Ana Sayfa Blog

Love Bombing Nedir? Aşk Bombardımanı Tuzağı

Love bombing; bir kişinin ilişkinin başında hedef aldığı kişiye aşırı ilgi, övgü, hediye ve yüksek duygusal bağlılıkla yoğunlaşmasıdır. Türkçeye “aşk bombardımanı” olarak çevrilir. Ama bu çeviri tam karşılamıyor çünkü buradaki sevgi, gerçek anlamda sevgi değil. Bir araç. Bir tuzak. Sanma hâli. Love bombing yapan kişi, yaptığı hedefini etten kemikten biri olarak görmez. Aslına bakarsak hiç görmez. Zihnindeki ideal kadın&erkek görülür, kişiye yansıtılır, hem gören hem görülenin ayakları yerden kesilir, bulutlar seviyesinde coşkulu duygular yaşanır.

“Ama o kadar güzel hissettirdi ki…”

Evet. Zaten tam da bu yüzden bu kadar etkili.

İlk Tanışmada Her Şey Mükemmeldi

Bir sahneyi düşün.

Tanıştınız. İlk haftadan itibaren her gün mesaj atıyor. Sabah “günaydın”ıyla uyanıyorsun, gece “iyi geceler”iyle uyuyorsun. Seni “ruh ikizi” diye tanımlıyor. Daha önce hiç böyle şeyler hissetmediğini söylüyor. Henüz birkaç haftalık bir ilişki — ama o seni sanki yıllardır tanıyor gibi konuşuyor. Gelecekten bahsediyor. Beraber tatil planları yapıyor. Seni ailesiyle tanıştırmak istiyor. Kısacık zaman dilimine yılları sığdırıyor.

İçinde bir yerlerde cılız bir ses var: “Bu kadar hızlı?”, “İçime sinmeyen birşeyler var”.

Ama o ses bastırılıyor. Çünkü hissettiklerin gerçek. Bu kadar güzel bir şeyin tuzak olabileceğini düşünmek istemiyorsun. Çünkü kim böyle bir ilgiyi geri iter ki? Kavanozdan ağzına bir parmak bal çalındı bir kere.

İşte love bombing tam da bu noktada işliyor. Savunmaların düşük olduğu, kalbin açık olduğu, umudun en taze olduğu anda geliyor. “Buldum” diyorsun. “Bu kişi o kişi”.

Yaygın içine düşülen hatalı bir kanıyı da yeri gelmişken düzeltmek isterim. Bu dönemde hissedilen duygular yalan, sahte değildir. Narsisizm anlatan bazı ağızlar, love bombing yapan kişinin bunu tamamen hedefindeki kişiyi elde etmek için yaptığını iddia ediyorlar ki bu gerçek değil. Love bombing uygulayıcısının kendi başı da dönüyor, o da diğer yarısını bulduğuna inanıyor ve hatrı sayılır ilişki de ciddi ve uzun ilişkiye gidiyor. Bu noktada karıştırılan patoloji psikopati oluyor. Psikopatlar cinsellik, para, güç, statü gibi emellerine ulaşmak için hedeflerindeki kişiyi araç ve basamak olarak kullanıyorlar, o ayrı. Narsistler ise ebeveyn figürü ikamesine ihtiyaç duydukları için partneri idealize edip adanmış bir ilişkiye yelken açıyorlar.

Love Bombing Neden Yapılır?

Cevap üç kelime: İki kişilik dünya.

Narsisistik kişilik yapısındaki bireyler, tek başlarına yaşam içinde var olamazlar. Fiziksel ve somut bağlamı kastetmiyorum, duygusal ve psikolojik-bağ düzleminden söz ediyorum. Güvenli alan(safe base) ihtiyacını karşılayıp kendini emniyete alıp semirerek güçlenmek ister. Bunun en yaygın yolu partner&eş istencidir.

İdealizasyon aşaması narsisistik ilişkinin döngüsündeki ilk evre. Seni bir yere koyar — yüksek, parlak, mükemmel bir yere. Hoşuna gider. Biricik ve değerli hissedersin. Önemsiyor, paylaşamıyor, beni sahipleniyor düşünceleri gıdıklar. Sonra o yükseklikten düşüş başlar. Ama o düşüşü hissettiğinde çoktan bağlanmış olursun. Ve ilk günlerin o sıcaklığına geri dönmek için elinden geleni yaparsın. İlişkinin ilerleyen safhalarında özlenen, geri istenen safha işte bu love bombing-bal ayı- dönemidir.

Love bombing’in dilemmalı tarafı şu: Seni bağımlı kılan şey, yaşanan acı değil — yaşanan ilk eşsiz güzellik. Dünyadaki cennet. Unutulmaz anlar.

Love Bombing mi, Gerçek Yoğunluk mu?

Her yoğun başlangıç love bombing değil. Kişi heyecanlı olabilir, idealize etmeden karşısındaki kişiyi iştahla tanımayı arzuluyor olabilir. Kendi ideal partnerini sonunda bulduğuna inanmak değil; karşısındaki kişiyi görmek ve zaten gördüğü için de daha çok tanımak istiyor olabilir. Gerçekten kişiliğiyle, kendisiyle ilgilenildiğini insan hisseder.

Sürdürülebilirlik. Gerçek yoğunluk zamanla olgunlaşır. Temel sağlam atılmıştır, üstüne katlar çıkılır. Temel atılıp terk edilmez. Love bombing ise bir yanılsamalar ağıdır ve yanılsamalar hiçbir zaman sonsuza kadar sürdürülemez. Partnerinin nerede, nasıl ve ne zaman değiştiğini fark ettiğinde love bombing’in izini görmeye başlarsın.

Karşılıklılık. Sağlıklı yoğunlukta iki taraf da vardır. Love bombing’de ise bir taraf verir, diğeri alır, ta ki roller tersine dönene kadar. Öte yandan love bombing’de talep etmeden gelen arz vardır. Sen birşey istemesen bile önüne sunulur, serilir.

Sınırlara tepki. “Biraz yavaşlayalım” dediğinde ne oluyor? Gerçek ilgi bunu saygıyla karşılar. Love bombing bunu kaldıramaz. İllüzyonlar içinde gözü kör olmuş ve sana yapışmış olan partnerin, en ufak temassızlık talebini tehdit olarak algılar. Kendinle kalmak, zaman geçirmek, arkadaşların, ailenle vakit geçirme isteklerini paylaşman ters teper. Onun kadar sevmediğini, ilişkiye kendini adamadığını, eskisi gibi olmadığını, değiştiğini haykırır veya ima eder.

Love Bombing’in 8 Belirtisi

Love bombing yaşadığını sonradan anlayan kişilerin bazı ortak anlatılarını paylaşıyorum. Sen de bu deneyimlerden birçoğunu yaşadığını tespit edersen kader ortaklarının yanına seni de ekleyebiliriz:

  1. Aşırı hızlı yakınlık — İlk haftadan itibaren “seninle her şeyi paylaşabilirim”, “seni uzun zamandır tanıyor gibiyim” cümleleri
  2. Sürekli iletişim baskısı — Mesajlara geç dönünce kırgınlık, endişe ya da suçlama, sitem.Hep yan yana dip dibe olma beklentisi, uzakken mesaj arama, görüntülü konuşma talepleri. Bunaltıcı derecede iletişim
  3. Aşırı iltifat ve idealleştirme — “Hayatımda böyle birini görmemiştim”, “sen başkasın”, “diğerleri gibi değilsin.” Seni ayrı mertebeye koyar, yükseklere
  4. Gelecek planları çok erken — Henüz birkaç aylık ilişkide evlilik, taşınma, ortak projeler konuşuluyor, şu kadar çocuk yaparız, şurda yaşarız, hayal satma
  5. Hediye ve jestlerin orantısızlığı — İlişkinin derinliğiyle orantısız, aşırı hediyeler ve sürprizler, maddi şeylerle ruhu satın alma
  6. Yalnız kalma girişimi — Arkadaşlarınla, ailenle zaman geçirmeni fark edilmeden kısıtlamaya çalışır. “Seninle daha çok zaman geçirmek istiyorum” masum görünür ama sonucu izolasyondur(yalnızlaştırma)
  7. Mükemmel partnerin rolü — İlk dönemde her isteğine koşar, her söylediklerine katılır, her zevkini paylaşır. Aynalama yapar, senin için tüm olumlu olan şeylere ortak olur, olumsuz bulduklarına o da karşıdır. Annen, baban, kardeşin, sırdaşın, yoldaşın yani kısaca herşeyin olur. Aslında olmaz, öyle görünür. Bunu ilişkinin ilerleyen evrelerinde o “herşeyin” olan kişinin ortadan ruhen yok olmasıyla ve yalnız hissetmenle, onun “hiç” olmasıyla anlarsın
  8. Vazgeçilmezlik hissi — Kısa sürede “onsuz olmaz” hissine kapılırsın. Bu tesadüf değil, tasarım. Sıkı sıkıya bağlanma hissedersin fakat bu daha ziyade bağımlılıktır

O Dönem Neden Bu Kadar Güzel Hissettirdi?

Narsistler usta aynalayıcıdırlar. Neye ihtiyacın olduğunu, nerelerde duygusal boşluklarının olduğunu kestirip oralara yönelirler, bu elbette hoşuna gider. Bugüne kadar anlamsız, eksik, tamamlanmamış olan hayatına renk ve canlılık gelir. Geleceğe artık umutla bakıyorsun, O olsun da geri kalan herşey hallolur.

Yoğun ilgi, övgü ve bağlılık dopamin salgılatır. Gerçek anlamda. Nörobiyolojik bir etki bu — his yanılsaması değil, beyinde gerçek bir kimyasal tepki. Love bombing bu yüzden bağımlılık yaratan bir deneyim. Kişi değil, o dönemin verdiği his bağımlılığı yapıyor. Ve ilişki ilerledikçe o his azaldığında, kişi bilinçsizce o dönemi geri getirmeye çalışıyor.

Dopaminin üstünde oldukça duruluyor fakat hakkı yenen bir hormona değineyim; oksitosin. Güven, sıcaklık, temas, sarılma gibi tutku ve şehvetten ziyade şefkat, aidiyet duygularıyla ilintili olan bu hormon love bombing döneminde tavan yapar. Partner ilişkisi dışında ebeveyn – çocuk ilişki dinamiğinin getirisi olan konfor yaşanır. Üzerine titrenmesi, önemsenmek, bakım almak, düşünülmek, kıyamamak, biriciklik gibi duyarlı yaklaşımlar aşkın başka bir boyutudur.

Love Bombing Sonrası Ne Olur?

Yüceltme(İdealizasyon) aşaması biter. Ve çoğunlukla da bıçakla kesilir gibi biter.

Bir gün fark edersin: mesajlar azaldı. İltifatlar kesildi. Önceden her şeyin en iyisini hak eden sen, şimdi sürekli eleştirilen, yetersiz bulunan, hakir görülen birisin. Nerde o senin ayaklarını yerden kesen adam/kadın. Kafan karışır: Ne yaptım? Nerede hata yaptım? Nasıl o döneme dönebilirim?

İşte bu soru, narsisistik ilişki döngüsünde kısır döngüde kalmana odun atan bir sacayağıdır. Cevabı aramak seni sonsuz tavşan deliklerinde gezdirir. Elbette doyurucu bir cevap bulamazsın. Bulduğunu ve  çözüm olacağını sandığın şeyleri uyguladığında ilişkinin düzelmediği hüsranıyla hayal kırıklığı yaşarsın.

Narsisistik ilişkilerde ilk evreden ikinci evreye geçişe değersizleştirme(devalüasyon) denir. İdealizasyonun ardından gelen kaçınılmaz çöküştür. Love bombing ne kadar yoğunsa, bu düşüş o kadar sert hissedilir. Maruz kalan kasvetli duyguların altında boğuşur.

Love Bombing Fark Ettim — Ne Yapmalıyım?

Önce şunu söyleyeyim: Fark etmek cesaret ister. Özellikle hâlâ o kişiyi seviyorken, hâlâ o ilk günleri hatırlıyorken. Fakat unutma, iyi hissetmiyorsun, derbeder – bitap haldesin, o eski senden eser yok, arkadaşların ailen seni tanıyamıyor ve endişeleniyor, suçluluk duygularııyla cebelleşiyorsun ve o eski pırpır ilişkinin yerinde yeller esiyor. İşler iyiye gitmiyor. O’ndan ve ilişkinin mahiyetindense artık kendi ruh sağlığını öne koymanın zamanı gelmedi mi?

İçindeysen küçük testler yap. Büyük olmayan sınır testleri uygula. Nabız ölç, reaksiyona dikkat kesil. Büyük olmaması şu açıdan önemli; daha sonrasında kendi içinde kendine yüklenmemen için: “Ama haklı tabii reddettim onu, kırıldı, üzüldü, tek isteği benimle vakit geçirmekti”. Unutma sana alan bırakmıyorsa burda bir problem var demektir.

Örüntüyü gör. Tek bir iltifat değil, tek bir hediye değil, örüntüye bak. Süreklilik var mı? Karşılıklılık var mı? Sınır koyduğunda ne oluyor? İlk 2 ay jest ve sürprizler havada uçuşurken 3. ayda bıçak gibi kesildi mi? İbrenin ufak sapmalar göstermesine tahammül gösterebiliriz, 180° sapıyorsa alarm.

Seni tanıyanlarla konuş. Love bombing seni yavaş yavaş bazen de hızlıca izole eder. Arkadaşların artık seni yanlarında bulamıyor mu? Ailen onlardan uzaklaştığını mı gözlemliyor? Hayatın daraldı mı? Rutininde keskin değişiklik mi oldu? Bunlar bazı ipuçları.

Profesyonel destek al. Özellikle ilişki içindeysen ve kafan karışıksa: “Bu normal mi?” sorusunu tek başına yanıtlamak zorunda değilsin. Danışmanlık sürecinde bu soruya birlikte cevap bulabiliriz.

Sıkça Sorulan Sorular

Love bombing her zaman bilinçli yapılır mı? Hayır. Psikopatik yapıdaki bireylerde bilinç ve kasıt belirgindir — hedef odaklı ve stratejiktir. Narsisistik yapıdaki bireylerde ise love bombing bilinçdışı ihtiyaçlardan kaynaklı bir örüntüdür. Kişi “şimdi love bombing yapıyorum” diye düşünmez. O da yüksek duyguları ve heyecanı yaşar. Bu gözlemlenebilir.

