başına gelir. Eğer erkek ailesine düşkün ve eşinden daha önde tutuyorsa bunu değiştirmenin yolu eşi kazanmak yolunda yapıcı girişimlerle olur. Bunun da garantisi olmamakla birlikte en azından kadının şansı olur. Diğer türlü kavga, tartışmalar bitmek bilmez.
  • Hemen Savunmaya Geçmek: Kadın eşler eşinin ailesiyle ilgili en ufak bir eleştiri yaptığında erkek eş direk savunmaya geçiyorsa, ailesinin suçlandığını düşünüyorsa, aşırı tepkiler veriyorsa ailesine aşırı bağlı ve kutsal kabul etmiş olabilir. Eğer eleştirinizde ya da fikir sunmanızda bir aşırılık ve art niyet – saldırı bulunmadığını düşünüyorsanız, bundan eminseniz ve eşinizin tavrını abartılı buluyorsanız o noktada bir sıkıntı var denebilir. Sizi düşman gibi algılayıp kök ailesini savunulması gereken mazlum yapı olarak görüyorsa tam olarak aile olmuş sayılmazsınız. Bu tür durumlarda kadın partnerler eşine gösterme&anlatma çabasına girdiklerinde çaresiz ve çözümsüz kalırlar. Uzman desteği ile kitap tavsiyeleri ve seanslarla bu aşırılıkların erkek partnere gösterilmesi mümkün olmakta.
  • Pasif Agresif Tutumlar: Özellikle anneler tarafından takınılan bu tutum bir tür psikolojik şiddet sayılabilir. Oğlu istediğini yapmadığında, gel dediğinde gelmediğinde, bir şekilde hayır dediğinde anneler surat yapabiliyor, küsebiliyor, tavır takınabiliyor. Bu durum yapılan kişide suçluluk ve vicdan duygularını uyandırıyor ve telafi içine giriliyor. Bu şekilde kontrolü elinde tutan anne, istediği gibi oğluna ve dolayısıyla oğlunun hayatında olanlara yön verebiliyor, yönetebiliyor. Kadın eşler bunu objektif bir şekilde dışardan görse de eşlerine anlatamıyor. Çünkü bu tür durumları kabul etmek kolay olmuyor. Annesi özellikle belli yaşın üstünde olan, “yaşlı ne yapalım bu yaştan sonra kırmayalım üzmeyelim” tarzı cümlelerle alttan alma, görmeme davranışını savunuyor erkekler.
  • Hayırsız Evlat: Kök ailesinin, özellikle anne – babasının isteklerini ve beklentilerini yerine getirmeyen evlenmiş erkek, kendi ailesi tarafından hayırsız evlat gibi sıfatlarla nitelenebilir. Bu konuma geçmemek için erkek partner ailesini memnun etmek, bir dediklerini iki etmemek yoluna gidebilir. Bu kadın eş tarafından hoş karşılanmaz. Bu tür durumlarda erkeğin sınırlarla ilgili geliştirilmesi, suistimale uğradığıyla ilgili bilinçlendirilmesi ve bu tür toksik tutumlara karşı sesini çıkarabilmesi gösterilmelidir. Diğer türlü kendi kurduğu aile içinde sıkıntılar baş gösterir.

Narsistik Öfke, Narsistin Öfkesi

0

Narsistik Öfke – Narsistin Öfkesi

Narsistik yapıda olan kişiler öfke konusunda kontrolü sağlamada eksik olmakla birlikte hızlıca öfkelenirler. Girdikleri modu kısaca özetlersek “içinden kurt adam çıktı”, “o an o bambaşka biri oldu”, “insanlıktan çıkıyor, canavarlaşıyor”, “gözü döndü, gözü hiçbir şey görmüyor” gibi cümlelerle ifade edebiliriz. O an frenleri patlar ve kolayca kalp kırabilir, karşıdaki ne düşünür ne hisseder umursamadan orantısız şekilde öfkesini kusabilir. Bu tür durumlarda frenler bir nevi patlamıştır ve öfke kolay kolay dinmez. Dolayısıyla mümkünse ortamdan uzaklaşın, narsistle kesinlikle tartışmayın, ben doğruyum, ben haklıyım mücadelesine hele ki hiç girmeyin.

Narsist Neden Öfkelidir?

Narsistin öfkesi ne sizle ilgilidir ne de tam olarak kendisiyle. Elbette narsist öfkesinin sorumluluğunu almalıdır. Fakat sebep olarak erken çocukluktaki ebeveynlerin&bakımverenlerin tutumları büyük rol oynar. Ya çok büyük hasarlar vermişlerdir, ya çok fazla pohpohlamışlardır ya da ihmal etmişlerdir. Bu üçlüyü tek tek ele alalım:

