Ana Sayfa Blog

Sınav Kaygısı

sınav kaygısı
sınav kaygısı

Sınav Kaygısı

Sınav kaygısı özellikle LGS TYT AYT gibi dönemlerde gençlerde görülen ve süreci sıkıntıya sokan yaygın problemlerdendir. Öğrenci sınavına hazırlanmış, başarılı, denemelerde ve okulda başarılı sonuçlar alan bir kıvamda olabilir. Fakat sınav kaygısı varsa tüm bu emeklerini boşa çıkarabilecek nitelikte olan kaygı hali hüsrana uğratabiliyor. Aileler ilk başta çocuklarındaki sorunu azımsama, basite indirgeme tutumunda olsa da zaman geçtikçe devam etmesiyle birlikte durumun ciddiyeti ancak anlaşılıyor.

Sınav kaygısı sınava yaklaşırken ya da sınav esnasında olan yoğun heyecan hali olarak da görülebilirken; daha uzun vadeli, zamana – genele yayılmış kaygı hali de görülebiliyor. Yoğun anlık durumlarda daha çok bedensel belirtiler görülüyor. Midede bulanma, terleme, el kollarda karıncalanma, uyuşma hissi, sık tuvalete çıkma hali, kalp çarpıntısı nefes problemleri gibi birçok belirti görüyoruz.

Anne babalara bu psikolojik problemler büyük rol düşüyor. Her şeyden önce çocuklarının sıkıntısı keyfi ya da isteğe bağlı değil. Bunu bilerek evlatlarına yaklaşmaları yerinde olacaktır. Ebeveynlerin çocuklarına inanmadıkları, samimi bulmadıkları durumlarda genç anlaşıldığını hissetmiyor ve daha çok içine kapanabiliyor. Direkt telkinlerle çocuklarını yönlendirmeye çalıştıklarında başarısız olabiliyorlar ve çocuğun yeterince çabalamadığını, elinden geleni yapmadığını vb. düşünebiliyorlar. Oysaki çocuk tam anlamıyla psikolojik bir bunalımın içinde olabiliyor.

Sınav Kaygısı Terapi ve Çözümleri

Sınav kaygısı yaşayan gençlere yönelik müdahalelerde psikolog ile öncelikle aile görüşmesi ve ardından çocukla görüşmeler yapılır. Aileden geçmiş dönemlerle ilgili, aile içi durumlarla ilgili genel bir bilgi alınır. Ailelerin bazı tutum ve davranışları kaygıyı besleyebilmekte. Ebeveynler bunların farkında olmayabiliyor. Bu noktada aileleri de uygun tutumlara yönlendirmek ve çocuklarına destek olabilme güzergahında geribildirimler verilmekte. Gençle birlikte kaygıyı yaratan temel sebeplere dair çalışmalar yapılır, altta yatan mükemmeliyetçilik, yetersizlik, koşullu kabul gibi sık görülen duygular açığa çıkarıldıkça endişe ve heyecan gibi çıktılarda  düşüş sağlanır.

Online Psikolog İzmir

online psikolog izmir
online psikolog izmir

İzmir online psikolog hizmeti whatsapp, skype, zoom gibi üçüncü parti yazılımları üzerinden danışan ve terapistin belli bir gün ve saat belirlenerek randevu oluşturması sürecidir. Bazı danışanlar sadece konuşarak da online terapi talebinde bulunabilmektedir. Online terapinin yeterli internet bağlantısı bulunması durumunda yüz. yüze görüşmeden farkı bulunmamaktadır. Ofis ortamında seans odasında psikolog ve danışanın karşı karşıya oturması gibi kamera karşısında yapılmaktadır. Araştırmalar online psikolojik destek çalışmalarının yüz yüze görüşmelerden nitelik ve verimlilik açısından bir dezavantajı olmadığını bulmuştur, bunun yanında bazı çalışmalarda online psikolog desteği alanlarda yüz yüze görüşmelerden daha yüksek oranda memnuniyet ve iyiye gitme hali bulunmuştur.

İzmir online Psikolog Fiyatları

İzmir’de destek almak istediği uzmanla yakın oturmayan, fiziksel ofise gidecek zaman bulamayan, çocuk – yaşlı bakımı gibi sebeplerle ya da iş yaşamından vakit yaratamayan danışanlar online terapi tercih etmektedirler. Online seans ücretleri yüz yüze görüşmelerden farklı tarifede değildir. Aynı terapi yaklaşımları, aynı etkililik mevcut olduğu için ücretler birebirdir. İzmir’de online psikolog ücretleri ortalama 300 tl ile 600 tl arasında değişmektedir.

Online Seanslar Nasıl İşler

Danışan ve terapist görüntülü ya da sesli olarak randevu saatinde telefon/PC başında olur ve 50dk – 1 saat süren görüşmede psikolojik danışmanlık seansı gerçekleştirilir. Kaygı bozukluğu, depresyon, anksiyete, OKB, stres yönetimi, öfke kontrolü, ilişki ve evlilik terapisi, ebeveyn danışmanlığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kişilik bozukluğu(narsisizm, borderline, histriyonik), bireysel psikoterapi gibi birçok konuda destek verilmektedir.

Seans sıklığı danışılan konuya, problemin yoğunluğuna, danışanın içinde bulunduğu duruma göre değişiklik gösterir, genel itibarıyla haftalık, iki haftalık, ayda bir şeklinde uzman psikolog ve pedagoglar tarafından görüşmeler planlanır.