Love bombing ile aşık olmak arasındaki fark nedir? Gerçek aşk zamanla derinleşir, sınırlara saygı duyar ve karşılıklı büyümeye alan açar. Karşısındakinin iyilik halini gözetir. Love bombing ise bir yoğunluk patlamasıdır; sürdürülemez, tek yönlüdür yani kördür ve sınır tanımaz. En belirgin fark: Gerçek ilgide “sen” görünürsün. Love bombing’de ise sen bir yansıma yüzeyi olursun, karşındakinin görmek istediği ideal kalıbın adresi olursun.

Love bombing yaşadım ve ilişki bitti. Neden hâlâ özlüyorum? Özlediğin kişiyi değil, o dönemi ve hisleri özlüyorsun. Senin de ilişkiden ve hayattan beklentilerin, arzuların, hayallerin var ve bunlara o kişiyle yakınlaştın. Bir kısmını deneyimledin, bir kısmı için de “bu kişiyle yaşayabilirim” potansiyeli verdin. Beynin dopamin ve oksitosin dönemine alışmıştı. Bu bir yas süreci. Ama geçmesi için o dönemin gerçekte ne olduğunu görmek gerekiyor. Özetle sırt çevirmemek ve yaşananları analiz etmek gerekiyor. Anladıkça çözünüyor, çözündükçe rahatlıyorsun. Bu görme süreci çoğunlukla tek başına değil, destekle daha akıcı ilerliyor.

Her yoğun başlangıçtan şüphe mi etmeliyim? Hayır. Şüpheyle değil, farkındalıkla yaklaş. Yoğunluk güzel olabilir. Soru şu: Bu yoğunluk seni büyütüyor mu, bağımlı mı kılıyor? Seni görüyor mu, kullanıyor mu? Sınır koyduğunda saygı görüyor musun yoksa pasif agresif davranışlar, öfke ile mi burun buruna geliyorsun?

Yaşadıklarını tanımlamak bazen yıllar alıyor. “İşte buymuş” dediğin an, iyileşmenin başlangıcıdır. Adını koymak, anlamlandırmak gibisi yok.

Narsisistik ilişkilerde love bombing görmüş, idealizasyondan değer düşürmeye geçişi yaşamış danışanlarla çalışıyorum. O dönemi anlamlandırmak, yas tutmak ve oradan çıkmak için yol arkadaşlığı yapmak istersen iletişim bilgilerim;

Randevu Al →


Bu yazı Psikolog Kağan AY tarafından kaleme alınmıştır. Bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez.

Kaynaklar:

  • Lancer, D. (2014). Conquering Shame and Codependency. Hazelden Publishing.
  • Hotchkiss, S. (2003). Why Is It Always About You? The Seven Deadly Sins of Narcissism. Free Press.
  • Vaknin, S. (2007). Malignant Self Love: Narcissism Revisited. Narcissus Publications.

Gaslighting Nedir? Gerçekliğini Bozan Manipülasyon

Gaslighting; manipülatif kişinin hedefindeki kişinin gerçeklik algısını sistematik olarak çarpıtması, sorgulatması ve zamanla yıkmasıyla sonuçlanan bir psikolojik manipülasyon çeşitidir. Kısaca: yaşadığını inkâr ettirilmek, hissettiğin şeye güvensizleştirilmek, aklının başında olup olmadığından şüphe ettirilmek, hafızanın sorgulatılması, kendine inancının kaybettirilmesi, şüphe ve kafa karışıklığı yaşaman, beyin sisi geliştirmen gibi psikolojik ve nörolojik problemler doğuran tehlikeli bir davranıştır.

Tanım basit, yaşaması hiç de öyle değil.

“Öyle Bir Şey Olmadı”

Bir sahneyi düşün.

Akşam yemeğinde partnerin sana sert bir şey söyledi. Bunu duydun, hissettin, içinde bir şeyler kasıldı. Kalbin cızladı, miden ağrıdı. Ertesi gün bunu dile getirdin — ya da getirmeye çalıştın. Tam olarak ne yaşandığını anlatmaya başladığında karşındaki sana baktı ve dedi ki:

“Öyle bir şey olmadı.”

Ya da:

“Yanlış hatırlıyorsun.”

Ya da klasik:

“Yine abartıyorsun?”

Ve sen bir an için duraksadın. Acaba gerçekten yanlış mı hatırladım? Belki ben çok hassasım. Belki fazla yükledim üstüne. Belki haklıdır…

İşte tam da o duraksama anı — gaslighting’in tohumlarının filizlendiği andır. Bir kez, iki kez, beş kez, yüz kez yaşandıktan sonra artık kendi gerçekliğine yabancılaşırsın. Kafanda bir sis oluşur. Neye inandığını, ne hissettiğini, ne yaşadığını bilemez hale gelirsin. Gerçeklikle bağlantın yavaş yavaş kopar, ayakların yere basmaz, kendine olan güvenin biter.


Gaslighting Kelimesi Nereden Geliyor?

1944 yapımı “Gaslight” adlı film. Hikâyede koca, karısını miras için manipüle etmek amacıyla onun aklını kaybettiğine inandırmaya çalışır. Bunu nasıl yapıyordu? Evin gaz lambalarını kısıyor — ama karısı bunu fark ettiğinde “hayır, lambalar aynı, değişiklik yok, sen hayal görüyorsun” diyor. Küçük küçük, tutarlı, ısrarcı bir gerçeklik bükülmesi ve çarpıtması.

Bugün psikoloji literatüründe bu kavram, bir kişinin, ötekinin öznel gerçeklik algısını sistematik olarak zayıflatmasını tanımlamak için kullanılır. Ve maalesef narsisistik ilişkilerde sıkça karşıma çıkan, en yıkıcı manipülasyon taktiklerinden biri. Burda önemli gördüğüm bir ayrıma değinmeliyim. Yaygın bilinenin aksine pür narsisistik kişilikler gaslighting yapmaz. Psikopat veya habis narsistler(psikopari + narsisizm) gaslightinge baş vurur. Hedef odaklılık yani bilinç ve kasıt, psikopatiye özgü ayırıcı davranıştır.

Gaslighting Nasıl İşler? — Üç Aşamalı Yıkım

Danışmanlık yaşamımda şunu gözlemledim: Gaslighting bir anda gerçekleşmiyor. Sürece yayılan ve sinsice yer eden birşey. Tespit edilmesi zor. Su gibi akıyor, yavaş yavaş işliyor. Kişi ancak periyodik olarak yakın bir arkadaş ve/veya terapist ile çalışırsa bu dış gözler sezip gözlemleyebilir. İçinde olan kişinin görebileceği denli birşey değil.

Aşama 1: Küçük inkârlar

Başta büyük şeyler olmaz. Küçük, sıradan anlar. “Öyle demedim.” “O konuşma olmadı.” “Yanlış anladın.” Her seferinde kendini biraz daha sorgularsın. “Belki gerçekten yanlış anladım.” Doğal bir tepki bu — zira sevdiğin, güvendiğin biri seni yalancı konumuna sokmaz değil mi? Ama sokuyor işte. Kuzu postuna bürünmüş kurtlar hayatın içinde.

Aşama 2: Güvenilirliğinin zayıflatılması

Artık sadece anlar inkâr edilmiyor. Sen inkâr ediliyorsun. “Çok duygusalsın.” “Her şeyi kişiselleştiriyorsun.” “Seninle konuşmak zor, çünkü her şeyi çarpıtıyorsun.” Fark ediyorsan davranışlardan mevzu çıktı, şahsiyetine yöneldi saldırı. Benlik tehlike ve tehdit altında. Yavaş yavaş zihninde iç ses oluşuyor: “Ben mi sorunluyum acaba?, bende mi bir problem var?” Bu ses ne kadar sık çalarsa, karşındakinin sesine o kadar çok yer açarsın. Cümleler belli noktadan sonra soru cümlelerinden çıkıp tespit cümlelerine döner; “evet ben yine yanlış algıladım”.

Aşama 3: Gerçeklik algısının çöküşü

Bu aşamada kendi hislerine ve sezgilerine güvenmemeye başlarsın. “Üzgün olma hakkım var mı bilmiyorum.” “Ben abartıyorum.” “O haklıdır, ben aşırı tepki veriyorum.” Artık ne hissettiğini karşındakinden onay alarak belirlemeye çalışırsın. Yaşadıklarının teyidini tam da bozan aynı merciden, ondan alırsın. O da işine gelen durumlarda onay verir, gelmeyen durumlarda vize vermez. Böyle böyle hayatının kontrolü onun eline geçer, kısıtlanmış ve sıkışmış bir yaşama sahip olmaya başlarsın.

Gaslighting mi Yaşıyorum? — 10 İşaret

İçimndeyken görmek çok zor demiştim, dışarıdan bakınca netleşiyor. Şu işaretler tanıdık geliyorsa, gaslightinge uğruyor olabilirsin:

  1. Sürekli kendin hakkında şüphe duyuyorsun — “Ben mi aşırı tepki verdim?” sorusunu çok sık soruyorsun. Kararsız bir insan olabilirsin fakat kararsızlığının dozu iyice arttı, hayatının çeşitli alanlarında hatta en basit şeylerde dahi kararsızlık yaşıyorsun
  2. Hafızana güvenemiyorsun — “Belki gerçekten yanlış hatırladım” düşüncesi sık geliyor, yaşanmış olduğu söylenen(yaşanmamış da olabilir!) şeyleri hatırlamıyorsun
  3. Özür dilemek refleks haline geldi — Ne olduğunu tam anlamadan özür dilerken kendini buluyorsun, haklı olduğuna emin olduğun meselelerde dahi özür dileyen tarafsın
  4. Partnerinin olmadığı ortamlarda daha iyi hissediyorsun — Bunu kendine itiraf etmekte güçlük çekiyor olabilirsin
  5. Başkalarına anlatmakta zorlanıyorsun — Çünkü dışarıdan saçma görülüyor, “neden ayrılmıyorsun ki” cevabını alıyorsun veya almaktan korkuyorsun, paylaştığın şeyler soyut ve psikolojik olduğu için anlaşılması güç. En yakınların dahi anlamazsa hatta üstüne sana hak vermezse yıkım perçinleniyor
  6. Her şey senin “aşırı duyarlılığına” bağlanıyor — Bir şeyi dile getirdiğinde konu hep sana dönüyor; hassassın, alıngansın, kırılgansın deniyor
  7. Mutlu olduğun anlarda bile olumsuzluk takip edecek beklentisi içindesin — İyi hissettiğin, mutlu, huzurlu bir periyodu bu atmosferin bozulacağına yönelik düşünce ve hisler izliyor. “Çok güldük, ağlamasak bari!”
  8. Eski sen ile şimdiki sen arasında derin bir uçurum var — Kim olduğunu hatırlamakta güçlük çekiyorsun, kendine yabancılaştın ve uzaklaştın, eskiden neler hoşuna giderdi, nelerden keyif alırdın, neler seni rahatsız ederdi unuttun
  9. Kendi gerçekliğini savunmak için kanıt toplamaya başladın — Mesajları, tarihleri, detayları saklıyorsun, diyalogları ses kaydı veya kameraya alma ihtiyacı duyuyorsun
  10. “Belki haklıdır” düşüncesi artık ilk düşünce — Kendi perspektifin değil, onunkini esas alıyorsun, önde gelen onun doğruluğu

Eğer bu işaretlerin çoğu tanıdık geliyorsa: bu senin “aşırı duyarlılığın” değil. Yaşadıklarının temeli var. Sadece kanıtlanması mümkün olmadığı için akıl sağlığını sorguluyor, kendine haksız yere yükleniyorsun.

Gaslighting Neden Bu Kadar Etkili?

Bunu anlamak mühim — çünkü insanlar kendilerine sıkça şunu soruyor: “Nasıl fark etmedim? Nasıl izin verdim, müsade ettim??

Cevap şu: İzin vermedin. Kandırıldın.

Gaslighting, güven zemininde işleyen bir taktik. Sevdiğin, önemsediğin, hayatını odakladığın kişi, yol arkadaşın sana yalan söylüyor — ama o yalan öylesine tutarlı, öylesine ısrarcı ve öylesine güvende yaşanan bir bağlamda geliyor ki beyinin buna direnç geliştirmesi son derece güç. Hiç beklemediğin adresten geldiğini düşün. Düşmanı dışarda aramak kolay, en yakınından gelmesine ihtimal vermiyordun. İpuçlarını ise konduramama, beklememe gibi savunma mekanizmalarından ötürü görmezden geliyordun.

İşte bu çetrefiller— hem sevgi hem acı, hem güven hem şüphe — gaslighting’i bu kadar uzun süre görünmez kılan şeyler.

Gaslighting ile Yanlış Anlaşılmak Arasındaki Fark

Hepimiz zaman zaman birbirimizi yanlış anlıyoruz. İletişim kazaları yaşıyoruz. Bu normalin parçası. Peki gaslighting ile yanlış anlaşılmayı birbirinden ne ayırıyor?

Niyeti: Yanlış anlaşılma kasıtsızdır ve düzeltme isteği doğurur. Esnektir ve yanlışlığın kabulü bulunur, değişime yönelinir. Gaslighting ise tutarlı, ısrarcı ve eleştiriyle karşılaşıldığında daha da yoğunlaşır, katıdır, köşelidir.

Örüntüsü: Yanlış anlaşılma izole, kendi içinde bir olaydır. Gaslighting bir örüntüdür — her seferinde aynı mekanizma, farklı içerikle tekrarlar, sistematiktir.

Sonucu: Yanlış anlaşılmadan sonra her iki taraf da kendini duyulmuş ve anlaşılmış hisseder. Anlaşılma olmasa bile kaale alınma, dinlenilme ve çaba iyi gelir. Gaslighting’den sonra mağdur kişi kendini daha sinmiş, daha şüpheli, daha yorgun hisseder.

Basit bir kural: Eğer her anlaşmazlıktan sonra sen daha az güveniyor, karşındaki daha doğrulanmış çıkıyorsa — bu bir iletişim sorunu değil, bir güç oyunu. İlişkide değil de rekabetin olduğu bir savaş içinde bulunuyor olabilirsin!

Gaslighting Fark Edince Ne Yapmalı?