  1. Hasar görmüş olan narsist yetersiz hissettirilmiştir, şefkat ve merhametten ziyade hor görülmüştür, sert davranılmıştır. Dolayısıyla tekmelenen bir köpek nasıl saldırgan olursa bu türden bir muameleye – tutuma maruz kalmış olan bir birey de öfkeli ve sitemli olacaktır. Fiziksel, psikolojik şiddete maruz kalan kişi öfke, ,nefret, kin, adaletsizlik, güvensizlik gibi duygularla doludur. Bu duyguları dış dünyaya -özellikle yakın çevresine- fırsatlarda atar. Bu negatif enerjilerle yüklü olan kişi baş edemez ve bir nevi paylaştıracak kurbanlar bulduğunda onlardan çıkarır.
  2. Pohpohlanan narsist tam bir prens ya da prenses olarak yetiştirilmiştir. Golden child denilen altın çocuk, tutulur, her istediği geciktirilmeden yerine getirilir, fırsatlar önüne serilir, yol açtığı hata&sıkıntıların sonuçlarını ödemez, görmezden gelinir. Bu tür bir tutumla gelişen çocuk kendisinin diğerlerinden üstün olduğuna inanacaktır. Düşünce ve davranışlarının kayıtsız şartsız doğru ve diğerleri tarafından görülmesi ve onaylanması gerekliliğini barındıracaktır. Ergenlik ve yetişkinlikte gerçek dünya onun beklentilerine uymayacaktır lâkin dünyanın onun etrafında dönmediği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Kendisi onay bekleyeceği için göremediği zaman öfkelenmesi işten bile olmaz.
  3. İhmal edilen narsist daha çok gizli narsist yapısına evrilir. Çocukluğunda görülmemiş, duyulmamış, anlaşılmamış, varlığı ve değeri çok görüşmüş bireydir. Ebeveynleri ve yakın çevresi  ihtiyaçlarını karşılamamış ve temel beklentilerini karşılamamıştır; nasıl olur da elin yabancıları karşılasındır ki? Bu tür bir durumu içten içe bilen narsist, bunu bilinç seviyesinde hatırlamasa, inkâr etse de bu beklentide davranışlar sergiler. Partnerine yönelik “beni destekleyeceksin haksız olsam da!”, “hiç beni desteklemiyorsun, savunmuyorsun” gibi cümlerlerle kendini ele verir. Kırılgan narsist de dediğimiz bu tipte zihin okuma gibi bilişsel hatalar da sıkça bulunur. Alıngandır ve bir çocuk gibi ihtiyaçlarının görülmesini talep eder. Çocukluğundaki ihmali yetişkinlikte telafi etmek ister; bunu da kendisi yapamaz, yakın çevresinden bekler. Hatalarının tolere edilmesini, eksikliklerinin örtpas edilmesini, sorumsuzluğunun görülmemesini bekler. Bunlar yerine getirilmezse öfkelenir. Daha başka birçok konuda, incir çekirdeğini doldurmayacak konularda da öfkesi hâkim olur.

Nerede ve Ne Zaman Olacağı Belli Olmaz

Narsistik öfke diğer öfkelerden bir anlamda farklıdır. Herhangi bir sebepten, anlamsız yere çıkabilir. Ne olduğunu anlamadığınız bir anda hakaretlere, küfürlere, aşağılamalara maruz kalırsınız. Suçlanırsınız ve “sizin yüzünüzden” tutumuna maruz kalırsınız. Normal şartlarda öfkelenen insan mantıklı ve geçerli sebepler öne sürebilir. “Bu beni çok kızdırdı”, “Damarıma bastın, bu konudaki hassasiyetimi biliyorsun” gibi açıklamalarla öfkesini bir yere kadar meşrulaştırabilirken narsistik öfke sizin anlam veremediğiniz bir anda patlak verebilir.

Haklıyım ve Haksızlığa Gelemiyorum

İnsanların geneli haksızlığa gelemez fakat narsist bireyleri incelediğimizde bu konunun onların kırmızı çizgisi olduğunu görürüz. Bir de bu durum kendilerini her şartta ve koşulda haklı görmeleriyle birleşince sapla saman karışır. Partnerleri ve diğer yakınları fikir ayrılığına girerse, farklı bir düşünceyi savunurlarsa vay hallerine. Hep haklı olan narsist öfkelenir, haksızlığa uğradığını da düşünürse işler karmakarışık haller alır. Kendilerini kurban olarak görürler, herkes hatalı ve kötüdür. Bir narsistin kendisine yapabileceği en büyük iyiliklerden biri “başkası da haklı olabilir, onun düşüncelerine katılmasam da saygı duyabilirim” mentalitesi geliştirmesidir. Birçok şey inançlara ve küçükken edinilen düşünce yapılarına sıkı sıkıya bağlanmaktan kaynaklanır.

Dikkat Dağınıklığı İlaçsız Tedavi

Dikkat Dağınıklığı İlaçsız Tedavi

İzmir’de dikkat eksikliği ve hiperaktivite için ebeveynler çocukları için çare ve çözüm arıyor. Gerek ev içindeki birçok alanda(ders, ödev, düzen, disiplin, öz bakım vb.) gerek okul yaşamında DEHB bulunan çocuklarda sorunlar zorlayabiliyor. Okuldan şikayetler gelebiliyor, ders çalışma, ödev yapma, başlamak – sürdürmek – bitirmek üçlüsünde problemler görülüyor. Bu noktada ebeveynler çaresiz kalabiliyor. Çünkü her ne kadar hadi hadi hadi deseler de çocuklarını dürtseler de her seferinde sil baştan durumunu yaşıyorlar ve ilerleme kaydedilmediğini gözlemledikleri için üzülüyorlar. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite, inatçı ve dirençli bir durumdur. Alanında uzman isimlerin çalışması ile gelişimler gözlenmektedir. Uzmanın sadece psikolog olması yeterli değil, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu alanında deneyimli ve aktif çalışan bir psikolog olması gereklidir.

Kurumumuz İzmir Dikkat Dağınıklığında İlaçsız Yaklaşım Sunuyor

Kağan AY Danışmanlık olarak gerek kurucumuz gerek çalışan uzman pedagoglarımız yüzlerce aileyle çalıştı ve gelişim kaydetti. Bilimsel bilgiler altında çeşitli tekniklerle çocuk odaklı ilerlendi ve yüzler gülmeye devam etti. İlaç kullanımına saygı duysak da, bazı çocukların akut olarak ilaç kullanması gerekliliğine katılsak da ilk etapta ilaçsız bilinmesi / yapılması gerekenler taraftarıyız. Çocuklarla ayrı, ebeveynlerle ayrı görüşmeler, çalışmalar ve eğitimlerle dört bir yandan DEHB’yi çalışıyoruz ve uzun vadede geleceğimizin sahibi çocuklarımızı kazanıyoruz.

  • Okuldan – Mahalleden Şikayetler Ebeveynleri Bunaltıyor:

Dikkat dağınıklığına sahip çocukların ailelerinin en çok sıkıntı çektiği konulardan biri gelen şikayetler. Çocuklara sosyal ortamlarda, ikili ve grup ilişkilerinde davranış odaklı edinimler verdikçe bu tür sorunlar azalarak bitiyor. Yeter ki çocuklarımızı doğru anlayalım ve ebeveynlerimizi doğru yönlendirelim&eğitelim. Hemen ilaç tedavisine girişmeden aslında yapılacak çok şey var. Kurucumuz Kağan AY’ın DEHB Eğitimi bu noktada anahtar roldedir ve birçok aileye “Nasıl davranalım”, “Biz ne yapmalıyız, biz nasıl yaklaşmalıyız” gibi sorular dahil kafalarındaki tüm soru işaretlerini giderdikleri kapsayıcı ve yoğun bir eğitimdir.