Sıkışmış, çaresiz, ne yapacağınızı bilemez halde olabilirsiniz, unutmayın her zaman bir çıkar yol ve umut var. Dünyanın neresinde yaşıyor olursanız olun psikologunuzla evinizden çıkmadan binlerce kilometreyi sıfırlamanızı mümkün kılan online terapi hizmeti almak isterseniz iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Karşıyaka Pedagog

karşıyaka pedagog
karşıyaka pedagog

Karşıyaka pedagog çocuk 0 – 12 yaş grubu ile çalışan, oyun terapisi, masal terapisi, dikkat egzersizleri, odaklanma – konsantrasyon, sosyal beceriler ve okul sorunları gibi birçok alanda uzmanlaşmış çocuk ergen terapistleri tarafından verilen hizmettir. İzmir Karşıyaka’da pedagog arayışı içinde olan ebeveynlere ve bakım verenlere çocuk ve ergenlerimiz için psikolojik destek vermekteyiz. Birçok farklı bilimsel terapi yaklaşımı, alanında uzman çocuk psikologları tarafından uygulanmaktadır. Bire bir çocukla çalışmaların yanında ebeveyn görüşmeleri ile yönlendirmeler ve bilgilendirmeler yapılır. Çocuklarının sorunlarıyla ilgili çaresiz kalan ve baş edemeyen ailelere yönelik profesyonel destek hizmetimiz hem ofisimizde yüz yüze hem de koronavirüs sebebiyle online danışmanlık şeklinde olmaktadır.

Karşıyaka Pedagog ve Çocuk Ergen Terapisi

0 – 12 yaş çocuk psikologu, 12 – 18 yaş arası ergen terapistleri ile Karşıyaka pedagog arayışınıza cevap veriyoruz. Alt ıslatma, tuvalet eğitimi, kaka tutma, hırçınlık, okula uyum problemleri, tırnak yeme, uyku sorunları, yeme problemleri, öfke kontrolü, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, ergenlik problemleri, okula gitmek istememe, sınav kaygısı, takıntılar, korkular, tablet telefon bağımlılığı gibi birçok konuda çözüm odaklı çalışma misyonumuzla yanınızdayız. Dirençli ve süregiden bazı problemlerde ebeveynler çözümsüz kalabiliyor ve üstüne gittikçe problem daha da karmaşıklaşabiliyor. Uzman pedagoglarımız süreçte yol arkadaşlığı yaparak ortak oluyor. Ebeveynler “nasıl davranacağımızı bilemiyoruz, ne yapmalıyız nasıl yaklaşmalıyız?” gibi sorularla boğuşuyor. Ebeveynleri psiko eğitimle donatıp yönlendirerek soru işaretlerini gidermek gerekiyor.

Karşıyaka Pedagog Fiyatları – Kaç Seans Sürer

Danışan adaylarının en çok sorduğu sorulardan biri de pedagog seans ücretleri ve görüşmelerin nasıl bir süreç aldığı ve ne kadar sürdüğü yönünde. Çocuk psikologu ücretleri kişi ve kuruma göre farklılık göstermekle birlikte Karşıyaka’daki kurumlarda ortalama 300 tl ile 450 tl arasında değişir. Görüşmeler 50 dk 1 saat arası sürer. Psikolojik danışmanlık hizmetlerinde ücretler seans başı olarak alınmaktadır. Görüşmelerin kaç seans süreceği özellikle danışılan konuya ve problemin ne kadar zamandır bulunduğuna bağlıdır. Örneğin yeni yer etmiş bir takıntılı düşünce hali erkenden başvurmayla ve uzman müdahalesiyle çocuktan kolaylıkla def edilebilmektedir. Kaygı halini atıp yeterli baş etme mekanizmalarını geliştiren çocuğun süreci uzun veya sancılı olmamaktadır. Fakat diğer yandan örneğin 3 sene boyunca karanlık korkusu ve gece tek yatamama sorunu bulunan bir çocukla süreç daha uzun sürer. İlk örnek 6-8 seansta bitebilirken ikinci örnekte aylar süren bir süreç gerekebilir.

Ergen psikologu süreci danışılan konuya göre yönetir. Örneğin sınav kaygısı ile başvuran bir danışan için 6 seans yeterli olabilmektedir. Bazı durumlarda ebeveyn tutumları, beklentiler başat sebep olabilirken bazı durumlarda akran ilişkileri, motivasyonsuzluk, disiplin eksikliği gibi yan sebepler de mevcutsa çözüm süreci uzayabiliyor. Ergenlerin kendilerini anlatabildikleri, ebeveynleriyle paylaşamadıkları durumlar varsa güvenin kurulduğu psikolog- danışan ilişkisinde kendilerini açabilmeleri kilit noktadır. Bu hususta uzmanlarımız gençlerimizi önce kazanıp ardından çalışmalarına başlarlar.

Uzman Pedagog Desteği Karşıyaka

Kağan AY Danışmanlık olarak çocuk ve ergen psikolojisi alanında uzman pedagoglar ile psikolojik destek ve terapi hizmetimizle sizinleyiz. Çözüm odaklı yaklaşımlarımızla mümkün olan en kısa sürede problemlerinizin çözümü için çocuklarımızla çalışıyoruz. Ebeveyn danışmanlığı ile anne babaları yönlendirme ve “nasıl davranalım, nasıl yaklaşalım” gibi sorulara cevap oluyoruz.