Fark etmek, iyileşmenin ilk ve en zorlu adımı. Fark ettikten sonra şunları yapabilirsin:

Kayıt tut. Soyut değil, somut. Yaşananları tarihleriyle, ne söylendiğiyle not et. Bu hem kendi gerçekliğini pekiştirmek için hem de zamanla örüntüyü net görmek için işe yarıyor. Savunma amaçlı değil, netlik amaçlı bir kayıt bu. Söz uçar, yazı kalır. Atalarımız hakikatleri çok evvelden vurgulamış.

Güvendiğin biriyle konuş. Gaslighting ilk aşamada seni izole eder — hem karşındaki bunu besler hem de sen kendi başına çözmeye çalışırsın. Güvendiğin, yargılamayan biriyle yaşadıklarını paylaş. Psikoloji, soyut meseleler ile ilgili ve kesinlikle direkt yorum katmayacak, eşlik edebilecek nitelikte olmalı. Yakınlarında böyle biri yoksa psikolog desteği al. Dış perspektif, içindeki sisin dağılmasına yardımcı olur.

Kendi hislerine geri dön. “Ne hissettim?” sorusunu sor — “Haklı mıydım?” değil. Hisler doğru ya da yanlış değildir, vardırlar. Onlara geri dönmek, kendi gerçekliğine geri dönmektir. Hislerine ulaşamıyorsan yavaşla. Hislerine ulaşıp bağlantı kuruyorsan “bu sadece bir his, doğruları yansıtmıyor” hatasına düşme. Kendini kandırma illüzyonu, gaslighting uygulayıcısının en sadık hizmetkarıdır.

Profesyonel destek al. Bu noktayı en son söylüyorum ama en önemlisi. Gaslighting’in bıraktığı iz — özgüven kaybı, gerçeklik algısındaki çözülme, kronik şüphe — tek başına çözülmesi son derece güç bir tablodur. Narsisizm, manipülasyon, duygusal istismar, toksik ilişkiler, travma bağı gibi temalarda uzmanlaşmış bir psikolog ile bu sisi dağıtmak, hem daha hızlı hem daha sağlam oluyor. Tekrar benzer tuzaklara düşmekten de uzak tutan birincil panzehir.

Gaslighting Yapan Kişi Bunu Biliyor mu?

Danışanlarımdan sıklıkla aldığım soru. Kasıtlı ve bilinçli yapılır. Yazımın başlarında belirttiğim psikopati – narsisizm ayrımı bu soruda kritik ayrımı yapmamızı sağlar.

Narsisistik kişilik yapısındaki bireyler çoğunlukla kendi anlatılarına gerçekten inanır. Olayları zihinsel olarak yeniden çerçeveler ve o çerçeve onlara gerçek gelir. Bir nevi gerçekliği eğip bükmek demektir. Narsistler yapıp ettiklerinin farkında değildir, büyük bir bilinçsizlik okyanusundadırlar. Hedefindeki kişiyi de kandırır kendini de kandırır. Psikopatlar ise hedeflerine zarar verirken kendilerini her zaman kârlı çıkarırlar. Bu konuda Youtube kanalımda bir video var, detaylı bilgilenmek istersen:

Sıkça Sorulan Sorular

Gaslighting sadece romantik ilişkilerde mi olur? Hayır. İş yerinde yönetici-çalışan, ailede ebeveyn-çocuk, arkadaşlıklarda da gaslighting gerçekleşebilir. Her güç dengesizliğinin olduğu ilişkide bu taktik zemin bulabilir. Ancak en derin hasarı bıraktığı alan, güven ve bağlılığın en yüksek olduğu yakın ilişkilerdir.

Gaslighting yapan kişi değişebilir mi? Farkındalık ve motivasyon varsa, terapi sürecinde bir dönüşüm mümkün. Ancak kişinin önce davranışını kabul etmesi gerekiyor — ki bu psikopatik narsist yapıdaki bireylerde son derece nadir karşılaşılan bir durum. “Değişeceğim” sözü, somut davranış değişikliğiyle desteklenmiyorsa bir vaat değil, başka bir manipülasyon taktiğidir. Geçiştirme ve günü kurtarma anlamına gelir.

Gaslighting ne kadar sürer? İlişki sürdükçe devam edebilir. Tek seferlik oldu bitti bir kriz değil, kronik bir örüntüdür. Kimi danışanlarım 10-15 yıl sonra fark ediyor ne içinde olduklarını. Bu bir başarısızlık değil; gaslighting’in en sinsi özelliği, görünmez olması.

Gaslighting sonrası iyileşmek mümkün mü? Kesinlikle. Ama zaman istiyor ve destek gerektiriyor. Kendi gerçekliğine geri dönmek — hislerine güvenmek, kararlarını onaylatmadan almak, “ben mi aşırı tepki veriyorum?” sorusunu sormadan yaşayabilmek. Bu bir süreç. Ve her süreç gibi, bir yerden başlıyor. Şunu da söylemem gerekir ki farkındalık ve idrakler bir anda gelmiyor. Zamana yayılarak ve parça parça geliyor. Kişinin egosunu koruyan, ağır yüklerin altında kalmasını engelleyen koruyucu bir mekanizmadır.

Tanıdık Geldiyse

Okuduklarını tanıdık buluyorsan, içinde bir şeyler kıpırdıyorsa doğru yerde olabilirsin.

Narsisistik ilişkilerde gaslighting görmüş, kendi gerçekliğinden uzaklaşmış danışanlarla çalışıyorum. Bazen tek bir seans bile o sisi yeterince dağıtabiliyor: “Ben çıldırmıyordum, aklımı kaçırmıyordum. Olan şeyleri doğru hissettim.” O anları zaman geçtikten sonra değerlendirmek, bir şahit eşliğinde bunu gerçekleştirmek iyileşmenin kapısını aralıyor.

Eğer yaşadıklarını anlamlandırmak, nerede durduğunu netleştirmek istiyorsan;

Randevu Al →


Bu yazı Psikolog Kağan AY tarafından kaleme alınmıştır. Bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez.

Kaynaklar:

  • Sweet, P. L. (2019). The sociology of gaslighting. American Sociological Review, 84(5), 851–875.
  • Stern, R. (2007). The Gaslight Effect. Morgan Road Books.
  • Johnson, V. E., Nadal, K. L., Sissoko, D. R. G., & King, R. (2021). “It’s Not in Your Head”: Gaslighting, ‘Splaining, Victim Blaming, and Other Harmful Reactions to Microaggressions. Perspectives on Psychological Science.

Narsisizm Nedir? | Kapsamlı Rehber

Narsisizm; kişinin kendisini aşırı önemli, ayrıcalıklı ve üstün görmesi, devamlı hayranlık beklemesi ve başkalarına empati kuramamasıyla karakterize bir kişilik yapılanmasıdır. Halk arasında “kendini beğenmişlik” olarak bilinen bu kavram, psikoloji biliminde daha derin ve kompleks bir tablodur. Narsisistik Kişilik Bozukluğu (NKB) olarak tanımlanan klinik boyutu ise Amerikan Psikiyatri Birliği’nin DSM-5 tanı kılavuzunda yer alan, uzman desteği ve müdahalesi gerektiren bir kişilik bozukluğudur.

Narsisizm son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle sıkça konuşulan bir kavram haline geldi. “O kesinlikle narsist” cümlesini her yerde duyar olduk. Ancak bu yaygınlık beraberinde büyük bir kavram karmaşası da getiriyor: Gerçek narsisistik kişilik bozukluğu ile bencillik, özgüven ya da zor mizaç arasındaki farklar nelerdir? Hazırladığım rehberimde bu soruyu, klinik bilgi ve danışmanlık pratiğimden edindiğim deneyimler ışığında sizler için yanıtlıyorum.

Narsisizm Ne Demek?

Narsisizm kavramı, Yunan mitolojisindeki Narcissus(Narkissos) efsanesinden gelir. Efsaneye göre Narkissos, bir gölde kendi yansımasına âşık olmuş ve bu yansımaya ulaşamadığı için Tanrılar tarafından cezalandırılmıştır. Bu mit, psikolojide benliğe aşırı bağlılığın, dış dünyanın yerine iç dünyanın ön plana geçmesinin simgesi haline gelmiştir. Yalnız kesinlikle karıştırılmasın; bu dengeli bir özsevgi asla değildir bilakis kişinin kendine saplanması, dış dünyadaki şahıs ve nesneleri algılayamaması(görememesi), dikkatinin içte kalması demektir. Otoerotizm kavramı narsistleri iyi açıklar.

Sigmund Freud bu kavramı 1914 tarihli “Narsisizm Üzerine” adlı makalesinde psikoloji literatürüne kazandırmıştır. Freud’a göre çocukluk döneminde yaşanan “birincil narsisizm” normaldir; sorun yetişkinlikte bu yapının katılaşarak sürmesidir. Günümüz psikoloji anlayışında ise narsisizm hem günlük yaşamda gözlemlenen bir kişilik meyli hem de klinik olarak tanımlanmış bir bozukluk olarak iki ayrı düzlemde ele alınmaktadır.

Önemli bir ayrım yapalım: Hepimizde belirli ölçüde narsisistik özellikler bulunur. Şule Öncü hocanın kitabına “Hepimiz Narsistiz” ismini vermesi yerli ve anlaşılır. Özgüven, başarı hırsı, kendini değerli hissetme, çevrenin takdirini istemek — bunlar sağlıklı narsisizmin parçasıdır. Sorun, bu özellikler kişinin ilişkilerine, işine ve çevresindekilere zarar verecek düzeye ulaştığında ve empati kapasitesini yok ettiğinde başlar. Biraz daha açarsam; beşer olarak hepimiz görülmek, odak olmak, ilgi almak, ön planda olmak isteyebiliriz. Bu ihtiyaçlarımızı yer yer karşılarsak keyfini sürebilir, karşılanmadığında pek iyi hislere sahip olmayabiliriz fakat bu deneyimleri vermeyen kişilere öfke, nefret, kırgınlık beslemeden hayatımıza devam edebiliriz. İşte narsist bireylerin farkı tam olarak burda açığa çıkmakta. Talep ettikleri duygu ve deneyimleri “zorlantılı” ve mutlaka karşılanması yönünde beklentili ruh halinde bulunmaları…

Narsisistik Kişilik Bozukluğu Nedir?

Narsisistik Kişilik Bozukluğu (NKB), DSM-5’te şu 9 temel ölçütle tanımlanır. Tanı koyulabilmesi için bu özelliklerden en az 5’inin tutarlı ve yaygın bir örüntü oluşturması gerekir:

  1. Büyüklenmeci benlik algısı — başarılarını ve yeteneklerini abartır, herhangi bir başarı olmaksızın üstün varlık olarak tanınmayı bekler
  2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da ideal aşk fantezileriyle aşırı biçimde meşgul olma
  3. Kendini “özel” ve eşsiz görme — yalnızca diğer özel ya da üst statülü kişilerle ya da kurumlarla ilişki kurulabileceğine inanma
  4. Aşırı hayranlık beklentisi
  5. Hak sahibi olma duygusu — özel bir muamele görmeyi ve isteklerine otomatik uyum sağlanmasını bekleme
  6. Kişilerarası sömürücü davranış — kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarından yararlanma
  7. Empati eksikliği — başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını tanıma veya tanımak isteme güçlüğü
  8. Başkalarını çoğunlukla kıskanma ya da başkalarının kendini kıskandığına inanma
  9. Kibirli, küçümseyici tutum ve davranışlar

Kaynak: American Psychiatric Association, DSM-5 (2013)

Burada kritik bir noktanın altını çizmek gerekiyor: Bu kriterlerin bir listesini okuyup kendi kendinize ya da başkasına tanı koymamalısınız. Tanı, bütünlüklü bir klinik değerlendirme gerektirir. Ancak bu kriterleri bilmek, narsisistik örüntüleri fark etmek açısından son derece değerlidir. Ülkemizde tanı/teşhis yetkisi psikiyatristlerdedir.

Öte yandan ABD ve Avrupa barı medeniyetlerinin kıstaslarının tam anlamıyla kültürümüzü karşılamadığını düşünmekteyim. Kültürel farklardan ötürü o medeniyet ve toplumlarda kıstas alınan etmenler, kültürümüzü yansıtmamakta. Kendi ölçek ve sosyolojik değerlendirmelerimizi oturtarak tanı kriterlerimizi oluşturmamız gerektiği kanaatindeyim. Örnek verecek olursam; kök aile, gelin-kaynana sorunları İngiltere’de görülmeyebilirken ülkemizde her iki evlilikten birinde görülmekte. Bu büyük bir fark. Narsisizmi kök aile dinamiklerinden ayrı tutmamamız gerekir. Şahıs bozukluğu olarak geçse de, pratik yaşama yüzümüzü döndüğümüzde davranış kalıplarının ayırıcılığı konusunda daha itinalı olunmalıdır.

Narsisizm Türleri Nelerdir?

Gerek klinik literatürde gerek de danışmanlık pratiğimde en sık karşılaşılan üç temel narsisizm türü var. Bu ayrımı bilmek önemlidir; çünkü her tür farklı bir görünüm sergiler ve farklı ilişki dinamikleri yaratır. Bir türe odaklanıp şüphe bulunan kişide belirti ve emareler yoksa narsist değil deyip bypass(gözden kaçırma) yapılabilir.

1. Büyüklenmeci (Grandiyöz)(Klasik) Narsisizm

En çok bilinen türdür. Bu kişiler kendilerini açıkça üstün gösterir, dikkat çeker, her ortamda merkez olmaya çalışır ve eleştiriye şiddetle tepki verir. “Klasik narsist” olarak da adlandırılır. Toplantılarda sözü sürekli ele geçiren, her başarıyı kendine mal eden, iltifat gelmediğinde soğuyan ya da agresifleşen kişiler bu kategoriye girer. Spot ışığı üstünde olmalıdır. Özbakım, dış görünüş, kılık kıyafet gibi konularda ben burdayım der.

Bu tür narsisizm dışarıdan göreceli olarak daha kolay fark edilir. Ancak özellikle karizmatik, başarılı ya da güçlü kişilerde büyüklenmeci narsisizm uzun süre “özgüven” ya da “liderlik” olarak yorumlanabilir. Rekabetçi ve hırslı kişilerdir.

2. Kırılgan/Covert (Gizli) Narsisizm

Dışarıdan mütevazı, hatta zaman zaman çekingen görünür. Ancak içinde derin bir üstünlük duygusu taşır. Örtük kibirleri vardır. Bu kişiler kurban rolüne bürünür, haksızlığa uğradıklarını düşünür, sürekli mağdurdur, sessiz cezalandırma(silent treatment) ve duygusal geri çekilmeyi sıkça kullanır. Empat görünümü altında gizlenebildiği için tanımlanması en zor türdür. Merhametli, el veren, acıma duygusu bulunan, iyilik meleği gibi görünümleri olabilmektedir.