  • Dikkat Dağınıklığına İnsani Yaklaşım

Çocuklarımıza çok kısa sürede psikiyatrik görüşmeyle dikkat eksikliği hiperaktivite teşhisi konulması tutumuna karşıyız. Dikkat eksikliği bir spektrum bozukluğudur. Yani alt düzeyde de görülebilir orta düzeyde de yüksek düzeyde de. Özellikle alt ve orta düzeydeki çocuklar ilaç dışında yaklaşımlarla gözle görülür gelişmeler göstermekte. Kurum olarak ekipçe çalışıyoruz ve hem ailelerden aldığımız geribildirimler hem çocuklardaki gözlemlerimiz umut verici. Dikkat eksikliğine bakışımız geçiştirici genetik söylem değil bilakis çevresel faktörlerle ilgili bir anlayıştır. Ebeveynleri gerek eğitimimiz gerek ebeveyn seanslarımızda bilgilendirmek ve çocuklarına nasıl terapist olacakları yönünde eğitmektir.

  • Dikkat eksikliği – Dürtüsellik – Hiperaktivite

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocuklarda farklı belirtilerle görülebiliyor. Örneğin bir çocukta sadece dikkat eksikliği varken aşırı hareketlilik hiç görülmüyor. Kimi çocuklar aşırı dürtüsel ve kurallara karşı gelmekle öne çıkıyor. Çocuğun hangi alanlarda zayıflıkları var, hangi tarafları geliştirilmesi gerekiyorsa o yönde çalışmalar ayarlanıyor ve uygulanıyor. Her çocuğa aynı tedavi ve terapi modeli olmaz, olamaz. Çocukların güçlü ve zayıf yanlarını saptamak, dikkat eksikliği – hiperaktivite – dürtüsellik boyutlarından nerelerde problemler var tespit etmek için CAS Testi uygulanabiliyor. Bu test ile birlikte bir çalışma programı çiziliyor.

Kayıp ve Yas Sürecinde Neler Yapılmalı

Kayıp ve Yas Sürecinde Neler Yapılmalı

Bir yakınınızın, sevdiğiniz birinin vefatı, romantik ilişkinin bitmesi&boşanma, işyerinden ayrılık, taşınmak, vücudun organlarını kaybetmek (örneğin kol-bacak kaybı) gibi durumlar kayıp olarak adlandırılırken bu kayıpların sonucunda süregiden zaman dilimine yas denir.

Yas süreci ortalama 6 ay ila 1 sene sürerken bu süre yer yer 2 seneye kadar uzayabilir. Yas süreci kişiden kişiye değişiklik göstermekle beraber bu süreçte yapılıp edilenlerden direkt etkilenir. Yani süre kısalabilir de sürüncemede de kalabilir hatta tüm hayatı etkileyecek patolojik bir görünüm de alabilir.

Özellikle İlk Haftalarda Ekstra Yükümlülüklerden Kaçının

Kayıp durumlarında kültürümüz gereği dost, akraba, konu komşu ziyaretleri oluyor. Kaybın yaşandığı hane helva, lokma, pilav gibi yiyecekler sunabiliyor. Hali hazırda acı çeken bireyler bir de gelen gidene hizmet etmek zorakiliği hissettiğinde şartlar zorlaşabiliyor. Bu noktada hane bireyleri birbirlerine iş şart koşmamalı, zoraki görevler vermemeli, ziyaretçilere hizmet için kendilerini kasmamalılar. Zaten içleri yanan kişiler bu tür sorumlulukları zorlanım olarak görebiliyor. Ki bu da normal bir durum.

Kaybı Ağır Yaşayan Bireylere Direkt Telkinlerden Kaçının

Yakınların kayba verdikleri tepkiler, üzüntü derecesi farklı olmaktadır. Bazıları daha metanetli kalırken bazı bireyler derin bir hüzün ve depresyon yaşayabiliyorlar. Süreci ağır geçiren bireylere iyi niyetli şekilde yaklaşan çevredekiler direk söylemlerde bulunabiliyor. Bunlar kişide anlaşıldığını hissetmeyi gerçekleştirmiyor. Örneğini; “Üzülme yavrum, Allah’tan geldi napacaksın”, “Ölenle ölünmüyor kızım, önüne bakacaksın artık”, “Kendini çok yıpratıyorsun bu kadar harap etme(duyguyu anlamama)”. Bu tür söylemler ne kadar iyi niyetli olsa da kişide hoş hissiyatlar yaratmaz.

Yas’ın Bir Süreç Olduğunu Bilin

Kaybın ardından ilk etapta inkâr aşaması gelir. Kişi ölümü kabul edemez, etmek istemez, yakını hala hayattaymış gibi düşünceler ve davranışlar sergileyebilir. Bu durum aslında faydalıdır. Ne kadar yakınları korkutabilse de, kişinin kendisi ya da yakınları “Deliriyor mu, çıldırıyor mu acaba?” gibi endişelere kapılsa da kaybın kabulü çok büyük acı ve yıkım yaratacağından inkar devrededir. Bu süreçte kişi hiç birşey yapmak istemez, hayat enerjisi çekilir, uyumak – yalnız kalmak isteyebilir. Bir nevi enerji tasarrufu modundadır. Bu süreçte kişiden özellikle yakın çevresi görev, iş, yapılması gerekenleri beklememesi yerli olacaktır. Kişi kaybın tazeliğiyle boğuşmaktadır. Diğer herşey fazla gelir. İnkar süreci zamanla yerini öfke, depresyon, kabul gibi aşamalara bırakır.