Gelişim tarama envanteri, dikkat ve zeka testleri, otizm – DEHB şüphesi ve tespiti, bulunulan yaşa göre motor ve diğer becerilerde yaşa uygun olup olmama gibi birçok alanda patoloji ve sağlıklı gelişim için takip sağlanarak soru işareti bırakmadan danışılan konularda kaygılar giderilmektedir.

Narsist İlişkiden Nasıl Kurtulurum

narsist ilişkiden nasıl kurtulurum
narsist ilişkiden nasıl kurtulurum

Narsist ilişki bireyleri yoruyor, yıpratıyor, bunaltıyor ve hayatı çekilmez hâle getiriyor. Eğer sen de narsist ve toksik bir ilişkinin kurbanıysan ve ayrılmak niyetin varsa fakat nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyorsan ufak bir rehber niteliğindeki yazımıza hoşgeldin. Narsisistik kişilik bozukluğu ve ilişkili konularla ilgili diğer yazılarımıza da göz atabilirsin. Narsist ilişkiyi bitirebilmekle ilgili bazı noktalara değinmeye başlayalım.

  • Eğer ilişkinizi&evliliğinizi bitirme kararlılığındaysanız, ayrılmanın tek mantıklı yol olduğuna karar verdiyseniz yapılması gereken başlıca tutum no contact dediğimiz iletişim ve etkileşimi sıfıra indirmektir. Bunun birçok sebebi olmakla birlikte birkaç tanesine değinelim:

– Narsistle sorunları çözmek gibi konularda adım attığınızda halledip önünüze bakmak yerine suçlanırsınız. Konu problemi halletmekten çıkıp haklı haksız kavgasına döner. Sonuç alamazsınız.

– Narsist bireyler partnerini kaybettiğinde aklı başına gelmiş görünür, bazen pişman izlenim verirler ve seni tekrar kazanmak için çaba içine girerler. Fakat bu tür tutumlar yapmacık ve elde edene kadar olabilmekte. Bu tür hoş tutumları özleyen ve arayan sen, yelkenleri indirip tekrar devam kararı alabilirsin. İşler yine bir süre sonra sarpa sardığında ise bu sefer daha yaralı ve hayal kırıklığı içinde kendini bulursun.

– Narsistten ayrılık kararını verdiğinde fakat iletişimde kaldığında aranızdaki diyaloga bağlı olarak duygular ortaya çıkar. Duygu hissettiğin insan da zihninden çıkmaz. Onu düşünür, olan bitenleri düşünür ve onunla meşgul olursun. Bu da işini hayli zorlaştırır. Eski defterler ve sorunların konuşulduğu&mesajlaşıldığı durumda öfke, nefret, kin gibi duygular açığa çıkabilir. Görece daha ılımlı ve anlaşmaya yakınlaşan diyaloglarda ise özlem, sevgi, düşkünlük, alışkanlık, yalnızlık, bağlılık gibi duygu ve durumlar tetiklenebilir. Bunlar da ayrılık kararını sürüncemeye sokan ve cesareti toplamaya engel olan faktörlerdir.

  • Narsistten ayrılamamanın sebeplerinden biri de, sistematik suçlamaya maruz kalman ve kendini fazlasıyla sorgulaman. “Ben öyle yapmasaydım böyle olur muydu?”, “Neden böyle oldu ki, sıkıntı nerde acaba benden kaynaklanan şeyler mi var” tarzında cümlelerle dikkatinin kendinde kalması ve suçlamalardan dolayı kendini kötü biri ve yanlış hatalı davranışlar yapan biri olarak algılarsın. Bu da vicdani bir sıkıntı yaratır. Dolayısıyla onu bırakmak zor hale gelmiş olur.
  • Karşıdan gelen mesajlara, aramalara, buluşma görüşme taleplerine hayır yanıtı vermediğin sürece tam anlamıyla kafanda bitirmiş sayılmazsın. Gerçek anlamda ayrılmak istediğinden eminsen bile uygulamaya koymana engel olan bu tür talepleri reddetmen doğru olacaktır.
  • Duygular hesaba katılmalı. Narsist sana her ne kadar acı çektirdiyse de, seni değersiz ve önemsiz hissettirdiyse de güzel anılarınız ve yaşanmışlıklarınız mutlaka olmuştur. Bunları özlemek, aramak, yoksunluğunu çekmek normal. Bu duyguları özellikle bir uzmanla paylaşıp dışa akıtmak, bir kaybın yasını tutmak nihayetinde bu duyguları işlemek süreci kolaylaştırır.
  • Alışkanlık&bağımlılık örüntüsü ilişkide varsa bunların kırılması sancılı olacak ve zaman alacaktır. Bu yüzden birçok kişinin yaptığı hataya düşmemen gerekir: “Bir an önce onu unutmalıyım, onu özlememeliyim, ondan nefret etmeliyim, o aklıma gelince etkilenmemeliyim”. Bu tarz bir zorlantı işleri daha da sarpa sardırır. Süreci zamana bırakmak gerek, bunun yanında bu zamanı da -yukarıda belirttiğimiz maddeler örneğinde- verimli geçirmek önünü açacaktır.
  • Bu süreçte narsisistik kişilik bozukluğu, narsist ilişki, narsistlerin davranışları gibi birçok başlıkta araştırma yapman, okumalar, videolarla kendini donatman olmazsa olmaz. Çünkü narsist suistimale maruz kalan bireylerde en sık görülen sonuçların başında anlam verememe, anlamlandıramama hali ortaya çıkıyor. Ben ne yaşadım?, neden bunları yaşıyorum? gibi sorular zihinlerde dönüyor. Bu sorulara da cevap bulunamıyor. Bunun nedeni narsistin davranışlarının yok yere, durduk yere olması ve mantıklı bir zemine oturtulamaması. Ne yaşadığını kitaplar, videolar ve bu alanda uzman bir psikolog aracılığı ile öğrendiğinde, yaşadığın durumların birer ismi olduğunu, birçok kişinin bu tür tutumları yaşadığını ve yalnız olmadığını öğrendiğinde hem şaşırıyor hem rahatlıyorsun.
  • Kendinle ilgili derinlikli bir çalışma içine girmen faydalı olacak ve gelecek ilişkilerinde seni benzer bir ilişkiye başlamaktan dahi kurtarabilecek. Narsistlerin beslendiği kaynaklar partnerlerinin aşırı fedakar, alttan alan, görmeyen, idare eden, susan taraf olmaları. Eğer kendinde tavizkar, “aman mutluluğumuz, huzurumuz kaçmasın da kavga tartışma çıkmasın” gibi özellikler keşfedersen bu yanlarındaki aşırılıklar ilişkilerinde sorunların çıkmasına yol açacak ve suistimale uğrama ihtimalini artıracak. Kendini tanımak ve güçlü-zayıf yanlarını çözümlemek seni güçlendirecektir.