Danışmanlık süreçlerinde özellikle uzun süreli ilişkilerde kırılgan narsisizm en fazla hasar bırakan türlerden biridir; çünkü mağdur uzun süre ne yaşadığını net olarak adlandıramaz. Kafa karışıklığı(konfüzyon), konduramaz; “ama şöyle iyi tarafları var!”. Bu kişiliklerin çetrefilli olmasının en büyük sebebi zaten bu ikili-dual yapılarıdır: Yaralı çocuk, kötü anne(yetişkin). Tam da bu konuda Online Video ve Ses Kaydı Platformum NarsistvEmpat‘a katılarak narsisistik suistimalden özgürleşmek için ilk adımını bugün atabilirsin.

(Bu konu hakkında ayrıntılı rehber: Kırılgan Narsistler — Sinsi Narsisizmin Görünmeyen Belirtileri

3. Kötücül (Malignant) Narsisizm

Narsisizmin en ağır biçimidir. Büyüklenmeci narsisizmin özelliklerine ek olarak antisosyal kişilik örüntüleri, paranoya ve sadistik eğilimler de gözlemlenir. Bu kişilerle uzun süreli yakın ilişki, en yüksek psikolojik hasarı ve travmayı yaratır. Tedaviye en dirençli tür olup profesyonel destek zorunludur fakat tabii ki kabul etmezler. Narsist + Psikopat kişiliklerinin bir arada yani aynı bünyede toplanmasıdır. Fiziksel şiddet, finansal ve cinsel istismar, yok sayma, sömürme, kullanma, belli hedefler için birliktelik, karşısındakini özne olarak değil nesne olarak görme, makyavelizm gibi birçok yıkıcı özellik barındırırlar.

Narsist Nasıl Anlaşılır? — 10 Temel Uyarı İşareti

Yıllarca danışmanlık pratiğimde danışanlar sıkça şunu sorar: “Bunu daha önce neden fark edemedim?”, “Nasıl göremedim!”. Narsisistik kişilik özellikleri, özellikle ilişkinin ilk döneminde — yüceltme(idealizasyon) sürecinde — son derece iyi gizlenir. Tespiti mümkün olmaz. İşte zamanla belirginleşen temel uyarı işaretleri:

  1. “Aa benim de şöyle birşey olmuştu” — Sohbetleri kendi üzerine çeker, başkasının konusunu hızla kendisine bağlar. Dikkat dışarıya yöneldiğinde rahatsızlık belirgin biçimde artar.
  2. Hayran olacaksınız! — İltifat ve onay gelmeyince soğur, mesafe koyar ya da cezalandırır. Hayranlık bir ihtiyaç değil, bir zorunluluktur.
  3. Eleştiri mi, o da ne? — Yapıcı geri bildirim bile kişisel saldırı olarak algılanır. Karşılığında aşağılama, derin sessizlik (silent treatment) ya da öfke patlaması gelir.
  4. Empati yokluğu — Karşısındakinin duygularıyla gerçek anlamda ilgilenmez. “Abartıyorsun”, “çok hassassın”, “kafanda kuruyorsun”, “yine başladın”, “herkes böyle yaşıyor” ifadelerini sıkça kullanır. Duygu ve hislerle ilişkilenmez, herşeye akıl ve mantık süzgecinden bakar.
  5. İlişkileri çıkar aracı olarak görme — Yakın çevresiyle ilişkileri, ne kazanabileceği üzerinden kurar ve sürdürür. İşe yaramayan ilişkiler soğuk biçimde terk edilir.
  6. Gaslighting — Yaşanan olayları çarpıtır, inkâr eder ya da yeniden çerçeveler. “Öyle bir şey olmadı”, “yanlış hatırlıyorsun”, “sen çok abartıyorsun” cümleleri zaman içinde karşı tarafın gerçeklik algısını zayıflatır. (Gaslighting nedir? Kapsamlı rehber)
  7. Kıskançlık ve gizli rekabet — Yakınlarının başarısını bile tehdit olarak algılayabilir. Sevinmek yerine minimize eder ya da kendi başarısıyla gölgeler. Arkadaşları ve diğer yakınları dahil hatta başta olmak üzere başkalarının başarı ve mutluluğunu paylaşmaz, rahatsız olur.
  8. Hak sahibi olma duygusu — Kurallara uymak zorunda olmadığına inanır, özel muamele bekler. Beklentisi karşılanmadığında tepkisi orantısız olur. Ayrıcalıklı bir kendilik algısına sahiptir.
  9. Love bombing — İlişkinin ilk döneminde aşırı ilgi, hediye, yoğun mesajlaşma ve sevgi bombardımanı yaşanır. Narsist tam anlamıyla partnerine odaklıdır, hayatının merkeziymiş muamelesi ile davranır. Bu aşama, bağlanmayı -daha doğrusu bağımlılığı- hızlandıran ve ilerleyen süreçteki davranış değişikliğini anlamlandırmayı zorlaştıran bir tuzaktır. (Love bombing nedir? Detaylı rehber)
  10. Karanlık ve aydınlık iki yüz — Dışarıda karizmatik, çekici ve etkileyici; yakın ilişkide kontrol eden, aşağılayan ve yıpratıcı. Bu ikili yapı, yakınlarının yaşadıklarını ifade etmesini ve başkaları tarafından anlaşılmasını zorlaştırır.

Narsisizm Neden/Nasıl Gelişir?

Narsisistik kişilik bozukluğunun tek bir nedeni yoktur. Araştırmalar üç temel faktör grubunun etkileşiminden söz eder:

Erken çocukluk deneyimleri: Aşırı şımartılma ve koşulsuz idealleştirilme ya da tam tersi — sürekli eleştirilme, duygusal ihmal ve değersizleştirilme — narsisistik savunmaların gelişimine zemin hazırlayabilir. Narsisizmin özünde gerçek anlamda sağlıklı bir benlik algısı değil, aslında derin biçimde kırılgan bir özsaygı yatar. Büyüklük hissi bu kırılganlığı örten bir savunma mekanizmasıdır. Yani telafidir. Yüksek yüksek özgüvenin altından özgüvensizlik, aşırı kendiyle barışık ve parlamanın ardında sönüklük ve kasvet bulunur.

Ebeveynlik biçimi: Çocuğun sınırlarını tanımayan, her isteğini yerine getiren ve onu olağanüstü gören ebeveynlik; ya da tam tersi, duygusal olarak soğuk, mesafeli ve sürekli eleştiren ebeveynlik — her iki uç da narsisistik gelişim için risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Sağlıklı gelişim için ne sınırsız hayranlık ne de duygusal yokluk — tutarlı, koşulsuz sevgi ve gerçekçi sınırlar gerekir. Davranışı yerine şahsiyeti övülen çocuk pohpohlanır, prens&prenses gibi hissettirilir, ayrıcalıklı olduğuna inandırılır ve sağlıklı biçimde narsisizmi kırılmamış olur. Haliyle bu çocuk, yetişkinliğe de bu algıyla geçecektir, geçmek isteyecektir. Pohpohlanan çocuk klasik; ihmal edilen, kırılan çocuk gizli narsisizm geliştirecektir.

Nörobiyolojik etkenler: Beyin görüntüleme çalışmaları, NKB’li bireylerde empatiyle ilişkili beyin bölgelerinde — özellikle insular korteks ve anterior singulat korteks’te — yapısal ve işlevsel farklılıklar olduğunu göstermektedir. Bu bulgular narsisizmin yalnızca bir “karakter sorunu” olmadığını; biyolojik bir zeminin de bulunduğunu ortaya koymaktadır. Elbette bu konuda tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan tartışması yapılabilir.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu Tedavi Edilir mi?

Bu, danışmanlık süreçlerimde en sık sorulan sorulardan biri ve dürüst bir yanıtı hak ediyor: NKB tedavi edilebilirdir yani mümkündür, ancak imkansıza yakın derecede zorlayıcıdır.

Temel güçlük, narsisistik kişilerin büyük çoğunluğunun bir sorunları olduğunu kabul etmemesidir. Terapiye genellikle kendi iradesiyle değil; ilişki krizi, iş kaybı, depresyon ya da eşin ısrarı gibi dışsal baskılar nedeniyle gelirler. “Ben narsistim, değişmem gerekiyor” motivasyonuyla gelen vaka oldukça nadirdir. Bu vakalar narsisistik spektrumda şiddetli seviyede olmayan, daha esnek, ılımlı kişiliklerdir.

Bir şekilde terapi almaya niyetlenen narsisistik kişiyle aslında çok güzel sonuçlar alınabileceğine inanıyorum. Güvensizliği, terapiste güvenerek egale edebiliriz. Yansıtmaları, zor da olsa fark ettirebiliriz. Mesele ilk adımı atmaya gönülsüz olmaları, diğer büyük mesele de ilk adımı attıktan sonra yolda sahte benlikten sıyrılırken çekilen acı ve yoğun duygulardan dolayı devam edememeleridir.

Şema Terapi: Erken dönem uyumsuz şemaları ve bu şemalardan kaynaklanan başa çıkma biçimlerini hedef alır. NKB için araştırma kanıtları en güçlü terapötik yaklaşımlardan biridir. Uzun soluklu ve yoğun bir süreç gerektirir.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Çarpık düşünce kalıplarını ve bu kalıpların davranışa yansımasını fark etmeyi ve dönüştürmeyi hedefler. Özellikle eşlik eden depresyon veya anksiyete durumlarında etkili biçimde kullanılabilir. Kişiliğin temelden ve sarsıcı dönüşümleri için yetersiz kalır.

Transferans Odaklı Psikoterapi: Terapistle kurulan ilişki dinamiği üzerinden kimlik yapısını ve ilişki örüntülerini ele alan bir yaklaşımdır. Otto Kernberg tarafından geliştirilen bu yöntem, kişilik bozuklukları için özelleşmiş bir terapi modelidir. Kendisi dünya çapında bu spesifik bozuklukte otoritedir.

Önemli not: Eğer narsisistik bir kişiyle ilişkide olduğunuz için destek arıyorsanız — “o değişecek mi?” sorusunu bir kenara bırakarak önce kendi kişisel gelişim ve tekamülünüze odaklanmanızı öneririm. Narsisistik ilişki sonrası oluşan travma, özgüven kaybı ve gerçeklik algısının bozulması; uzman desteği gerektiren bir süreç oluyor.

Narsisistik Bir İlişkide misiniz? Kendinizi Tanıyın

Narsisistik bir kişiyle yakın ilişkide olanlar — ister partner, ister ebeveyn, ister iş arkadaşı — zaman içinde şu belirtileri yaşayabilir:

  • Sürekli “yanlış anladım” ya da “ben mi abartıyorum” hissi
  • Özgüven ve öz saygının yavaş yavaş erozyona uğraması
  • Karşınızdakinin ruh halini önceden tahmin etmeye çalışmak için sürekli tetikte olma
  • Sevdiklerinizden farkında olmadan uzaklaşma
  • O biliyor; ben beceremem, anlamam, yapamam inançları
  • Kendinize ait olmadığını düşündüğünüz duygu ve ağırlıkların altında hissetme
  • Suçluluk, yetersizlik, değersizlik, utanç duyguları
  • “İyi dönemler” için umut besleyerek ilişkide kalmayı sürdürme
  • Kendi duygularınıza güvensizlik — “belki haklıdır”

Bu belirtiler tanıdık geliyorsa yalnız değilsiniz. Narsisistik ilişkilerin yarattığı hasar, çoğu zaman dışarıdan görünmez; ancak içeride yaşayan kişi için son derece gerçek ve ağırdır. Kişinin kendisi ilk etapta neyin içinde olduğunu idrak edemez, ancak bu konuda uzman bir terapist/danışman ile çalışmaya başladıktan sonra süreçte parça parça farkındalıklar kendini belli etmeye, gözdeki perde kalkmaya, beyindeki sis aralanmaya başlar.

(Narsisistik ilişkiden çıkmak ve iyileşmek için bana ulaş: İletişim)

Sıkça Sorulan Sorular

Narsisizm ile özgüven arasındaki fark nedir? Sağlıklı özgüven, gerçekçi bir öz-değerlendirmeye dayanır. Delüzyonel, sanrısal ve kıyasla gelen özgüven değildir. Ayaklar yere basar. Anlatıların karşılığı reel anlamda olur. Narsisizmde ise göstermelik, sahte bir özgüven bulunur. Narsist, kendi içinde bütünlük hissetmezken etrafa “bakın ben neyim bakın da görün” minvalinde izlenim verir. Eleştiri karşısında hızla çöker ve başkalarını küçümseyerek yeniden inşa edilir. Yani kendi özgüveni, başkalarının özgüvenini zedeleyerek var edilir. Gerçek özgüveni olan biri eleştiriyi değerlendirebilir; narsisistik biri ise bunu kimliğine yönelik bir saldırı olarak yaşar. Genellikle de savuşturur, içe almaz.

Her bencil insan narsist midir? Hayır. Bencillik durumsal olabilir; yorgunluk, stres ya da zor bir dönem geçirme bencil davranışlara yol açabilir. Narsisizm ise tutarlı, yaygın ve kişinin işlevselliğini etkileyen bir örüntüdür. DSM-5 tanı kriterleri, belirli özelliklerin birden fazla bağlamda ve uzun süreli olarak gözlemlenmesini gerektirir.

Narsisist biri gerçekten değişebilir mi? Motivasyon ve uzun soluklu bir terapi süreciyle kısmi değişim mümkündür. Ancak köklü kişilik örüntülerinin dönüşümü zaman alır ve kişinin gerçek anlamda değişmek istemesini gerektirir. “Değişeceğini” söyleyen ama somut davranış değişikliği gözlemlenmeyen bir ilişkide beklenti içinde kalmak, çoğunlukla yıllarca süren hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Yüksek yüksek vaadler verirler, ikna için binbir dil dökerler lakin icraatte kısa süreler söylemlerine uyabilseler de sürdürülebilir olmaz.