Tam Anlamıyla Tutulmayan Yas Yaşamın Devamını Etkiliyor

Zamanında acısı yaşanmamış durumların ileriki yaşam dönemlerinde etkilerinin görüldüğünü biliyoruz. Tutulmamış bir yas, yaşama karşı enerji düşüklüğü, hevessizlik, durağanlık, depresiflik gibi etkilere yol açabiliyor. Hiçbir duygunun bastırılmaması gerekiyor. Yas sürecinde de üzüntü, kayıp, yalnızlık, hüzün, melankoli gibi duyguların yaşanması, yaşamın geri kalanını olduğu gibi yaşamaya vesile olan aslında faydalı durumlardır. Elbette ne kendimiz ne sevdiklerimizin üzülmesini istemeyiz. Fakat ortada üzülecek bir gelişme varsa bu üzüntüyü bastırmak, yokmuş gibi davranmak yapılabilecek en büyük zarar. Kişi bastırdığı sürece irritabl, öfkeli, tahammülsüz, keyifsiz, mutsuz bir benliğe bürünebiliyor.

Yası Derin Tutan Bireyi Gözlemleyin

Bireyi gözlemleyin ve neye ihtiyacı olduğunu bulun. Kimi yalnız kalmak ister, kimi konuşmak ve paylaşım ister, kimi de sarılmak ağlamak ister. Kendi doğru bildiklerinizi sunmak yerine kişinin neye ihtiyacı varsa onu vermeye yönlenin. Bu süreçlerde konu komşu kimseyi memnun etmeye çalışmayın, kendi kaybınıza odaklanın. Ölüm durumlarında birey mezarlığa gitmek istiyorsa götürün. Mezarlığa gitmek istememek de sık görülen bir durum. O durumda da kişiyi kesinlikle zorlamayın. Zamanla kabulle birlikte mezarlık ziyaretini yapacağı günler gelecektir.

Çocuklarda Özgüven Eksikliği Nasıl Giderilir

Özgüven, kişinin kendine olan güveni, yeterlilik algısı, kendini kabul etmesi olarak özetlenebilir. Çocuğunda özgüven eksikliği gözlemleyen ebeveynler bunu nasıl geliştirebileceklerine yönelik bilgi ihtiyacı duyuyorlar. Bu yazımızda “Çocuğumun özgüvenini nasıl geliştirebilirim?” , “Çocuğum çok özgüvensiz, nasıl gelişir?” sorularına cevap verdik.

Her şeyden önce özgüven çok dalgalı bir veçhedir. Kısa zamanlarda bile büyük düşüşler ve yükselişler gözlemlenebiliyor. Bunun yanında kişilikle alakalı içedönük bireylerde görece özgüven düşük algılanabilirken dışa dönük bireyler için “özgüvenli, kendiyle çok barışık” gibi yorumlar yapılabiliyor. Özgüven için anne babaların dikkat etmesi ve uygulaması gereken durumlar varken uzman bir pedagog ile birlikte çocuğun özgüven sorunu da çalışılarak kısa vadelerde gözle görülür değişimler sağlanıyor.

Anne ve Baba Tutumu Kritik Nokta

Erken çocukluk döneminde özellikle 0-6 yaş arasında çocuğun arzuları, beklentileri, varlığı ne derece karşılanıyor ve nasıl karşılanıyor her şeyden önce özgüven üstündeki etmen budur. Eğer çocuğa bir birey gibi muamele gösterilirse, duygu ve düşüncelerini paylaşmasına müsade edilirse, öfke anları hasarsız atlatılırsa, örselenmezse, yaralanmazsa özgüven gelişimi sağlam olacaktır. Bu noktada ebeveynler&bakım verenler çocuklarının özgüveninin gelişimi üstünde yapıcı da olabilir yıkıcı da. Dikkat edilmesi gereken husustur.

Anne ve Babanın İlişkisi

Çocuğa yönelik tutumun yanısıra anne ve baba kendi arasında sükunetli, huzurlu, stabilse çocuk bu güven ortamından beslenecek ve kendisi de özgüvenli olacaktır. Fikir ayrılığı ve çatışma yaşayan ebeveynlerin bu tür problemleri çocuklar yokken kendi aralarında halletmesi önerilir. Birden fazla çocuğun olduğu hanelerde ebeveynler bilerek ya da bilmeden kardeşler arasında tutum farklılığı yapıyorsa bu da çocuğu yaralar. Her çocuğa aynı objektiflikte muamele edilmesi şarttır.

Anne ve babanın arasında sevgi bağı varsa, birbirlerine saygıyla ve en azından asgari seviyede kişiliklerine seviyeli tutumlara yaklaşıyorlarsa çocuk/genç bunu gözlemleyecektir. Kendi arkadaşlık ve romantik ilişkilerine de yansır anne babasının ilişkisi. Diğer yandan baskın bir ebeveyn figürü varsa, korkuyla ve sindirmeyle eşine yaklaşıyorsa genç de bunu içselleştirebilir. Örneğin baskıcı, sert, eleştirel bir anneye sahip erkek genç çocuk, karşı cinse karşı çekingenlik geliştirebilir. İlk aşkı olan anneden kabul görmeyen erkek, hemcins yaşıtlarından da benzer bir tutumla karşılaşma ihtimalinden dolayı geri durabilir.

Akranlar ve Sosyal Yaşam Aileyi Takip Eden Unsurlar

Çocuk eğer okul öncesi dönemi en az sorunla atlatarak 7+ yaşa geçtiyse okul – sosyal yaşamına kendinden emin başlayacaktır. Çocuklar kreş, anaokulu, ilkokul gibi ortamlarda gerek öğretmen – müdür gibi otorite figürleriyle gerek akranlarıyla sosyal ilişkilerinde özgüvenlerini pratik edebiliyorlar. Özgüven yazımızın başında da belirttiğimiz gibi hızla artan, hızla da düşebilen bir fenomen. Her ne kadar dış dünyada özgüvenin gelişimi mümkün olsa da  çocuğun ilk dünyası demek olan anne ve baba faktörünün önemini tekrar hatırlatmak isteriz.