Narsist ilişkiden nasıl kurtulurum? sorusuna cevap vermiş olduk. Bu konuyla ilgili diğer makalelerimizi blog sayfamızdan bulabilirsin.

Çocuklarda Tablet Bağımlılığı Nasıl Önlenir?

Çocuklarda Tablet Bağımlılığı Nasıl Önlenir
Çocuklarda Tablet Bağımlılığı Nasıl Önlenir

Çocuklarda Tablet Bağımlılığı Nasıl Önlenir?

Çocuklarımız tabletleriyle gereğinden fazla vakit geçirebiliyor. Ebeveynler tablet kullanımının önünü alamayabiliyor. Kavga gürültü kaotik bir ortam hakim oluyor. Ağlamalar, öfke patlamaları, karşı gelme davranışları, söz dinlememe, iş birliği yapmama, görev sorumlulukları baltalama gibi birçok davranış içine girebiliyor çocuklarımız. Bu yazımızda ailelere yönelik evde neler yapabilirler çocuklarının tablet bağımlılığı için nasıl önlem alabilirler, önleyici tedbirler ve bilinmesi gerekenlerle ilgili bilgiler paylaşacağız.

Yasak Koyarken 2 Kere Düşünün

Ceza hiçbirimizin maruz kalmak istemeyeceği bir davranışken çocuklar mahrum bırakılma, cezalandırılma, yasak uygulamalarına karşı hoş tepkiler vermezler. Aileler çaresiz kaldıkları noktada cezalandırma yoluna gidebiliyorlar ve kısa vadede istediklerini elde etseler de uzun vadede çocuğun inat duygusunu beslemiş oluyorlar ve zamanla çocuk, otorite figürü olan ebeveynlere karşı bilek güreşine giriyor. İşler daha da işin içinden çıkılmaz hal alıyor.

Çocuktan tamamen tableti alıkoymayın. Teknoloji çağındayız ve anaokullarında – ilkokullarda dahi küçük çocuklarımız aralarında izledikleri videolar, oynadıkları oyunlar, takip ettikleri fenomenleri konuşuyorlar. Bu tür durumlar hoş paylaşımları beraberinde getiriyor, arkadaşlıklar kuruluyor, sohbet için malzeme niteliği taşıyor. Bazı aileler tablet kullanımına tamamen karşı olabiliyor. Bu durumu kesinlikle tasvip etmiyoruz. Tamamen teknolojiden uzak kalmış çocukta alienation(uzaylılaşma) dediğimiz çevresindeki sosyal bağlama yabancılaşma gözlüyoruz. Arkadaşları belli şeyler üstüne sohbet ederken neler konuşulduğuyla ilgili fikri olmayan çocuk dışta kalacaktır.

Anne Babanın Fikir Birliği

Ebeveynler çocukları önünde birbirleriyle sık sık fikir ayrılığına düşmemeli, farklı düşünseler bile kendi haklılıklarını kanıtlama yolunda diğer eşi değersizleştirmemeli. Bu türden tablolarda çocuklar da ebeveynlerden özellikle bastırılmış olana karşı daha cüretkar ve otoriteyi saymayan davranışlarda bulunabiliyor. Ebeveynlerin oturmuş bir düzen kurabilmeleri için bir arabanın ön iki tekeri olmalarını bekleriz. Aracın sağlıklı bir şekilde dümdüz yol alabilmesi için herşeyden önce ön iki tekerin paralel olması gerekir. Çocuklara “biz burdayız ve düzeni sağlıyoruz” mesajı vererek çocuğun belli kurallara daha uyumlu olabilmesini sağlamalılar.