Narsisistik kişilik bozukluğu ne kadar yaygın? Araştırmalar genel popülasyonda yaklaşık yüzde 1 ile 6 arasında görüldüğünü gösteriyor. Klinik başvurularda bu oran daha yüksektir. Erkeklerde kadınlara kıyasla biraz daha sık tanı konulmaktadır; ancak bunun gerçek bir frekans farkından mı yoksa tanı süreçlerindeki eğilimlerden mi kaynaklandığı tartışmalıdır. Sam Vaknin kadın ve erkeklerde narsisizmin eşit dağıldığını söyler. Şahsi gözlemim ise kadınlarda gizli narsisizmin yaygın olduğu için değerlendirmede gözden kaçtığı ve bundan mütevellit klasik erkek narsisizminin cinsiyet bağlamında fark yaratmasına yol açtığıdır.

Bir narsisti seviyorum ama zarar görüyorum — ne yapmalıyım? Bu sorunun kolayca verilebilecek tek bir yanıtı yok. Ancak şunu söyleyebilirim: Kendi iyiliğinizi korumak, ilişkiyi terk etmek anlamına gelmez — ama önceliklerinizi gözden geçirmeyi gerektirir. Tek başına çözmeye çalışmak yerine bir psikolog desteğiyle süreci değerlendirmenizi öneririm. Eğer narsisistik yapıdaki kişilere çekiliyor ve birşeyler hissediyorsanız kendinizle ilgili tanımanız gereken çok şey bulunduğunu söyleyebilirim.

Bu Konuda Destek Almak İster misiniz?

Narsisistik bir ilişki içinde olduğunuzu düşünüyorsanız ya da kendinizde veya yakınınızda bu özellikleri fark ediyorsanız, yaşadıklarınızı anlamlandırmak ve sağlıklı adımlar atmak için birebir destek alabilirsiniz.

[Randevu Al]


Bu yazı Psikolog Kağan AY tarafından kaleme alınmıştır. İçerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez.

Kaynaklar:

  • American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.).
  • Ronningstam, E. (2011). Narcissistic personality disorder in DSM-V. Journal of Personality Disorders, 25(4), 423–449.
  • Kernberg, O. F. (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. Jason Aronson.
  • Caligor, E., Levy, K. N., & Yeomans, F. E. (2015). Narcissistic personality disorder. JAMA Psychiatry, 72(4), 400–407.

Karanlık Empat – Detaylı Rehber | Dark Empath

0

Toksik ilişki, manipülasyon, zarar verici davranışlar denince ilk akla gelen kişilikler narsistler, borderline kişilikler, psikopatlar, dark triad(karanlık üçlü). Yeni yeni bilinmeye başlanan ve en az az önce saydığım yapılar kadar habis ve yıkıcı olan kişiliklerle tanıştırmak istiyorum; karanlık empat’lar. Sadece adından belli çıkarımlar yapanlar olacaktır zira iki kısa kelime fakat çok şey söylüyor. Ben yine de detaylarına ve dinamiklerine vakıf olunması taraftarıyım çünkü tıpkı gizli narsistlerde olduğu gibi ikilemde bırakan bir yapı. “Ama çok iyi davranışları ve yaklaşımları var” minvalinde sorgu cümleleriyle beraber konduramama da eklenince tespit edip ona göre şekil almanız hatta belki de koşarak uzaklaşmanız gereken bu kişilerin besini olmaya devam edebiliyor kişiler.

Dark Empath Kimdir?

His işlevi gelişmiş, kuvvetli olan kimseler. İnsanlar arası bağ, yakınlık, sıcaklık duygular ve his paylaşımı vasıtasıyla kurulur. Uzun yıllar süren dostluklar hatta ömürlük yol arkadaşlıkları… Bu işlev ve sonucunda kurulan paylaşım her zaman koşulsuz, hedefsiz saf&pür bir birlikteliğe hizmet etmiyor. Karanlık empatlar işte tam bu noktada akıllara gelmeli.

Zayıflık ve güçsüzlüklerini kontrolle, karşısındakinin imkanlarıyla kapatmam güdüsüyle ilişki kurarlar. Ötekinin özünü ve sadece varoluşunu onamaz, görmezler; kazanım, çıkar için sokulurlar. İhtiyaç ilişkisi kurarlar. Dark empat’lar özellikle çocukluk döneminde ihtiyaçları karşılanmamış, görülmemiş, ihmal edilmiş, duygusal istismar fiziksel şiddet gibi zorlu deneyimler yaşamış kişilerdir. Kırılgandırlar. Cesaret, hakkaniyet, objektiflik bulunmaz.

Sıcak, kapsayıcı, anlayışlı, empatik, ortak, yoldaş, derttaş, paydaş, dinleyici, terapist&psikolog, eşlikçi, yol arkadaşı, asla terk etmeyen – hep olacak olan, aile, yuva deneyimleri yaşatırlar. Bu tür ihtiyaçları bulunan kişilere cazip gelir. Bu yetileri bulundurup da karşısındakiyle paylaşmak, sunmak değildir gayesi, bu yetileri araç olarak kullanıp diğer kişiyi bağımlı kılmak, onun üstünde güç kurmak hedefi olur.

Yukarıda ihtiyaçtan kaynaklı yöneldiklerini söylemiştim. Karanlık empatlar da tıpkı psikopatlar gibi  hedef odaklıdır fakat bu hedefler tam bilinçli değildir. Kendi ihtiyaçlarının farkında olmayabilirler. Ötekiyle ilişkilenmeleri çocukluk döneminden beri aynı kalıplarla süregeldiği için zarar verici davranışları direkt değil dolaylı olarak zarara yol açabilir. Psikopatlarda bilinç vardır. Hedefledikleri B noktasını kurgularlar, planlarlar, süreci yönetirler. Dark empatlar ise bu açıdan ayrılır. Narsistlerin içgörüsüzlüğüne benzetilebilir. İhtiyaçlarının ve hedeflerinin belirsizliğini bilinçlenerek daha planlı hale getirirse Dark Triad(karanlık üçlü) kişiliğe evrilebilir.

Dolambaçlı, dolaylı iletişim ve ilişkilenme yolu izlerler. Direkt, net, neyse o iletişimine alışık değildirler. Karşısındaki kişi bu kanala çekmeye çalıştığında yanaşmaz. Tariz, iğneleme, laf sokma, muğlak aşağılama, yerin dibine sokma, rezil etme gibi enstrümanlara sık sık başvurur. Cezalandırma davranışları görülür. Küsme, soğukluk, tavır yapar. Rahatsızlığını ve neye darıldığını paylaşmaz. Bu yönleri gizli narsistlere çok benzer. Pasif agresiftir. Uğraştırır, açık ve şeffaf değildir.

Dark empatların gerçek kişilikleri kolay kolay çözülemez. Ketumdurlar, kendilerini açık etmezler. Daha da kötüsü kendileri dahi iyilikle iç içe, iyi insan oldukları yönünde kendilik algısına sahiptirler. Mağdur ve kurbandırlar. Kıran döken yapıları olmadığı için hedefindeki kişi alenen onu göremez. Bazı davranışları aşırı fedakar ve sıcak olduğu için kafa karıştırır. Bu tür kişilerle birlikte olanların içinde huzursuzluk, çoğunlukla da mide bulantısı hissi, bedensel reaksiyonlar, rüyalarda karışıklık, uykuda dinlenememe ve düzensizlik belirtileri görülebilir. Herşey yolunda görünse dahi “birşeyler yanlış” hissi peşi bırakmaz.

Tek başlarına kalamaz, yalnızlıktan korkar, birey olamamıştır, sızlanma ve memnuniyetsizlik, şikayet, hayıflanma, suçlama, hep kötü dışarıda… Sorumluluk almaz. Çok fazla sayıda arkadaşı yoktur; sayılı arkadaşı varsa bunlar da sınır koyamayan, bilinçsiz, yaralı şifacı, empat, anaç, psikolog tipi kişilerdir. Karanlık empatlar ile herkes ilişkilenemez, kaldıramaz.

Evlilikte Karanlık Empatlar

Dark empat kişilikler kendi başlarına zayıf ve güçsüz oldukları için mutlaka bir besin kaynağına ihtiyaç duyarlar. Sömürme, kan&enerji emme, üstünden geçinme tarzı ilişkilenmeleri olur. Eğer enerjin çekilmiş ve emilmiş, sürekli yorgun, sinmiş ve bezmiş, mutsuz, motivasyonun ve yaşam enerjin yerlerde, hedefsiz ve hayalsiz, neşesiz bir vaziyetteysen eşin karanlık empat olabilir. Narsistler de benzer şekilde vampirist kişiliklerdir. Ayrımı daha çok empati kapasitesi üstünden yapmak ve diğer ayırıcı belirtileri hesaba katmak elzemdir.

Maddi anlamda kaynaklarını akıtsan da memnun edemiyor ve takdir alamıyorsan, bir türlü yeterli hissetmiyorsan, o dışarda dünya iyisi fakat kapı kapandıktan sonra ne çektiğini sen biliyorsan eşin bu tipte biri olabilir. Çocuksu ve olgunluktan uzaksa, iletişim kurmakta zorlanıyor saçını başını yoluyorsan, periyodik olarak öfke krizleri yaşıyorsan bunları da şüphe silsilesine eklemekte fayda var.

Kendini tanımakta zorlanıyorsan, kendi değerlerin ve inançların değiştiyse veya artık tanımlayamıyorsan, kararsızlaştın, özgüvenin yerlerde, kendine saygın zayıfladı veya bitti, anlamsızlık hüküm sürüyorsa alarm çanları çalıyor demektir. Unutma, bu tipteki kişiler vampiristtir. O, kendi başına enerjisini yukarı seviyede tutamaz. Sana ihtiyacı var. Evlilikteki denklemden kendini çıkardığında onun hayatından nelerin eksileceğini tahayyül et. Eğer masaya çokça şey koyuyorsan ve bunlar bu güne değin görülmediyse, üstüne eleştiriliyor ve eksik hissettiriliyorsan yanlış bir yolda yürüyorsun demektir.

Çocuklarla ilişkilerine gelirsek yüzeysel baktığımızda fedakar, çocuklarını önemseyen, fazlasıyla iyi bir ebeveyn görebiliriz. Daha derinlere indiğimizde ise çocukları kendi isteklerine göre şekillendiren, tahakküm kuran, çocuklarına yatırım gözüyle bakan, kesinlikle otoritesine karşı gelinmesini istemeyen, çocukları diğer ebeveyne karşı dolduran, dertlerini anlatan, çocuğu sırdaş – yoldaş gören, çocuğunu erken olgunlaştıran, çocuklar arasında ayrım yapan bir yapı görürüz ki elbette korkutucudur.

Özünde Zayıf, Gücü Başkalarından…

Dark empatlar birey olarak güçsüz, donanımsız, yetisiz ve maddi – manevi gelişim bakımından geride kalmış bireylerdir. Kendilerine güvenemezler. Özgüvenleri ve özsaygıları düşüktür. “Beceremem, üstesinden gelemem, baş edemem, halledemem” türevi inançları yerleşiktir. İş ve çalışma hayatında ezilebilirler. Arkadaş ortamlarına alınmayabilirler. Çevreleri sınırlıdır. Kendilerini dışlanmış, istenmeyen, sevilmeyen olarak algılarlar. Hayata karşı öfkeli, insanlara karşı güvensizdirler. Yaratıcı ve kaderin kendileriyle zoru olduğunu; diğer kişilerin kayırıldığını düşünürler. Geri kalmış hisseder, hayatta bir türlü istedikleri yerde kendilerini bulamazlar.

İşte tam da bu noktada karanlık empatların gücü başlıyor. Kendilerinde bulamadıkları kaynakları ötekiler üstünden elde ederek kontrolü ve yönetimi ellerinde tutuyorlar. Mağduriyet ve çilekeşlik postuna bürünerek duygusal, maddi, operasyonel kazanımlar elde ediyorlar. Diğerlerini kendisinin kölesi, hizmetçisi, sadık müridi haline getiriyorlar. İstek ve arzuları karşılanmayınca çeşitli cezalandırma metodlarıyla terbiye ediyorlar. Hepsi bir kenara tüm bu manipülasyonları fark ettirmeden ve sinsice gerçekleştiriyorlar. Bu sebeplerden bireylerin karanlık empatlar hakkında bilgi sahibi olması, kullandıkları yaklaşımlara hakim olması elzem. Karanlığın en büyük düşmanı ışık(bilinç)tır.

Kırılgan Narsistler: Sinsi Narsisizmin 5 Görünmeyen Belirtisi

0

Özgüvenli, parlak, ışıltılı, hayranlık uyandıran, ön planda tanımlarıyla zihninde yer ettilerse narsistleri yanlış kodladığını ve tanıdığını söyleyebilirim. Evet bu görünümler klasik(grandiyöz) narsistlerin standart özellikleri fakat gel gör ki bir de bu kişilik bozukluğunun öteki yüzü var ki yaşayanlar bilir…

Aleni, açık ve ortada olanla baş etmek ne kadar yıpratıcı da olsa da bir yerde daha kolaydır çünkü en azından neyle karşı karşıya olduğunuzu bilirsiniz. Bir kırılgan narsist ile yaşamak ise gölgeye yumruk atmak demektir, daha doğrusu boşluğa savurduğunuz yumruklar!

Toplumun narsisizmin bu ayağı üzerine bilinçlenmesi elzem çünkü hayli yaygın. Ülkemiz narsist fabrikası. Bunda birçok etken var, başka bir yazıda değinirim. Burada olabildiğince kırılgan narsistler ile ilgili paylaşımlarda bulunacağım. İyi okumalar.

Alınganlık, Eleştiriye Kapalılık, Saldırı Algılama

Ne kadar yapıcı, iyi niyetle, iyiliğini ister şekilde, geliştirmek için verdiğin geribildirimler ve eleştiriler(yapıcı, üsluplu) saldırı olarak algılanır. Ne kadar kendini açıklamaya çalışsan da ikna olmaz. Niyetini izah ediyorsun, “anladığın gibi değil, amacım seni üzmek değildi” diyorsun fakat nafile. Kâr etmiyor. Bir türlü ikna olmuyor, diretiyor ve kırgınlık, üzüntü, küslük, kırgınlık gibi duygular içinde devam ediyor. İlişkiniz sekteye uğruyor, iletişim kopuyor.

Alınganlık, narsisizmde ve özellikle kırılgan narsisizmde köşe taşı belirtilerden biridir. Çok fazla kompleksleri(hassas nokta, yara) olduğu için beraber yaşayan kişiler aşırı temkinli, tedbirli ve birşey demeden – yapmadan evvel dikkat etmek zorunda hisseder. “Şunu dersem bozulur mu, şöyle yaparsam küser mi?” diye diye parmak uçları üstünde yürümek yorar.