Zorbalık, özellikle ilkokul çağından sonra ortaokul ve lise dönemlerinde sıklıkla görülen akranların birbirine uyguladığı psikolojik şiddettir. Özgüveni direkt ve hızlıca düşürebilen zorbalık, eğer genç içe kapanık, duygularını pek paylaşmayan, derdini sıkıntısını anlatma alışkanlığı geliştirmemiş gençlerde içe atarak problemin çözülememesi ve büyümesine yol açabilmekte. Bu yüzden ergenlerle mutlaka periyodik olarak herhangi bir sorunları olup olmadığıyla ilgili konuşulmalı, ruh halleri ve psikolojik durumlarıyla alakalı gözlem yapılabilir. Herhangi bir şüphe halinde psikolog desteği alınabilir.

Özgüven Tek Başına İrdelenmemeli

Psikolojik danışma görüşmelerinde özgüven sorunu olan bireylerde bu sıkıntının yanında belli başlı sorunların varlığını gözlemleriz. Başat olarak öz değer algısı düşük, yapamam – edemem tarzı öz yeterlilik algısı düşük, ya sevilmezsem ya hata yaparsam gibi başarısız olma korkuları yoğun. Bu tür kaygılar ve öğrenilmiş çaresizlik temaları seans odasında çalışılır ve zamanla geliştirilir. Çocuk ve gençlerde benlik algısı zaman içinde oturur. Kendilikleri ve dünyadaki yerleriyle alakalı bilinçlenmelerine çeşitli metodlarla yardımcı olunabilir. Hikayeler, masallar, dışa vurumcu terapiler, konuşmak, yazmak başlıca tercih edilen yöntemlerdir. Çocuğun kendisiyle barışık olması dış dünyaya karşı da barış sağlaması anlamına gelir. Özgüven, bunu mutlaka takip edecektir.

Direkt Telkinlerden Kaçının

Çocuğunuzun eksik ya da yapamadığı, geri durduğu aktivitelere yönelik ufak da olsa baskı, itekleme yapmayın. Burada yüreklendirmeden bahsetmiyoruz, çocuk endişeliyken sizin “bir şey yok ne var bunda” tarzında cümleleriniz oluyorsa ters teptiriyor. Herhangi bir aktiviteyi küçük parçalarla öğretmeniz daha doğru olacaktır. Hatta mümkünse önce sizin rol model olarak yapmanız çok daha verimli olur. Eğer çocuk – ergen alanında psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunuzu düşünüyorsanız bizimle iletişime geçip profesyonel destek alabilirsiniz. Online seanslarımız devam etmektedir. İzmir’de yüzyüze seanslarımız olmaktadır.

Ayrılık Sonrası Psikolojisi

Ayrılık Sonrası Psikolojisi

İlişkiler, evlilikler nasıl güzel başlangıçlar hayata dairse hüzünlü sonların da hayata dahil olması kuralıyla bitebiliyor. Bu süreçte büyük acı duygusu hissedilebiliyor, bunun yanısıra öfke, nefret, yarım kalmışlık, özlem, intikam gibi duygular da sık sık seyredebiliyor. Ayrılıktan sonra ne yapmalı? , Ayrılık sonrası neler olur? merak ediliyor.

Ayrılığın nasıl geliştiği çok önemli. Eğer taraflardan biri sessizlikle, nokta koymadan bitirmişse diğer taraf çok fazla acı içinde oluyor. Bunun sebebi zihnimizin bitmemiş olayları / olguları döndürüp durup tekrar tekrar işlemek istemesi. Sürekli zihne düşen düşünceler, neden onu öyle yaptı? Neden bu böyle oldu? Ben şurda şunu dedim ondan mı öyle yaptı? gibi kişinin hem partneri, hem ilişkiyi hem de kendini sorgulama hali süreğen bir hal alır ve yorucu olur. Birey okul, iş, arkadaşlık, sosyallik gibi yaşamının çoğu alanında işlevselliğini kaybeder. Birçok şey ağır gelir ve sıkışmış/bunalmış hisseder.

Bir tarafın tam noktalamadan ilişkiyi bitirmesi öteki tarafa devam yönünde umut da aşılamış olur. Dolayısıyla tekrar döner mi? Hala seviyor mu acaba? gibi belirsizliklere itmiş olur. Soru işaretleri birbirini kovalar. Bu sebeplerden ilişki eğer bitirilecekse her şeyin konuşulup net bir şekilde noktalama davranışıyla sonlandırılması sağlıklı olur.

Panik Atak Nasıl Geçer

Panik atak nasıl geçer? sorusu bu hastalıktan muzdarip kişilerin merak ettiği en önemli soru. Bu yazımızda bu rahatsızlıkla ilgili bilinmesi & yapılması gerekenler, terapi ve tedavilerle ilgili bilgiler bulacaksınız. En baştan söyleyelim: Panik atak çözümü olan, geride bırakılabilen, bireylerin yollarını ayırabildiği çaresiz olmayan bir durumdur. Yeter ki doğru yönlendirmelerle birlikte bu hastalığa karşı güçlenmek isteyin.

Panik Atak Nasıl Geçerden Önce Panik Atak Nasıl Geçmezi Bilmek Lazım

Panik atak, gerek bazı uzmanlar gerek kişisel gelişimciler vb. tarafından anlaşılmayan, sığ yaklaşımlarla üstüne gidilen bir bozukluk. Örneğin kişilere sadece baş etme araçları sunuluyor. Bunların başında nefes kontrolü, çevredeki eşyaların isimleri – renkleri say gibi telkinlerle anı kurtarmak kısmında kalınıyor. Bu yaklaşım panik atağı bitirmez. Bu tür baş etme mekanizmaları evet faydalıdır, fakat hastalığı kökünden temizleyecek araçlar değildirler.

Panik atak anksiyete bozuklukları grubunda olan yoğun hissedilen fiziksel belirtilerle birlikte gerçeklikten, kendilikten kopma – yabancılaşma, delirme çıldırma korkusu gibi zihinsel belirtiler de gösteren ciddiye alınması gereken bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Çözümü ve terapisi ehemmiyetle, bu alanda ehil olan psikologlarca yürütülmeli ve kişiye özel yaklaşılmalıdır. Unutulmamalı ki her bireyde panik atağı yaratan durumlar farklıdır.