Teknolojik aletlerin hayatımızda hatırlı bir yer kapladığını unutmayın. Bağımlılık kategorisinde ele alınmaya başlandı ve bu aletlere ulaşılmadığında tıpkı bir madde bağımlılığında olduğu gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkmakta. Özellikle koronavirüs sürecinde çocuk/gençler evde kaldı ve telefon, tablet, bilgisayar gibi aletlerle fazlaca  haşır neşir oldular. Günün büyük kısmında bu aletlerle zaman geçirdiler. Bir anda tabletlerinden kopamayacaklar.

Yumuşak Geçiş, süre olarak belli sınırlamalar getirilerek uygun bir seviyeye geçirilen vaktin çekilmesidir. Bu uygulamada ebeveynler tek başlarına çaresiz ve çözümsüz kalabiliyorlar. Çocuklarına nasıl yaklaşacaklarını, nasıl davranacaklarını bilemiyorlar ya da aşırı katı – aşırı toleranslı yaklaşımlarla yönetmede yetersiz kalabiliyorlar. Bu noktada bir psikolog ya da pedagog ile çalışılarak bu geçiş sürecinin en az hasarla ve sancıyla geçirilmesi mümkün oluyor.

Ailesine Bağımlı Erkek Nasıl Anlaşılır

ailesine bağımlı erkek nasıl anlaşılır
ailesine bağımlı erkek nasıl anlaşılır

Evlendikten sonra yeni bir aile kuruluyor ve çekirdek aileye adaptasyon süreci oluyor. Bunun yanında kök aileden kopmak, yavaş yavaş o taraftan ayrışmak da süreci uzatabiliyor. Genellikle erkeklerin kök ailesine daha düşkün olduğunu görüyoruz. Kadınlar yeni kurdukları aileyi yaratma, kurma çabasında oluyorlar. Elbette tersi durumlar da yok değil fakat erkeklerin çekirdek aileye zaman ve enerji ayırma kısmında daha bilinçli olması gerekiyor. Bu durumda kadın partner “Acaba eşim ailesine, annesine bağımlı mı?” eğer öyleyse “ailesine bağımlı erkek nasıl anlaşılır?” gibi soruların içinde kendini bulabiliyor. Bu yazımızda “erkek bir bireyin ailesine bağımlılığı var mı, varsa göstergeleri nelerdir” bunu anlatacağız.

Ailesine Bağımlı Erkek Nasıl Anlaşılır

  • Yakın Oturmak, Aile Apartmanı: Ailesine düşkün erkeklerin birçoğu kök ailesine yakın ya da aynı apartmanda – bir iki sokak ötede oturabiliyor. Ailesine yakın oturması elbette bir tesadüf değil, sık sık gelip gitmeyi kolaylaştırmak için açık bir seçim. Özellikle altlı üstlü oturmalarda problemler sık çıkabiliyor. Sevdiklerimize yakın olmak hoş bir duygu fakat çok yakın olmak pek de hoş olmayan sonuçlara yol açabiliyor. Özellikle kayınpeder, görümce, kayınvalide gibi figürler anlayışsız, oğlunun – gelininin özeline saygı duymayan yapılarsa dip dibe olmak büyük dezavantaj yaratıyor.
  • Her Gün Telefon Görüşmeleri: Bireylerin anne babalarıyla konuşmaları güzel bir durumdur. Saygı, hürmet, minnet, sadakat gibi duyguları barındırmakta olumsuz bir yan olmasa da bu duyguları sadece iyilik gördüğümüz bireylere değil suistimale uğradığımız kişilere de gösteriyoruz. Mevzu bahis anne babaysa bu ihtimal katlanıyor. Ana babası tarafından borç altında bırakılan erkek bunun karşılığını vermeye kendini mükellef görüyor. “Onlar beni büyüttü bu günlere getirdi” ile başlayan cümlelerle giden birçok davranış gözle görülebilir. Uzun uzadıya telefon görüşmeleri, herşeyi karşılıklı anlatma isteği, herhangi en ufak ihtiyaçta evladı görevli bilmek yeni bir aile kuran erkeğe aslında yük gibi gelse de bunu kabul etmeyip beklentileri yerine getirmeye çalışıyor.
  • Hemen Savunmaya Geçmek: Kadın eşler eşinin ailesiyle ilgili en ufak bir eleştiri yaptığında erkek eş direk savunmaya geçiyorsa, ailesinin suçlandığını düşünüyorsa, aşırı tepkiler veriyorsa ailesine aşırı bağlı ve kutsal kabul etmiş olabilir. Eğer eleştirinizde ya da fikir sunmanızda bir aşırılık ve art niyet – saldırı bulunmadığını düşünüyorsanız, bundan eminseniz ve eşinizin tavrını abartılı buluyorsanız o noktada bir sıkıntı var denebilir. Sizi düşman gibi algılayıp kök ailesini savunulması gereken mazlum yapı olarak görüyorsa tam olarak aile olmuş sayılmazsınız. Bu tür durumlarda kadın partnerler eşine gösterme&anlatma çabasına girdiklerinde çaresiz ve çözümsüz kalırlar. Uzman desteği ile kitap tavsiyeleri ve seanslarla bu aşırılıkların erkek partnere gösterilmesi mümkün olmakta.
  • Pasif Agresif Tutumlar: Özellikle anneler tarafından takınılan bu tutum bir tür psikolojik şiddet sayılabilir. Oğlu istediğini yapmadığında, gel dediğinde gelmediğinde, bir şekilde hayır dediğinde anneler surat yapabiliyor, küsebiliyor, tavır takınabiliyor. Bu durum yapılan kişide suçluluk ve vicdan duygularını uyandırıyor ve telafi içine giriliyor. Bu şekilde kontrolü elinde tutan anne, istediği gibi oğluna ve dolayısıyla oğlunun hayatında olanlara yön verebiliyor, yönetebiliyor. Kadın eşler bunu objektif bir şekilde dışardan görse de eşlerine anlatamıyor. Çünkü bu tür durumları kabul etmek kolay olmuyor. Annesi özellikle belli yaşın üstünde olan, “yaşlı ne yapalım bu yaştan sonra kırmayalım üzmeyelim” tarzı cümlelerle alttan alma, görmeme davranışını savunuyor erkekler.
  • Hayırsız Evlat: Kök ailesinin, özellikle anne – babasının isteklerini ve beklentilerini yerine getirmeyen evlenmiş erkek, kendi ailesi tarafından hayırsız evlat gibi sıfatlarla nitelenebilir. Bu konuma geçmemek için erkek partner ailesini memnun etmek, bir dediklerini iki etmemek yoluna gidebilir. Bu kadın eş tarafından hoş karşılanmaz. Bu tür durumlarda erkeğin sınırlarla ilgili geliştirilmesi, suistimale uğradığıyla ilgili bilinçlendirilmesi ve bu tür toksik tutumlara karşı sesini çıkarabilmesi gösterilmelidir. Diğer türlü kendi kurduğu aile içinde sıkıntılar baş gösterir.