Bu kişilikler eleştiri kabul etmez. Hata ve yanlış yaptıklarıyla ilgili kendilerine ayna tutulmasından hoşlanmazlar. Sosyal varlıklarız ve noksanlıklarımızı diğerlerinin bize verdikleri geribildirimler aracılığıyla gideririz, gelişir ve büyürüz. Kırılgan narsistler bu tür bir alıcılığa kapalıdır. Böyle olunca kişilikleri de gelişmez. Dürtüsel, anlık, sonuçlarını düşünmeden yaşarlar. Tabii olan beraber yaşadığı kimselere olur.

Sürekli Mağduriyet ve Kurban Rolü

Bir kişi düşün; sızlanan, şikayetçi, muzdarip, yakınan, memnuniyetsiz, mutsuz… Okurken dahi insanın enerjisini düşüren bu veçheler kırılgan narsistlerin içinde bulunduğu süreğen duygudurumları. Böyle yaşamak hiç kolay olmasa gerek. Elbette çevresindeki kişiler için de… Hele bir de memnun edicilik(people pleaser) yönü gelişkin biri ise vay haline: Memnuniyetsizi mutlu ve memnun etmeye çalışıp da asla takdir görmemek ve daha da kötüsü başaramamak. Tükenişler, yıpranmalar, pişmanlıklar. Onca enerjiyi kendime neden harcamadım! Dikkat edersen kara delik gibi çevresindeki enerjileri içine çeken, o deliğin asla dolmadığı, çekilenlerin kaybolduğu bir sistemden bahsediyorum. Korkutucu.

Kırılgan narsisizmde kurban rolü de görülmekte. Hayattan ve çevresindekilerden alacaklı, kendisi onca fedakarlıklar yapmış ama karşılığında vefasızlık ve nankörlük görmüş, kimse tarafından görülmemiş ve anlaşılmamış, yalnız, keyifsiz bir oluş hali. Elbette işlevsel. Çevresindeki kişilerden ilgi ve dikkat almayı sağlar mesela. Pratik yaşamda en sık karşılaşılan ilişki; mağdur anne – evlat; mutsuz kadın – yetersiz koca; travma yarattınız diye suçlamayı bırakmayan evlat – yetersiz anne.

Kırılgan Narsist Erkek Özellikleri

Bu tipteki erkekler nasıl görünür dersek; prenses erkek denilen maskülen ve eril özelliklerden ziyade daha hassas, hızlı pes etmeye müsait, tuttuğunu koparmaktan uzak, görünmez, yaşayan değil izleyen, ilk adımı atmak yerine bekleyen, pasif, yönlendirilmek isteyen, liderlik vasfı bulunmayan, takip eden, korkak, atılgan olmayan, suçlayıcı, alıngan, yüzyüze gelmeyen arkadan konuşan, öfke patlamaları olan, ne isteyip istemediğini açıkça ortaya koymayan, sinsi, hemcinslerine karşı altta imrenen fakat yüzeyde eleştirel, duruşu(iskelet) olmayan, hayranlık ve onur uyandırmayan bilakis tiksinti ve irritasyon uyandıran, kendini ve dünyayı tanımaya açılmamış fakat halihazırda çok bilmiş bir kendilik algısı.

Kırılgan Narsist Kadın Özellikleri

Kırılgan narsist kadınlar surat asıp bolca trip atar, kontrolü severler, testler uygularlar, sevilmediği, değer görmediğiyle ilgili düşüncelere ve duygulara sahiptir, rekabet, kıskançlık, kısıtlama, geri plana atılmışlık, paylaşamama, haset duyguları bulunabilir. Kuyu kazma davranışı görülebilir. Erkeklerden farklı olarak empatik yönleri görülür fakat bu empati karşısındakinin duygusuna eşlik etmek, destek olmaktan ziyade kendiyle alakalı hedefler için kaynak niteliği taşıyabilir. Öte yandan empati yerine sempati görülür. Empati ötekiyle ilgiliyken sempati kişinin kendiyle ilgilidir. Narsisizmdeki benmerkezcilik ve “ben” demek bu konuda da tezahür eder. Fedakar olabilirler. Yakınlarına değil fakat dış dünyadaki kişilere yardım etme, manevi ve maddi kaynaklar sunma, vericilik gözlenebilir. Bunlar koşulsuz değildir. Kandırılmaya, manipüle edilmeye açıktır. Dolandırılırlar. Kendi çocuklarına şefkat ve ilgi vermezken başka çocuklara bu ve türevi duyguları bol keseden verirler.

Manipülasyon ve Kontrol

Narsisizm denince manipülasyon kaçınılmaz. Ayrılmaz ikili. Yönlendirmeyle yaşıyorlar. Karşıdaki ne istiyor, neyden rahatsız oluyor, neyi arzuluyor önemsemiyorlar merak dahi etmiyorlar. Kendi isteklerine yönelik yol alınsın talebindeler. Hayırdan nefret ediyorlar. Gerçeklik algısını bozmak, duygusal çöküntü yaratmak, vicdan merhamet ve acıma duyguları yaratmak, hedefinin kendini sorgulamasına yol açmak gibi manipülasyonlar kullanıyorlar. Bunların tamamı kontrole hizmet ediyor. Hedefine ip, dizgin bağlayıp kukla gibi yönetmek isterler. Kendilerinde bulunmayan gücü bir başkasınınkini sömürerek ve kullanarak yaşamda var olurlar. Bir nevi vampir, karadelik, parazit diyebiliriz.

Kontrolden vazgeçmedikleri için maruz kalan kişide de kontrol kaybı, hayatının dümeninin kendi elinde olmama hissi, özgürlük kaybı, tutsaklık ve hapis hisleri görülür. Bu kişilerle beraber yaşayanlarda kaçınılmaz bir son ve en tehlikeli belirtidir. Özgürlük, kendi karar ve seçimlerimize göre yaşamak, kendimizi var etmek en öz haklarımızdır. Narsistler bu haklardan men ederler.

Pasif Agresif Tutumlar

Kırılgan narsistlerin vazgeçilmez teçhizatı; pasif agresyon. Direkt, yüzyüze, aleni ve dürüst iletişim – etkileşim kurmuyorlar. Dolaylı, alttan, örtük ve sinsi stratejilerle davranıyorlar. Dolayısıyla saptanması güç oluyor. Küsmek, sessizlikle cezalandırmak, trip, soğuk yapmak, tariz, laf sokmak, dokundurmak, alay etmek, dalga geçmek, değersizleştirmek gibi yönelimlerle hedefindeki kişiyi kademeli ve sistematik olarak zayıflatıyor.

Sık kullanılan araçlardan biri de gözyaşı. Derdini ve meramını anlatmak yerine üzüntü, kırılma gibi enerjilerle karşı tarafta vicdan oluşturuyor. Ne hikmetse karşı taraf adım attıktan sonra tekrar suistimaline ve kontrol etme davranışlarına kaldığı yerden devam ediyor.

Küsmek ve Sessizlikle Terbiye(Silent Treatment)

Pasif agresif başlığına da giren bu davranışlar için ayrı başlık açma gereği duydum. Çocukluk çağında ebeveyni küsen kişilerde küslüğe ve iletişimsizliğe, uzamasına, problemlerin konuşulmayıp mesafe girmesine karşı hassasiyet gelişebiliyor. Yetişkinlikte de bu tür davranışlarda bulunan partnerlerine karşı suistimale açık halde oluyorlar. Gizli narsist gibi kişilikler nereden vuracaklarını bilip ona göre hareket ettikleri için özellikle küslük gibi silahlarla partnerlerini yıpratıyorlar. “Daha fazla huzursuzluk ve küslük çıkmasın da” diyerek yorgun düşen partner, taviz ve ödünler vermeye, sınırlarını esnetmeye başlıyor. Çocukluğunda büyüdüğü evde küslük dışında huzursuzluk, kavga gürültü kaos, tartışmalar, yüksek ses bulunan kişiler problemleri bir an önce çözmek ve öyle devam etmek istiyorlar. Bunu bir zaaf olarak görmeye eğilimli narsist, partnerini süründürüp uzattıkça uzatabiliyor.

Bu yazımda 5 başlıkta kırılgan narsisizm hakkında bilgi verdim. Narsisistik kişilik bozukluğu ile ilgileniyorsan blog sekmesinde onlarca diğer makalelerimi okuyup bu alanda bilinçlenebilirsin. Narsisistik suistimalden özgürleşme niyetinde olan biriysen Eğitimler sekmesinde Narsist v Empat Online Video ve Ses Kaydı Kursuma kaydolup bu yolda ilk adımını atabilirsin.

 

Sürekli Narsisti Düşünüyorum Diyorsan…

Bu yazımda şaşıracağın ve mantığının almayacağı narsisizm gözlemlerimden bahsedeceğim. Bu sebeple en baştan uyaracağım bir kitle var; eğer narsistlerin ne kadar adi ve kötü insanlar olduğu ile ilgili birşeyler okuma niyetin, iç soğutmaya ihtiyacın varsa bu yazı sana göre değil. Sitemde bulunan diğer yazılardan faydalanabilirsin. Bu içerikte karşı konulamaz şekilde narsiste çekim duyuyorum, mantıken onunla olmamam gerektiğini iyi biliyorum fakat elimde değil onu düşünmeden yapamıyorum, onu özlüyor, arzuluyor, onunla iletişimde ve paylaşımda bulunmak istiyorum diyenlere yönelik bu yaşanılan irrasyonel deneyimin olası sebepleri yer alacak.

Özel bir durum olan ve takıntı oluşturan ghostinge maruz kaldıysan o durum da narsisti düşünmekten kendini alıkoyamamana yol açan bir faktör. Linkte ilgili makalemi bıraktım. Gerçi bu yazının bir kısmı ghostingde yaşanan psikolojiyle de bağlantılı fakat ortadan sebepsizce yok olunması, toz olunması fenomeni başka bir konu.

Bir narsiste çekilmenin ve şiddetli şekilde onu düşünmenin bir sebebi çocukluk çağında ebeveynlerinden en az biri(özellikle karşı cins) ile ilişkini aşmanın çıkış bileti potansiyeli bulundurmasıdır. Daha açık cümleler kuracağım ve örneklerle taçlandıracağım hemen panik yapma. İlk etapta özetle söyleyeceğim şey; bu bir iyileşme girişimi ve psikolojik dünyanda aşman, çözmen gereken kilitlerin anahtarının narsistin cebinde olması mevzusu…

Neden Narsistler?

Anahtar neden narsistlerin cebinde? Sağlıklı ilişki kuran, güvenli bağlanan kişilerde olması gerekmiyor mu mantıken? Gerçekten sevebilen, dengeli, stabil, insana değer veren kategori ikinci olan değil mi? Bu sorular yerli ve haklı sorular olmakla beraber pratik yaşamda karşılığını göremiyorum. “Hep narsistlere çekiliyorum”, “bana dengeli ilgi veren, seven adamlara hiçbir şey hissedemiyorum”, “nerde arıza tip var ona yükseliyorum”. Bu cümleler tanıdık gelecektir. Peki bu cümleleri neden kovuşturuyor da anlamaya çalışmıyoruz? Toksik olarak etiketleyip bunlar olmaması gereken şeyler, kaygılı bağlanmanı çalış, kendini geliştir deyip insan ilişkilerine ne kadar dahil olabiliyoruz? Şuanki psikoloji söylemlerine baktığımda çok da başarılı bir yerde durulmadığını görüyorum. Bir yerlerde yanlış yapıyoruz ve ben bu kritik hatanın tam da verilen telkinlerin tersinde yattığı yönünde ciddi hissiyatlara sahibim.

Söylemler narsistlere mesafe koyulması, iletişim ve etkileşimden kaçınılması yönünde. Kulağa hoş geliyor. Sağlıklı ve olması gereken de bu gibi görünüyor. Fakat sürekli narsisti düşünen ve his bulunduran, seviyorum elimde değil diyen kişilere ne kadar tesir ediyor acaba bu telkin ve söylemler? Çocuğuna nasihat veren ebeveynin sözleri ne kadar etkiliyse o kadar. İnsanlar aptal değil, ne yapıp ne yapmaması gerektiğini zaten biliyorlar. Mesele duygu dünyasını çözümlemekte. Bunun için de bilinçdışı yolu, rotayı çiziyor: Narsistle bir işin var, onunla etkileşim kur ve onun cebinden anahtarı çal!

Madalyonun İki Yüzü

Sosyal medya ve çeşitli yayın platformlarında yoğun halde narsisizm üzerinde duruluyor. Doğru bulmuyorum. Narsistlerden çektiğini söyleyen kişilere göz atalım; borderline kişiler, bağımlı kişilikler, empatlar, dark empatlar, gizli narsistler. Sıklıkla eşleşilen kişilik yapılarıdır. Bu kişiliklerin bulundurduğu bazı komplekslere bakalım; terk edilme korkusu, yalnızlık korkusu, sevilmeme, değersizlik, özdeğer özsaygı özsevgi düşüklüğü, benlik algısında bütünlükten uzaklık, bağımlılığa yatkınlık, çocuklukta kalıp ebeveyne ihtiyaç duyma… Bu özelliklerin narsistlerde de bulunduğunu idrak ettiğimiz noktada aslında birbirinden çok bağımsız kişilerden değil, benzer yaraları alan, benzer kişilik yapılarına sahip olan fakat farklı kulvarlara evrilen kişilerden bahsetmiş oluruz.

Biirbirine çekilen, mıknatıs etkisi gösteren, anahtar kilit, yap boz uyumu yakalayan bu kişilikler benzer yaralara sahip oldukları için birbirlerini iyileştirme imkanına sahipler. Ancak aynı dili konuşanlar birbirini anlayabilir. Empatik, verici, fedakar kişilerin narsistlere sempati duyduklarını çok kez gördüm. Yanısıra narsistten aldıkları elektrik ve hissi -ki buna cinsellik de dahil- başka kişilerden alamadıklarını da her fırsatta dillendiriyorlar. Demem o ki bu iki uçta görünen fakat paydaşlıklara sahip olan kişilikler birbirlerinde hazineler saklıyorlar gibi görünüyor. Dikkat, algı, odak sürekli diğer tarafta oluyor. Empatlar için narsist, narsistler için de empat. Narsistler dışardan kayıtsız, umursamaz, vurdumduymaz görünseler de onlar için de benzer kanun işliyor. Zaten kendilerini hatırlatmak için binbir yola başvurup girişimlerde bulunuyorlar ya da direkt iletişim için geri dönüyorlar. Bunlar da gösteriyor ki narsistler de durdukları yerde duramıyorlar.