Panik Atak İçin Doğru Terapi

Psikolojide birçok terapi yaklaşımı vardır. Hepsinin çalışma şekli farklıdır ve hepsi ayrı ayrı işe yararlar. Buraya hepsini yazamayız fakat birkaç tanesiyle ilgili bilgi verebiliriz. Kendinize uygun gelen yaklaşımı benimseyerek uygun uzmanla panik atağı yenmek için destek alınabilir.

  • Bilişsel Davranışçı Terapi: Yaygın kullanılan terapilerden BDT, özellikle kişiye düşünce-duygu-davranış üçlüsüyle ilgili hakimiyet kurmayı benimser. Seanslar yapılandırılmıştır yani önceden nelerin çalışılacağı bellidir. Seans süreleri kesin sınırlarla belirlenmiştir. Kısa süreli terapiler grubuna girer, ödevler verilir, bilişsel hatalara ağırlık verilir.
  • Psikodinamik Psikoterapi: BDT’ye nazaran daha uzun sürer, bireyin geçmiş yaşantılarına odaklanır. Kişinin duygusal zorlanmalarına, travmalarına, aile yaşantısına, genel hayatıyla ilgili kişiyi etkileyen faktörlere odaklanılır. Mekanik değildir, hayatın içinde olanlar seans odasına yansıtılır. Sebep-sonuç ilişkisi ile farkındalık geliştirmek amaçlanır.
  • EMDR: Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme anlamına gelen bu terapi ekolü geçmiş anılar üzerinden çalışır. Travmatik anıların duygusal yüklerini hafifletmek ve kişinin üstündeki etkilerini ortadan kaldırmayı hedefler.

Panik Ataktan Kurtulanlar Neler Söylüyor

Bir zamanlar panik atak geçirip artık bunu yaşamayanların ortak noktaları var. Herşeyden önce “bir an önce kurtulmalıyım, bunu yaşamamalıyım” demek yerine “ben bunu zamanla üzerimden atacağım ve bunun için gerekenleri yapacağım” mentalitesinde oluyorlar.
İkincil korku dediğimiz korkunun kendisinden korkmayı bırakabilenler panik atağı atlatıyor.
Belirsizliğe karşı tahammülünü artırdıklarını görüyoruz. Kontrol etmek ihtiyacı hisseden ve bunu davranışa dökenler malesef panik atakla devam ediyor. Bilme isteğini bırakıp bilmemenin rahatsızlığını göze alabilenler bu rahatsızlığı geride bırakıyor.

Panik Atak Bir Kaygı Bozukluğudur

Panik atak bir kaygı bozukluğu ayağıdır. Yani kişinin belli sebepler üzerine(en çok görülenlerden sağlık, ölüm, ya kötü bir şey olursa vb.) kaygı duyması ve tedirginlik içinde olması halidir. Panik atak bu kaygılı duyguların kısa sürede yoğun yaşanması halidir. Bireyin kaygılı yapısının kaynağı araştırılmalı, hali hazırda kaygıyla olan ilişkisi irdelenmeli, güncelde hala kaygılanmasına sebep olacak faktörler tespit edilmeli. Korku duygusu törpülenmeli, hayır deme yetisi geliştirilmeli, duygu ve düşünceleri içe atmaması; paylaşabilmesi için pratikler yapılmalı.

Terapist – Danışan Uyumu

Panik ataklarıyla baş edemeyen, hayatı zindan olan, yaşamdan tat alamayan ve üstesinden gelemeyen bireyler psikolojik danışma alma yolunu seçiyor. Çaresizlik ve karamsarlık duygularının içinde bulunan birey “bu rahatsızlığı hiçbir zaman yenemeyeceğim”, “tüm hayatım boyunca bununla yaşayacağım” gibi illüzyonlara kanabiliyor. Durumu ne kadar ağır ve vahim olursa olsun hiçbir insan bu rahatsızlıkla yaşamak zorunda değil. Çünkü doğru adımlarla, doğru mentaliteyle ve psikoeğitimle panik atak üzerinde hakimiyet kurmakta elimiz güçlü. Terapist ve danışanın kimyasının uyuşması, danışanın iyi olacağına yönelik inanç ve umut beslemesine vesile olur. Bu sebeple panik atak desteği için uygun psikolog seçmek önemli bir unsurdur.

Panik atağı nasıl yenerim? diye sorarsak öncelikle nasıl yenemeyize cevap verelim: Savaşarak. Panik atak ister 20 yaşında bir üniversite öğrencisi olsun ister 50 yaşında üst düzey yönetici olsun hayat deneyimi, yaş, statü dinlemeden bireyi darlayan bir sıkıntıdır. Bu bozukluğu yenmenin yolu savaşmak değil onu önce iyi anlayıp gerekli doğru adımlarla birlikte atak sayısını minimuma indirip korkuyu yenmektir. Bunu terapilerde danışanlarımıza detaylı öğretiyor, uygulamalarda rahat olarak panik atağı karşılamalarını sağlıyoruz. Zaten bir müddet sonra panik küsüp gidiyor…

Panik atak bazı durumlarda birkaç haftada dahi sonlanabilmekle beraber daha uzun aylara yayılan bir tedavi süreciyle de geçmektedir. Bireyin çabası ve panik atağa karşı bilgisi, pratiği süre farkını yaratan etmenlerdendir. Eğer optimal bir tedavi & terapi süreci geçirilirse birkaç ay panik atağı yenmek için yeterli olmaktadır.
Panik ataklarda bir psikiyatrist ile çalışılıp ilaç tedavisi kullanılsa da bazı kişiler ilaçsız panik atak tedavisi yönünde ilerlemek istiyorlar. En sık kullanılan yöntem elbette ki psikoterapidir. Bunu bibliyoterapi ve bazı metod ve metaforlarla desteklediğimizde panik ataktan ilaçsız nasıl kurtulabilirim? sorusuna olumlu bir cevap vermiş oluyoruz.