Narsistik Öfke, Narsistin Öfkesi

narsist öfke - neden öfkelidir
narsist öfke - neden öfkelidir

Narsistik Öfke – Narsistin Öfkesi

Narsistik yapıda olan kişiler öfke konusunda kontrolü sağlamada eksik olmakla birlikte hızlıca öfkelenirler. Girdikleri modu kısaca özetlersek “içinden kurt adam çıktı”, “o an o bambaşka biri oldu”, “insanlıktan çıkıyor, canavarlaşıyor”, “gözü döndü, gözü hiçbir şey görmüyor” gibi cümlelerle ifade edebiliriz. O an frenleri patlar ve kolayca kalp kırabilir, karşıdaki ne düşünür ne hisseder umursamadan orantısız şekilde öfkesini kusabilir. Bu tür durumlarda frenler bir nevi patlamıştır ve öfke kolay kolay dinmez. Dolayısıyla mümkünse ortamdan uzaklaşın, narsistle kesinlikle tartışmayın, ben doğruyum, ben haklıyım mücadelesine hele ki hiç girmeyin.

Narsist Neden Öfkelidir?

Narsistin öfkesi ne sizle ilgilidir ne de tam olarak kendisiyle. Elbette narsist öfkesinin sorumluluğunu almalıdır. Fakat sebep olarak erken çocukluktaki ebeveynlerin&bakımverenlerin tutumları büyük rol oynar. Ya çok büyük hasarlar vermişlerdir, ya çok fazla pohpohlamışlardır ya da ihmal etmişlerdir. Bu üçlüyü tek tek ele alalım:

  1. Hasar görmüş olan narsist yetersiz hissettirilmiştir, şefkat ve merhametten ziyade hor görülmüştür, sert davranılmıştır. Dolayısıyla tekmelenen bir köpek nasıl saldırgan olursa bu türden bir muameleye – tutuma maruz kalmış olan bir birey de öfkeli ve sitemli olacaktır. Fiziksel, psikolojik şiddete maruz kalan kişi öfke, ,nefret, kin, adaletsizlik, güvensizlik gibi duygularla doludur. Bu duyguları dış dünyaya -özellikle yakın çevresine- fırsatlarda atar. Bu negatif enerjilerle yüklü olan kişi baş edemez ve bir nevi paylaştıracak kurbanlar bulduğunda onlardan çıkarır.
  2. Pohpohlanan narsist tam bir prens ya da prenses olarak yetiştirilmiştir. Golden child denilen altın çocuk, tutulur, her istediği geciktirilmeden yerine getirilir, fırsatlar önüne serilir, yol açtığı hata&sıkıntıların sonuçlarını ödemez, görmezden gelinir. Bu tür bir tutumla gelişen çocuk kendisinin diğerlerinden üstün olduğuna inanacaktır. Düşünce ve davranışlarının kayıtsız şartsız doğru ve diğerleri tarafından görülmesi ve onaylanması gerekliliğini barındıracaktır. Ergenlik ve yetişkinlikte gerçek dünya onun beklentilerine uymayacaktır lâkin dünyanın onun etrafında dönmediği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Kendisi onay bekleyeceği için göremediği zaman öfkelenmesi işten bile olmaz.
  3. İhmal edilen narsist daha çok gizli narsist yapısına evrilir. Çocukluğunda görülmemiş, duyulmamış, anlaşılmamış, varlığı ve değeri çok görüşmüş bireydir. Ebeveynleri ve yakın çevresi  ihtiyaçlarını karşılamamış ve temel beklentilerini karşılamamıştır; nasıl olur da elin yabancıları karşılasındır ki? Bu tür bir durumu içten içe bilen narsist, bunu bilinç seviyesinde hatırlamasa, inkâr etse de bu beklentide davranışlar sergiler. Partnerine yönelik “beni destekleyeceksin haksız olsam da!”, “hiç beni desteklemiyorsun, savunmuyorsun” gibi cümlerlerle kendini ele verir. Kırılgan narsist de dediğimiz bu tipte zihin okuma gibi bilişsel hatalar da sıkça bulunur. Alıngandır ve bir çocuk gibi ihtiyaçlarının görülmesini talep eder. Çocukluğundaki ihmali yetişkinlikte telafi etmek ister; bunu da kendisi yapamaz, yakın çevresinden bekler. Hatalarının tolere edilmesini, eksikliklerinin örtpas edilmesini, sorumsuzluğunun görülmemesini bekler. Bunlar yerine getirilmezse öfkelenir. Daha başka birçok konuda, incir çekirdeğini doldurmayacak konularda da öfkesi hâkim olur.