Narsistle de Narsistsiz de Olmaz

İlginç bir öneri olacağının farkındayım fakat mantığı anlaşılırsa birçok kişi tekrar tekrar aynı kişi veya benzer tipte farklı kişilerle kısır döngülerinden kurtulabilir. Geri durarak, acı çekmekten kaçınarak, kendini koruyarak asla öğrenemeyeceğin ve geliştiremeyeceğin yönlerini narsistle ilişki içinde kolaylıkla görebilirsin. Narsistle gelecek planlamak ve kurmak değil, ilişkilenerek onun sana ayna tutması ortamı yaratmaktan bahsediyorum. Elbette temkinli ve tedbirli olmakta fayda var. Psikolojik, fiziksel şiddet potansiyeli varsa uzak durulmalı. Kaldı ki bir narsistin psikolojik şiddet uygulamaması söz konusu değil. Bu yüzden dikkatli ve her zaman ayık kalmak yerinde olacaktır. Manipülasyonların akışına kapılmadan ilişki içinde ilişkiyi yaşayarak, kendini bırakarak değil de gözlem ve çıkarımlarla dolu olan bu süreçten deneyim, duygu, dinamikleri görebildiğince heybene katıp yaşamının sonraki safhaları için bulunmaz içgörüler geliştirebilirsin. Gördüğün gibi nihai hedef narsistle tamamlanmış ve sonu olan bir ilişki değil, bir yere kadar yürünecek bir yol gibi düşünülebilir. Çekime karşı koymaya çalışmak hem yıpratıcı hem de çoğu zaman yenilgiyle sonuçlanan, kişinin kendini narsistle tekrar başlarken bulduğu daha kontrolsüz ve tehlikeli bir durum.

Narsist En İyi Öğretmen!

Bireyin anne babası, sırdaşı dostu, kardeşi hatta psikologunun dahi katamayacağı pratik kişisel gelişim yetilerini bir narsistle ilişkide iken kazanmak ve geliştirmek hiç de zor değil. Narsistler sınır istemez, sınır gördüğünde sınırsızlaştırır, suçlar, aşağılar, yok sayar, değersizleştirir, kullanır ve sömürür. Böyle olunca partnerin payına kendisiyle ilgili hangi alanlarda neleri geliştireceğini görme fırsatı doğar. Örneğin sınır koymaya ihtiyacı olduğu, özdeğerinin farkına varması gerekliliği, kendisine kötü davranış ve söylemlerde bulunulmasına karşı kendine sahip çıkması ve koruyuculuk yapması, bir başkasını yücelterek onu hayatının merkezine koyup sürekli ona çalışmak yerine kendisini hatırlaması ve kendi ihtiyaçlarını görme konusunda birinci elden sorumlu olduğunun idraki. Daha yanına ekleyebileceğim onlarca madde yazarım fakat okuyan herkes kendi deneyimlerinden kendini yoklasın diye burada kesmek istiyorum. Narsisistik Suistimalden Özgürleşmek ve Güçlenmek için Online Video&Ses Kaydı platformum Narsist v Empat için Eğitimler sekmesinden kursu inceleyip katılım sağlarsan güçlenme yolculuğunu hızlandırmış olursun.

Narsist Ben miyim O mu?

Danışmanlık hayatımda hemen her zaman karşılaştığım yegane soru: Narsist ben miyim?
Bu yazımda narsisistik bir ilişki içinde kaçınılmaz olarak sorgulanan, şüphe uyandıran bu soru işaretine yanıt veriyor olacağım. En baştan söylemem gerekirse farklı ağızlardan tanık olduğum “Eğer narsist olup olmadığını sorguluyorsan değilsindir” yaklaşımını uygun bulmadığımı belirterek içeriğe geçeyim.

Konu sanıldığından çok daha çetrefilli ve kompleks. Sığ ve dikkatsiz yaklaşılırsa kolayca sap saman birbirine karıştırılır. Böyle risk potansiyeli bulunduran bir konu. Sebeplerine değineceğim. Basit by-pass’larla tanı/tespit/teşhis konulmaması gerekir. Etraflı değerlendirme ve inceleme gerektiriyor.

Narsisistik Bulaş Gerçeği

Coronavirus zamanlarını hiçbirimiz hatırlamak istemiyoruzdur herhalde. Bulaş, tedbir, izolasyon, yasaklar ve birçok kısıtlamayla hayatımız bir anda değişmişti. Virüsün yayılmasının en büyük risk faktörü bulaşmaydı ve bunun önlenmesi üzerine girişimler vardı. Narsisizmle ve ben narsist miyim? sorusuyla bağlantısı ne derseniz; bir narsist ile hatrı sayılır süre zaman geçirir, onun davranış ve tutumlarına maruz kalırsanız sende de narsisistik tutumlar gelişmesi işten bile değil hatta kaçınılmaz. Yani sende kişilik yapılanması olarak narsisizm bulunmuyorken pratik yaşamda narsisistik eğilimler ve özellikler geliştirmiş olman olası. Bu da kendini sorgulamana ve ya ben narsistsem?! endişeyle karışık şüphesi doğurabilir.

Narsisistik bulaşa uğradığını anlayabilmenin bir yolu, hayatında olan ve narsist olduğundan şüphe duyduğun kişiden önceki sen nasıldın bunu hatırlamak. Kişiler bir narsistle ilişkiden sonra kendi öz benliklerinden uzaklaşıyor ve bambaşka kişiliklere bürünüyor. Sen nasıl biriydin? Fabrika ayarların neler? Zaman içinde değişime uğradığını hissediyor musun?

Üzüm üzüme baka baka kararır.

Önceki İlişkilerini İncele

Senin narsist olup olmadığını sorgulatan kişiden önceki ilişkilerine göz at. Analiz et. Benzer döngüler ve tekrarlayıcı olaylar, yaşantılar var mı? Sadece kendinin narsist olup olmadığını değil partnerlerini de göz önünde bulundur. Birçok kişi “sürekli narsist yapıdaki kişilere çekiliyorum, onlarla ilişki içinde oluyorum” diyor. Eğer birçok ilişkinde partnerini suçlayan, değersizleştiren, yalan söyleyen – aldatan, çıkar ve koşulla yaşayan, kibirli, haklılık için son damla terine kadar savaşabilen, üstten bakan bir yapıyı kendinde buluyorsan evet bir narsist olman olası. İlişkideki partnerlerinde bu tür özellikler sürekli tekrar etmişse bu sefer de narsisistik kişilik bozukluğu bulunan sömürücü kişilerin avına düşen bir kurban olmuş olursun. Daha önceki ilişkilerinde ekstrem sorunlar yok, görece dengeli ve stabil bir zeminde ilerlemiş fakat bu sorguladığın kişi ve ilişkinde uç problemlerle tanışmışsan bu sefer şüphe okları son paprtnerinde olacaktır.

İki Narsistin İlişki Yaşaması Mümkün

Zihinlerde daha çok bir tarafın narsist diğer tarafın mağdur olduğu narsisistik ilişki portresi canlanır. Geçerli olmakla birlikte iki narsist de ilişki içinde bulunabilir. Klasik narsist – klasik narsist eşleşmesi en zor ihtimal eşleşmedir. İki baskın figürün birbirini idare etmesi ve geçinmesi pek mümkün değildir. Böyle bir ilişkinin ilerlemesi birçok huzursuzluk ve sürtüşmeyi beraberinde getirir.

Klasik narsist – gizli narsist eşleşmesi ise anahtar kilit ilişkisidir. Gizli narsist biriktirir, ketumdur, politik davranır, içte tutar, sinsidir, pasif-agresif tutumları vardır. Klasik narsisti gidişatta alttan alabilir, göz yumabilir, uyumlanabilir. Fırsatlarda cezalandırır, intikam alır, arkadan vurur ve benzeri dolaylı davranışlarla klasik narsistle güç savaşı içinde yer alır. Bu açıdan bakıldığında Narsist ben miyim o mu? sorusu gereksiz bir soru olarak kalır. Her iki taraf da narsisizme sahip olabilir. Yazımın başında belirttiğim gibi ince eleyip sık dokunması gereken hassas bir alan.

Narsisizm Spektrumu ve İçgörü

Narsisistik kişilik bozukluğu bulunan her birey aynı derecede değildir. Otizm spektrumu gibi şiddetli ve hafif uçlarda bulunulabilir. Şiddetli bir narsisizmi olan kişinin içgörü dediğimiz kendinin farkında olma, kendini tahlil ve tetkik etme yetisi yokken hafif seyreden seviyedeki kişi kendi gölge yanlarını tanıma ve entegre etme, kısır paternlerini keşfetme ve dönüştürme şansına sahiptir. Narsisistik kişilik bozukluğu terapisi birçok uzman tarafından sürdürülmekte. Yaygın paylaşılan kanı olan “narsistler düzelmez, iyileşmez!” savı evet bir dereceye kadar doğru. Lakin her vaka için geçerli değil.

İnternet kullanımının yaygınlaşması ve bilgiye erişimle birlikte narsist bireyler kendilerinde bu kişilik yapılanmasının bulunduğunu kolaylıkla keşfedebilir. Spektrumda şiddetli seviyede bulunan kişi yine bu sorgulamaya girmeyecektir tabii. Kendinde birçok belirtinin olduğunu keşfeden kişiler değerli bir iş yapmaktadır. Dikkat edilmesi gereken bir nokta, biyolojik hastalıklarda olduğu gibi google’dan araştırıp birkaç özelliği taşıdığını düşünüp kendine teşhis koyma hatasına düşmektir. Ruh sağlığı alanı çalışanları tarafından birçok özelliği bulundurup bulundurmadığına bakıp, bulaş vb. gibi faktörleri eleyip anamnez ile birlikte kesinleşecek bir tanıdır.

Narsistin Çocukluğu Nasıldır?

0

Narsisistik kişilik ile ilgileniyor, birçok belirti tutum davranış ve ilişkilerdeki tezahürleriyle ilgili üzerinde duruyoruz. Bir narsist nasıl narsist olur? Genetik midir? Narsist doğulur mu olunur mu? Ebeveynlerde de bu soruların cevabı merak ediliyor. Özellikle eşinde narsisistik kişilik bozukluğu bulunduğu yönünde izlenimleri olan kişiler daha kaygılı. Çocuğundaki benzer davranışları görmek endişeye sevk ediyor. Haklılık payları var. Zira narsisizmin ilk ayak sesleri ve atılan tohumları erken çocukluk dönemine tekabül ediyor.

Aynalanmayı İyi Anlamak

Bir kişi nasıl narsist oluru anlamaya, geliştiği dönem ve bu dönemdeki potansiyel riskli tutumlara değinelim. Erken çocukluk denilen dönemde birincil bakımveren ki genelde annedir çocukla ilişkisi birinci derecede yer tutar. Çocuk, kendini ötekinin gözbebeğindeki pırıltıda görür. Var olduğunu ve onandığını bu vesileyle anlar. Bu ilişki bir nevi aynalanmadır. Kendimin ve varlığımın farkındalığını aynaya baktığımdaki gördüğümde kavrarım. Var olduğumu bilirim fakat bu bilme yetmez, karşıdakinin beni bana nasıl gösterdiği üstünden kendimi tanımlarım. Eğer fazlalık ve yük olarak görülüyorsam kendimi yük gibi hisseder, eğer küçük dağları ben yaratmışım gibi muamele görüyorsam kabara kabara gezerim.

Utanç ve Çekingenlik Narsisizmde Kök Salar

Kafasındaki narsist tanımı klasik tipin sık dillendirilen belirtileri olan; özgüven, gösteriş, şaşâ, baskınlık, tuttuğunu koparma gibi sınırlı bir liste olanlar şaşıracaktır bu başlığa. Narsisizmin birincil duygusu utançtır. Bu duygu gizli narsistlerde alenen görülür. Klasik tipte ise telafi halindedir. Utanç hissetmemek için bu duyguyu yaratabilecek ortam ve kişilerden uzak durma, başkalarını rencide etme, alay ve dalga gibi savunmalara başvurur.

Çocukluğunda utandırılmış, sıkılıp büzüşmüş, ayıp kelimesine bolca maruz kalmış, elalem ne der telkinleri ve davranışsal boyutta da el aleme göre yaşanması, dış yaşamda insan ilişkilerinde aşırı iyi ve uyumlu profil çizmek. Değersizlik duygusu ile de birleşince narsisizmin temelleri atılmış oluyor. Bu tür evlerde ev ahalisi dış dünyada aşırı uyumlu ve iyi olma/bilinme üzerine görünüm sergilerken ev içinde birbirine kan kusturma ve hor davranma görülür. Kişilikte bütünlük algısı bozulur. Dışardaki kim, evdeki kim!?

Ebeveynin Uzantısı Olan Çocuk

Uzantıdan neyi kast ettiğimden başlayarak bu tür bir aynalamanın nasıl narsisizme yol açabildiğini anlatacağım. Uzantı, çocuğun ayrı ve bağımsız bir birey olması değil, ebeveynin organı, eklentisi, parçası, devamı olması algısıdır. Bu algı ebeveyne aittir. Çocuğun hisleri, arzuları, rahatsızlıkları, beklentileri, hayalleri olduğunu yadsıma ve ebeveynin kendi taleplerini çocuğa yansıtarak onun üstünden karşılama tutumudur. Çocuğu bunaltır, depresif duygulara sürükler, sahte benlik(False Self) geliştirmesine yol açar. Sahte benlik, narsisizmde temel özelliklerdendir.

Ülkemizde en sık karşılaştığım uzantı görme çeşitleri; ebeveynin içinde ukde kalan akademik hayat – istediği mesleği icra edememe halinin çocuktan beklenmesi. Kendisi telli duvaklı düğün yapamayan annenin kızını everme gayreti. Dikkat çekerim ki dışardan ilk etapta bakıldığında sıkıntılı bir talep yok. Fakat mevzu bahis kız evlenmek istemeyen veya zamanından evvel evlenmeye sıcak bakmayan bir kızsa ve anne bunu anlayamıyor da baskı yapıyorsa… Uzantı budur. Ötekini olduğu haliyle çıplaklığıyla görememe körlüğü.