Panik atağın bir gün sürmesi mümkün değildir. Vücudumuz sınırları olan bir organizmadır. Tabii bu yazıyı okuyup “ama hocam benim bir gün sürüyor, hatta daha uzun sürdüğü de oldu!” gibi bir cevap içinizden gelebilir. Bunun adı sekonder korkudur. Yani korkunun kendisinden korkmak; korkudan korkmak.

Panik atağın normal şartlarda en uzun sürmesi gereken dakika aralığı 15’tir. Bu ortalama süredir. Kimisinde 9 dakika kimisinde 20 dakika olabilir. Fakat daha uzun süremez. Eğer sürüyorsa doğru yöntemleri henüz bilmiyorsunuz, panik atakla cebelleşiyorsunuz. Dolayısıyla inatla sürüyor ve yakanızdan düşmüyor. Panik ataktan kurtulanların arasına katılmak için bize ulaşıp bilgi & randevu alabilirsiniz.

Panik atak asıl olarak ciddi bir problem değildir. Ne zaman ki kişi yaşadığı ilk panik atak ve varsa devamındaki panik atakları anlamlandıramaz, “ben ne yaşıyorum” kıskacında kalır, üstündeki dehşet duygusunu atamayıp çaresizlik & güçsüzlük içinde boğulur, o zaman panik atak panik bozukluk a evrilmiş olur. Panik bozukluk, bireyin atak geçirme davranışındaki tekrarları ve pekişmesi ile konulan bir teşhistir. İşte bu anda ciddi bir problem olarak karşımıza çıkar. Fakat çözümsüz değildir.

Panik atak en çok hayır diyemeyen, sınırları belli olmayan hatta “hiç sınırlarım yok” diyen, aşırı fadakar, kendini ihmal eden, suçlama ve ezme davranışına yoğun maruz kalmış, kayıp yaşayıp yasını tutamamış, genelde duygu düşüncelerini pek paylaşmayan ve içe atan bireylerde görülür. Bu bireylerin bu tip davranış örüntülerinde bulunmalarının elbette sebepleri vardır. Korkuları, kaygıları, endişeleri, bağımlılıkları, kazanımları dolayısıyla bu paternlere sahiptirler. Psikoterapide bunları çalışıp değişime şahit oluyoruz.

Gizli Narsistin Özellikleri

0

Gizli narsist birçok kişi tarafından merak edilen narsisizm koludur. Grandiyöz(büyüklenmeci) narsisizm kolaylıkla saptanabilse de gizli narsist kendini ele vermez. Ancak dikkatli bir gözle ve belli başlı özelliklerin kişide bulunup bulunmadığı ince elenip sık dokunarak tespit edilebilir. Gizli narsistler kapalı kapılar ardında yakınlarına dünyayı zindan ederler, dış dünyaya “iyi insan” izlenimi verirler. Dolayısıyla gizli narsist ile yaşayan kişiler kendilerini kimseye anlatamaz ve inandıramaz. Yazımın devamında gizli narsistin özelliklerini öğreneceksiniz.

Gizli Narsistin Özellikleri Nelerdir

Narsisistik kişilik bozukluğu yazı dizimize devam edelim. Narsisizm ile ilgili diğer yazılarımızı sitemizde blog kısmında bulabilirsiniz. Bu yazımızda narsistik kişiliklerin bir alt dalı olan gizli narsizm ile ilgili bilgiler bulacaksınız. Covert denilen bu alt tip klasik tipten farklı ve tespiti daha zordur. Dolayısıyla daha sinsi ve birlikte bulunan kişilerin kendini sorgulamasına daha fazla yol açan bir yapıdır. Baş etmesi ve savaşılması bu yüzden çetrefillidir. Özellikle yakınlar, çevredeki kişilere partnerin asıl gösterdiği yüzünü kanıtlamak imkansıza yakın oluyor.