Nerede ve Ne Zaman Olacağı Belli Olmaz

Narsistik öfke diğer öfkelerden bir anlamda farklıdır. Herhangi bir sebepten, anlamsız yere çıkabilir. Ne olduğunu anlamadığınız bir anda hakaretlere, küfürlere, aşağılamalara maruz kalırsınız. Suçlanırsınız ve “sizin yüzünüzden” tutumuna maruz kalırsınız. Normal şartlarda öfkelenen insan mantıklı ve geçerli sebepler öne sürebilir. “Bu beni çok kızdırdı”, “Damarıma bastın, bu konudaki hassasiyetimi biliyorsun” gibi açıklamalarla öfkesini bir yere kadar meşrulaştırabilirken narsistik öfke sizin anlam veremediğiniz bir anda patlak verebilir.

Haklıyım ve Haksızlığa Gelemiyorum

İnsanların geneli haksızlığa gelemez fakat narsist bireyleri incelediğimizde bu konunun onların kırmızı çizgisi olduğunu görürüz. Bir de bu durum kendilerini her şartta ve koşulda haklı görmeleriyle birleşince sapla saman karışır. Partnerleri ve diğer yakınları fikir ayrılığına girerse, farklı bir düşünceyi savunurlarsa vay hallerine. Hep haklı olan narsist öfkelenir, haksızlığa uğradığını da düşünürse işler karmakarışık haller alır. Kendilerini kurban olarak görürler, herkes hatalı ve kötüdür. Bir narsistin kendisine yapabileceği en büyük iyiliklerden biri “başkası da haklı olabilir, onun düşüncelerine katılmasam da saygı duyabilirim” mentalitesi geliştirmesidir. Birçok şey inançlara ve küçükken edinilen düşünce yapılarına sıkı sıkıya bağlanmaktan kaynaklanır.

Dikkat Dağınıklığı İlaçsız Tedavi

dikkat dağınıklığı ilaçsız tedavi
dikkat dağınıklığı ilaçsız tedavi

Dikkat Dağınıklığı İlaçsız Tedavi

İzmir’de dikkat eksikliği ve hiperaktivite için ebeveynler çocukları için çare ve çözüm arıyor. Gerek ev içindeki birçok alanda(ders, ödev, düzen, disiplin, öz bakım vb.) gerek okul yaşamında DEHB bulunan çocuklarda sorunlar zorlayabiliyor. Okuldan şikayetler gelebiliyor, ders çalışma, ödev yapma, başlamak – sürdürmek – bitirmek üçlüsünde problemler görülüyor. Bu noktada ebeveynler çaresiz kalabiliyor. Çünkü her ne kadar hadi hadi hadi deseler de çocuklarını dürtseler de her seferinde sil baştan durumunu yaşıyorlar ve ilerleme kaydedilmediğini gözlemledikleri için üzülüyorlar. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite, inatçı ve dirençli bir durumdur. Alanında uzman isimlerin çalışması ile gelişimler gözlenmektedir. Uzmanın sadece psikolog olması yeterli değil, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu alanında deneyimli ve aktif çalışan bir psikolog olması gereklidir.

Kurumumuz İzmir Dikkat Dağınıklığında İlaçsız Yaklaşım Sunuyor

Kağan AY Danışmanlık olarak gerek kurucumuz gerek çalışan uzman pedagoglarımız yüzlerce aileyle çalıştı ve gelişim kaydetti. Bilimsel bilgiler altında çeşitli tekniklerle çocuk odaklı ilerlendi ve yüzler gülmeye devam etti. İlaç kullanımına saygı duysak da, bazı çocukların akut olarak ilaç kullanması gerekliliğine katılsak da ilk etapta ilaçsız bilinmesi / yapılması gerekenler taraftarıyız. Çocuklarla ayrı, ebeveynlerle ayrı görüşmeler, çalışmalar ve eğitimlerle dört bir yandan DEHB’yi çalışıyoruz ve uzun vadede geleceğimizin sahibi çocuklarımızı kazanıyoruz.

  • Okuldan – Mahalleden Şikayetler Ebeveynleri Bunaltıyor:

Dikkat dağınıklığına sahip çocukların ailelerinin en çok sıkıntı çektiği konulardan biri gelen şikayetler. Çocuklara sosyal ortamlarda, ikili ve grup ilişkilerinde davranış odaklı edinimler verdikçe bu tür sorunlar azalarak bitiyor. Yeter ki çocuklarımızı doğru anlayalım ve ebeveynlerimizi doğru yönlendirelim&eğitelim. Hemen ilaç tedavisine girişmeden aslında yapılacak çok şey var. Kurucumuz Kağan AY’ın DEHB Eğitimi bu noktada anahtar roldedir ve birçok aileye “Nasıl davranalım”, “Biz ne yapmalıyız, biz nasıl yaklaşmalıyız” gibi sorular dahil kafalarındaki tüm soru işaretlerini giderdikleri kapsayıcı ve yoğun bir eğitimdir.