Yeterlilik ve Sevilmeye Yönelik İnanç

Başlıktaki iki duygunun tam tersini yazmak isterdim fakat çok iç karartıcı olurdu. O yüzden burda, paragrafta alıştıra alıştıra gireyim dedim. Utançtan bahsettim yanısıra narsisistik kişilik bozukluğunda önde gelen yetersizlik ve sevilmiyorum duygusudur. Bu duygular da çocuklukta temellenir. Annelerin dil ile tekrarlı söylemleri, babaların hayatın içinde bir iki yerde fakat hafızadan silinmeyecek şekilde çocuğun yeterlilik duygusunu kırması, hayatı boyunca bu duyguları içselleştirmesine yol açar. “Senden hiçbir şey olmaz”, “kedi olalım bir fare tuttun”, “sen anlamazsın, bırak”, “sen ne ara oldun da akıl veriyorsun” gibi cümlelerden bahsediyorum. Çocukta kendine güvensizlik, beceremem, yapamam, kendini gizleme ve geri planda kalma gelişir. Dolayısıyla hayat yolunda gerçekten de belli alanlarda yetersiz kalabilir.

İlişkide eşini sevildiğine ikna edemediğin oldu mu? Sevginden eminsin, gösterdiğinden de öyle. Eşin ise sevildiğine bir türlü ikna olmuyor. Koşulsuz ve çıkarsız sevgiye inanmakta güçlük çekiyor, kendisinin bu şekilde sevilmediğine inanıyor. Eğer gerçekten diğer eş yüce ve koşulsuz sevgi ile yöneliyor, eşini olduğu gibi kabul etme konusunda samimi bir niyet bulunduruyor, bu bir “sanma” hali de değilse; diğer eş bunlara rağmen hala “beni sevmiyorsun, beni şunun için seviyorsun” söylemlerine sahipse orada geçmişten – çocukluktan gelme derin bir yaradan söz ediyor olabiliriz. Sevilmeye layık değilim, beni kim sevsin ki, annem/babam sevmemiş elin adamı/kadını beni niye sevsin inancı çoktan yerleşmiş olabilir. Diğer eş bunu kırmaya çalışabilir fakat tüm girişimleri hüsranla sonuçlanacaktır.

Yazımdan fayda gördüysen blog sekmesinden narsisizm ile ilgili diğer yazılarımı okuyabilir, youtube kanalım Psikolog Kağan AY ile bilinçlenme yolculuğuna izleyerek ve dinleyerek devam edebilirsin. İzmir’de yüzyüze ve online seanslar için iletişim sayfamdan bana ulaşabilirsin.

Narsist Erkekler Nasıl Kadınlardan Hoşlanır

0

Narsist erkekler belli tarz ve özellikteki kadınlara daha çok yönelirler. Bu yönelme hali narsistin sadece o özgüvenli seçme, tercih etme, talep etme gibi davranışlarından kaynaklanmaz yanısıra korkularından ve kişiliğindeki temel yetersizliklerinden de temel alır. Ne demek istediğimi yazımın devamında anlayacaksın. Şuan özetle şunu bilmen yeterli; narsistler öyle dışardan göründükleri gibi parlak değil, sıradan insanlardan dahi daha aşağı hislere sahip kimselerdir.

Herkesle Başlayabilir Ama Herkesle Sürdüremez

Öncelikle narsistlerin belli kişiliklerle ilişkiye başladıkları şehir efsanesinden ibaret. Narsistler her çeşit kişiyle ilişkiye başlayabilir fakat devam edemez. Çünkü narsistin suistimalini ve psikolojik şiddetini her kişi çekemez. Bağımlı kişilikler, borderline kişilikler, şizoid kişilikler, karşıt bağımlı kişilikler gibi belli başlı yapılar narsisti alttan alarak, sabır ve sebat göstererek, ayrılmak isteyip ayrılamayarak gibi birçok sebepten ilişkiye devam eder ya da etmek zorunda kalır.

Gizli narsistler özellikle özgüvenli, duruşu olan, sınırlara sahip kişilere hiç yaklaşmayabilir hatta korkabilir. Bu tür kişiler alttan almayan, kötü davranış karşısında ayrılmayı seçenek olarak görebilen, narsistin korkutarak ve sindirerek kendine bağlayabileceği profilden uzak kişilerdir. Dolayısıyla bu yapıdaki görece güçlü ve kendilik saygısı yüksek kişileri hedef olarak görmez.

Gösterişli ya da Sinik İştahını Kabartır

Klasik narsistler gösteriş, imaj, öteki insanların beğeni, dikkat ve hayranlığını kazanmak için çeşitli yollara başvurur. Giyim kuşam, estetik, saç, statü, güç gibi enstrümanlara yatırım yapar. Bunlar bir yere kadar anlaşılabilirken partner seçiminde dahi bu amacı güdebilir. Partneri yanına yakışan, gösterişli, dikkat çekebilen, kendisini temsil edebilecek biri olmalı. Onu ayrı bir birey olarak görmez, kendi uzantısı olarak algılar. “O” olarak değil, “Benim partnerim” olarak adlandırır. Gösteriş, yakışma, hava atma, cool görünme gibi özelliklerden uzak olan biriyle olmak onu utandırıp sıkabilir. Hal böyleyken kendi vitrinine önem veren narsist, partnerinin de benzer durumda olmasını ister, bekler.

Gösterişin tersine narsistler kolaylıkla sınırlarını yıkabileceği, kapris ve alınganlıklarını çekecek, pohpohlayacak, hayır demeyecek, istek ve taleplerde bulunmayacak, ne kadar kötü davranırsa davransın asla terk etmeyecek bir profili de iştah kabartıcı bulur. Buna en uygun kişilik profili; sessiz, kendi halinde, görünmez, talepkâr olmayan, uyumlu kişilerdir. Sinmiş kişiler baş ağrıtmaz, sorun çıkarmaz, sorun çıkaran narsisti alttan alır, çöpsüz üzümdür. Narsistler için gayet uygun bir hedef…

Beni Pohpohla… Ben Ben yine Ben!

Benmerkezci hatta bencil olan narsist erkekler, partneri olan kadın tarafından odağa alınmak, övülmek, yüceltilmek, koşulsuz haklı bulunmak gibi beklentilere sahiptir. Bu beklentileri ise en iyi karşılayacak kişilik borderline kişilerdir. Borderline yapılar, partnerini idealize eder, tanrılaştırır, hayranlık duyar, tabiri caizse tapar. Bu tutumlar tam narsistin istediği yaklaşımlardır. Karşılıklı doyum meydana gelir. Tabii bir yere kadar…

Klasik narsistlerde sürekli kendinden bahsetmek, başkalarına konuşma alanı açmamak, ben ile başlayan cümleler, spot ışığının sürekli kendi üstünde kalmasını sağlamak görülür. “Gel beraber beni sevelim” düsturuyla partnerinden kendinden vazgeçmesi ve iki kişinin bir kişiye odaklanması beklentisi mevcuttur. Narsist erkek, kendinden feragat etmiş, vazgeçmiş kadınlardan hoşlanır.

Fikir Ayrılığı ve Hayıra Yer Yok

Narsist erkeğin hayatındaki kadın nasıl bir profil olursa olsun ortak nokta narsistle zıt düşmemek ve ona hayır dememektir. Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler yapıları itibarıyla kendi doğrularını tek doğru olarak görme eğiliminde ve muhalif sese tahammül edememekte. Uyumlu denilen kişilik özelliği bir narsistle birlikte olunacaksa mutlak suretle bulunması gereken veçhe. Diğer türlü bitmek bilmeyen kavgalar, huzursuzluklar, küslükler, ayrılıklar baş gösteriyor. Tam anlamıyla uyumlanmak da kişinin kendi benliğinden ödün vermesi ve kendine yabancılaşmayı beraberinde getiriyor. Sakal – bıyık kıssasındaki gibi bir portre ortaya çıkıyor. Özetle eğer narsist biriyle birlikte olunacaksa tavizi, ödünü büyük oluyor.

Bu yazımda narsist erkek nasıl kadınlardan hoşlanır? sorusuna yanıt verdim. Eğer narsisizm ile ilgileniyor ve bilinçlenmek, bilgilenmek niyetindeysen sitemde blog sekmesinden diğer yazılarımı da okuyabilirsin.

Neden Narsistle Beraberim?

Bir narsistle illişkide olmak dünyanın hem en mantıksız ve yıpratıcı yakın ilişkisi hem de içine çekilen kara delik gibi ne kadar mantıksız ve akıllıca olmadığı bilinse de ilişkiye devam edilen irrasyonel bir bağlam. Sayısız insan böyle bir ilişkinin içinde. Peki bu tesadüf mü? Neden güvenli bağlanan kişiler cezbetmiyor, ilgi uyandırmıyor da narsistlere çekiliyorsun? Neden narsistin love bombingi diğer kişilerin ilgisine, özenli yaklaşımına ağır basıyor? Kötü davranmasına, değersiz hissettirmesine, tehdit ve kesip atmalarına rağmen neden hala berabersin? İlişki bitse de geri döndüğünde hayır diyemem diye korkuyorsun.

Duygusal Yoksunluk

Sevgiye açlık, özellikle çocukluk döneminde bakımverenler tarafından yeterince ilgi alaka ve sevgiye doyurulmamış çocuk, gelecekte yetişkinlik hayatında romantik ilişkilerde kırıntılara muhtaç kalır. Genellikle sevgiyi gösteremeyen, sevme yetisi bulunmayan, çocuğun var oluşunu onayamayan ebeveynlerin çocukları bu kaderi yaşar. Diğer yandan çok kardeş sayısı arasında ilginin paylaşımı, geride kalmak, görülmemek gibi birçok faktör de katkı yapabilmekte. Kısaca duygusal anlamda yoksun olan kişi, narsistlerin özellikle ilişkinin ilk etabındaki ayakları yerden kesme ve peri masalı vaad etme tuzağına düşmek için bire bir.

Yaygın hatalı düşünme şekli; çocuklukta kalan sevgi eksikliği neden şu günümü etkilesin ki? Kaç yaşına gelmişim hala nasıl sevgi beklerim!? Eğer içteki çocuk yoksun kalmışsa yaş fark etmeksizin yetişkinlikte de duygu arayışı, eksikliğin giderilmesi, yapışma, kırıntılarla yetinme gibi duygusal yoksunluk şemasının özellikleri devam eder. Sadece biyolojik yaşın ilerlemesi yeterli olmaz, duygusal yaşın da büyütülmesi, içimizdeki çocukla iletişim kurmak ve ilgilenmek olmazsa olmaz.

Tekrarlama Zorlantısı

Psikoloji bilgisi ve temeli olmayan okuyucuların zorlanacağı kısma geldik. Anlaşılır, halk diliyle yine de bu anlaşılması zorlu dinamikleri iletmeye çalışacağım. Bir kız çocuğu ele alalım. Bu kız çocuğunun babası sevgisini göstermeyen, paylaşımda bulunmayan, onay ve takdir vermeyen, kızının saçını sadece uyurken okşayan baba modeli. Klişe söylem olan tanıdık, aşina insanlara çekiliriz tabirini duymayan yoktur. Tamam fakat neden böyle olduğu ile ilgilenmemiz şart. Sadece tanıdık olan dili konuşmak açıklaması yetersiz.

Konunun özü şu ki; var oluşun kanıtı, onanması söz konusu. Yanısıra bağlantılı olarak çocukluk travmasının partner üstünden aşılması girişimidir narsistle beraberlik. Daha detaylı açayım; babanın çocuğa verdiği mesaj; sevilmeye değer değilsin, değersiz ve boşa yer kaplayan birisin, seninle vakit geçirmeye değmez, benim için yoksun. Bu mesajlar çocuğun var oluşunun kanıtlanması ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Çocuklukta kaçırılan tren yetişkinlikte yakalanmaya bakılır: Bu tren yine babaya benzeyen bir erkek üstünden ilişkide yakalanmaya çalışılır. Narsist erkeklerin partnerleri çabalaması gerekir, birşeyleri elde etmesi için ter dökmesi, hak etmesi, kazanması gerekir. “Zor seviyorum” cümlesi çok şey söyler. Kolay elde edilen değersizleşir. Narsistler bunun için birebirdir. Belirsizlik, tutarsızlık, dengesizlik, duyguları belli etmeme…

Narsist profildeki erkeğin onayı, sevgisi, ilgisi, takdiri, değerli ve önemli hissettirmesi elde edilirse çocukluktaki elde edilemeyen, sakınılan misyon geç de olsa sağlanmış olacaktır: “Sevilmeye değerim”. “Babam bile sevmedi” duygusu yerini “Evet babam sevmemiş olabilir ama sevilmeye değermişim, bunu tattım” duygusuna bırakır. Tabii küçük(!) bir sorunumuz var: Narsistler kişiyi olduğu gibi sevme yetisinden yoksun!

Paradoksun Çözümü

Narsist eğer karşısındakini olduğu haliyle sevme yetisinden yoksunsa çocuklukta kaçırılan treni nasıl yetişkinlikte yakalayacağım? Treni bu durakta da yakalayamadım, sonsuza kadar sevilmeyeceğime mi inanacağım? Bu çok ağır. Çıkmaz sokak mı? Başka bir yol yok mu? Partnerini sevemeyen, sadece kendini merkeze koyanların insafına kaldıysam vay halime!

Ayrış, irtibatı kes, yalnızlık çek, kendini tanı. Sevilebilir ve değerli olduğunu öteki(baba – partner) üstünden görmeye çalışmaya devam ettiğin her an özgür değilsin. Bu figürler hayatta senin istediğini vermemek için varlar. Sınanıyorsun. Sınavın bu. Yalnız kalabilme becerini geliştirmek zorundasın ve yalnızlık duygusunun ezici ağırlığı altında kalabilmen gerekiyor. Bu, sonsuza kadar hayat arkadaşsız geçirmek zorundasın anlamına gelmiyor. Muhtaciyetten çıkıp seçebilme ilişkisine geçiş gerekli. Seçene hayır diyememekten çıkıp sevebilme kapasitesine sahip biriyle birlikte olmayı seçebilme tesis edilmeli. Kulağa kolay gelmiyor olabilir, tatsız da görünüyor olabilir. Gerçekten de öyle. Hazine, en çok bakmaktan korktuğumuz yerde.

Eğitim, Atölye ve Yeniliklerden Haberdar Olmak için E-mail Bültenimize Kaydol