  •  Gizli narsist; arkadan iş çevirir, kartlarını açık oynamaz, sakin ve zararsız görünümü ardında tehlikeli bir potansiyel barındırır. Klasik narsist direkttir. Tehditkardır ve özgüvenlidir. Gizli narsist görece ön planda olmaz ya da olamaz, içe dönük olabilir, kişilerin yüzlerine karşı konuşmak yerine arkadan aksiyon alır. Değersizlik duygusu bu narsizm tipinde önde gelir. Kendinde de içten içe bildiği üzere gücü bulamadığı için planlar yapabilir, geleceğe yönelik kendini kurar, kıskançlık ve haset duyguları yoğundur.
  • Gizli narsist kısıtlayıcıdır. Evladı, partneri, arkadaşı kendisinden bağımsız herhangi bir girişim ve aktivitede bulunmaya görsün arıza çıkarabilir. Kısıtlayabilir. Kıskançlık krizlerine girebilir. Değersizlik duygusu tetiklenmiştir. Kendini hayatta istediği pozisyonda/noktada göremediği için etrafındaki bireylerin de mutlu olmasını istemez. Her ne kadar ağzı farklı söylese de davranış ve tutumlarından bunu görebiliriz. Ötekileri de aşağı çekmeye yönelik motivasyonu vardır. Kendini yukarı çekmediği ya da çekemediği için tek yol ötekilerin de kendi seviyesine inmesi gerekliliğidir. Tabii etrafındaki kişiler buna anlam veremez…
  • Gizli narsist, klasik narsist gibi dışarıya iyi gösterir kendini, fakat bir farkla: Klasik narsist dışarıya kendini tanrı imiş gibi gösterirken gizli narsist dışarıya kendini zararsız, kalender, düşkün, mahzun izlenim verecek tarzda gösterir. “Ağzı var dili yok”, “Ensesine vur ağzından ekmeğini al” dedirtecek kadar sessiz ve sakin hatta huzurlu görünebilir. Amma ve lakin kapalı kapılar ardında, yaşam alanında etrafındakilere çektirmediği kalmaz. Bu tür kişilerin etrafındaki kişilerin ağzından şu tarz cümleleri sık duyarız “Gel bir de bana sor!”, “Derdi bizimle bunun”.
  • Gizli narsistin bolca kompleksleri vardır. Kompleks nedir dersek kısaca tanımlayalım. Olur olmadık yerde öfkelenmek, tetiklenmek, hassasiyet, diğerleri için gayet normal olan durumlara karşı aşırı tepki vermek, alınganlık, kişilikteki barışılamayan taraflar. Narsistlerin egolu, üstten bakan, böbürlü tarafına mantıken zıt düşen bu özellik, tam anlamıyla aslında narsistlerin özünde özgüvensiz olduğu gerçeğini sunmaktadır. Klasik narsistler bunu iyi gizlese de, gizli narsist sık sık komplekslerinden tetiklenmesiyle kendini ele verir.
  • Gizli narsistler hayatta kalma ve yalnız kalabilme yetisinden uzaktır. Bir bakımverene, arkasını toplayana, konfor alanı sağlayıcısına ihtiyaç duyar. Evlilikte eşini görev ve sorumluluklarla yükleyerek kendisi rahat yaşam yaşayabilir. Kaynakların kendisine sağlanmasını ister fakat kendisi eş veya çocukların isteklerini karşılamada benzer özveride bulunmaz. Hizmet ve sağlayıcılık bekler.
  • Ketumdur. Düşünce ve duygularını paylaşmaz. İçinde tutar. Kinlenir. Biriken duygular zaman zaman patlama yapar. Öfke ve sinir nöbetleri geçirebilir. Karşısındaki kişinin kendisini anlamasını bekler(zihin okumasını). Kendi istek ve taleplerini iletme sorumluluğunu almasa da karşısındaki kişiye yükler.
  • Güzel anları mahvetmekte yeteneklidir. Her şey güzel, hoş bir atmosfer hakim. Oh nefes alabiliyorum dediniz. Ne yapıp edip o mutlu anı bozacaktır. Bu sebepten narsistin etrafındakiler diken üstündelik duygusuna sahiptir. “Yine kötü bir şey olmasın”, “bakalım nerden bir şey bulup sorun çıkaracak” derler. Kaostan, sıkıntıdan beslendiklerini söyleyebiliriz. İçsel huzurları yoktur. Bulundukları ortamda negatif yük, gerilim, soğuk rüzgarlar estirirler.
  • Klasik narsistler hep konuşmak -özellikle kendileriyle ilgili konuşmaktan- hoşlanırken gizli narsist müthiş bir dinleyicidir. Fakat bu dinleme halini karşısındakini anlamak, empati yapmak, destek olmak için değil bilgi(data) toplamak ve ilerde kullanmak için yapar. Gizli narsist sessizdir, pasiftir fakat tabiri caizse fırtına öncesi sessizliktir onun sessizliği. Bu yüzden gizli narsist olduğundan şüphelendiğiniz kişiyle ne paylaştığınıza, neyi ne kadar açtığınıza çok dikkat edin.

Gizli Narsist Kendini Bilir mi?

Merak edilen bir soru da bu; gizli narsistler kendilerinin farkında mı? Bu soruya cevap vermek ve kafalarda oturtmak için narsisizmin anatomisiyle ilgili birkaç köşetaşı bilgi vererek başlayacağım. Psikolojide içgörü denilen kendiliğin farkındalığı, kim olduğunla ilgili fikrinin olması, kendini tanıma mefhumları vardır. Bu sistem narsistlerde ya yok denecek kadar azdır ya yoktur. Hem çevresindekilere hem kendisine ve ilişkilerine verdiği zararın bilincinde olmayan kişilerden bahsediyoruz. Pratik yaşamda karşılığını hata kabul etmemelerinde, sürekli suçlamalarında, kendilerinde kusur bulunmadığı ve mükemmel oldukları inançlarında görüyoruz.

Gizli narsist kendisinin nasıl bir kişilik olduğunu bilmez. Büyük bir bilinçsizlik zifiri karanlığının içinde herşeyi bildiğini sanan birinin fenersiz dolaştığını ve aynayla karşılaşmadığını tahayyül edin. Ne dünyayı keşfetme ne kendini görme imkanı yoktur. İlginç ve paradoksal olarak hem dünyayı bildiğini hem kendisinin tastamam olduğuna yönelik de algısı vardır. Çok bilmiş, eleştirilemez, kendi bildiğinin kesin ve net doğru olduğuna inanır. Daha trajik olan boyut ise eline fener alma ve aynaya bakma ihtiyacı duymaz. Bu da onlara ulaşılmasını engeller, kendilerini dönüştürme yolunu tıkar.

Örtük Narsist Nedir?

Adından da anlaşılabileceği gibi aleni olmayan, kendini açık etmeyen, saklı narsisistik kişilik bozukluğu alt koludur. Gizli narsisizmin diğer adıdır. Tespitleri zordur. Manipülasyon ve suistimalleri sinsi ve göze çarpmayacak denlidir. Maruz kalan kişiler seneler boyu neye maruz kaldıklarını, aslında ne kadar ağır olduğunu saptayamazlar. Örtük narsistlere fedakar narsist de denebilir çünkü vericilik, el uzatma, yardım/destek, kurtarma gibi davranışlara girişebilirler. Bunları tabii insaniyet namına değil kendilerine gebe bırakmak, borçlandırmak için yaparlar. Davranışlarında bir öteki bulunmaz, sokağın ucu illa ki kendilerine çıkar.

Bu yazımızda gizli narsistin özelliklerinden 8 tanesine yer verdik. Çok fazla madde yazılabilir fakat konuyla ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz YouTube video serimizi izleyebilirsiniz. Gizli narsisizm ile ilgili birçok video bulunmakta. Narsisistik suistimale uğradıysanız bizimle iletişime geçerek üzerinizdeki sıkıntıları beraber atmak için randevu oluşturun. Unutmayın, siz değerlisiniz ve kimsenin bu değerlere saldırmaya hakkı yok.

Eğitim, Atölye ve Yeniliklerden Haberdar Olmak için E-mail Bültenimize Kaydol