  • Dikkat Dağınıklığına İnsani Yaklaşım

Çocuklarımıza çok kısa sürede psikiyatrik görüşmeyle dikkat eksikliği hiperaktivite teşhisi konulması tutumuna karşıyız. Dikkat eksikliği bir spektrum bozukluğudur. Yani alt düzeyde de görülebilir orta düzeyde de yüksek düzeyde de. Özellikle alt ve orta düzeydeki çocuklar ilaç dışında yaklaşımlarla gözle görülür gelişmeler göstermekte. Kurum olarak ekipçe çalışıyoruz ve hem ailelerden aldığımız geribildirimler hem çocuklardaki gözlemlerimiz umut verici. Dikkat eksikliğine bakışımız geçiştirici genetik söylem değil bilakis çevresel faktörlerle ilgili bir anlayıştır. Ebeveynleri gerek eğitimimiz gerek ebeveyn seanslarımızda bilgilendirmek ve çocuklarına nasıl terapist olacakları yönünde eğitmektir.

  • Dikkat eksikliği – Dürtüsellik – Hiperaktivite

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocuklarda farklı belirtilerle görülebiliyor. Örneğin bir çocukta sadece dikkat eksikliği varken aşırı hareketlilik hiç görülmüyor. Kimi çocuklar aşırı dürtüsel ve kurallara karşı gelmekle öne çıkıyor. Çocuğun hangi alanlarda zayıflıkları var, hangi tarafları geliştirilmesi gerekiyorsa o yönde çalışmalar ayarlanıyor ve uygulanıyor. Her çocuğa aynı tedavi ve terapi modeli olmaz, olamaz. Çocukların güçlü ve zayıf yanlarını saptamak, dikkat eksikliği – hiperaktivite – dürtüsellik boyutlarından nerelerde problemler var tespit etmek için CAS Testi uygulanabiliyor. Bu test ile birlikte bir çalışma programı çiziliyor.

Kayıp ve Yas Sürecinde Neler Yapılmalı

kayıp ve yas sürecinde neler yapılmalı
kayıp ve yas sürecinde neler yapılmalı

Kayıp ve Yas Sürecinde Neler Yapılmalı

Bir yakınınızın, sevdiğiniz birinin vefatı, romantik ilişkinin bitmesi&boşanma, işyerinden ayrılık, taşınmak, vücudun organlarını kaybetmek (örneğin kol-bacak kaybı) gibi durumlar kayıp olarak adlandırılırken bu kayıpların sonucunda süregiden zaman dilimine yas denir.

Yas süreci ortalama 6 ay ila 1 sene sürerken bu süre yer yer 2 seneye kadar uzayabilir. Yas süreci kişiden kişiye değişiklik göstermekle beraber bu süreçte yapılıp edilenlerden direkt etkilenir. Yani süre kısalabilir de sürüncemede de kalabilir hatta tüm hayatı etkileyecek patolojik bir görünüm de alabilir.

Özellikle İlk Haftalarda Ekstra Yükümlülüklerden Kaçının

Kayıp durumlarında kültürümüz gereği dost, akraba, konu komşu ziyaretleri oluyor. Kaybın yaşandığı hane helva, lokma, pilav gibi yiyecekler sunabiliyor. Hali hazırda acı çeken bireyler bir de gelen gidene hizmet etmek zorakiliği hissettiğinde şartlar zorlaşabiliyor. Bu noktada hane bireyleri birbirlerine iş şart koşmamalı, zoraki görevler vermemeli, ziyaretçilere hizmet için kendilerini kasmamalılar. Zaten içleri yanan kişiler bu tür sorumlulukları zorlanım olarak görebiliyor. Ki bu da normal bir durum.

Kaybı Ağır Yaşayan Bireylere Direkt Telkinlerden Kaçının

Yakınların kayba verdikleri tepkiler, üzüntü derecesi farklı olmaktadır. Bazıları daha metanetli kalırken bazı bireyler derin bir hüzün ve depresyon yaşayabiliyorlar. Süreci ağır geçiren bireylere iyi niyetli şekilde yaklaşan çevredekiler direk söylemlerde bulunabiliyor. Bunlar kişide anlaşıldığını hissetmeyi gerçekleştirmiyor. Örneğini; “Üzülme yavrum, Allah’tan geldi napacaksın”, “Ölenle ölünmüyor kızım, önüne bakacaksın artık”, “Kendini çok yıpratıyorsun bu kadar harap etme(duyguyu anlamama)”. Bu tür söylemler ne kadar iyi niyetli olsa da kişide hoş hissiyatlar yaratmaz.

Yas’ın Bir Süreç Olduğunu Bilin

Kaybın ardından ilk etapta inkâr aşaması gelir. Kişi ölümü kabul edemez, etmek istemez, yakını hala hayattaymış gibi düşünceler ve davranışlar sergileyebilir. Bu durum aslında faydalıdır. Ne kadar yakınları korkutabilse de, kişinin kendisi ya da yakınları “Deliriyor mu, çıldırıyor mu acaba?” gibi endişelere kapılsa da kaybın kabulü çok büyük acı ve yıkım yaratacağından inkar devrededir. Bu süreçte kişi hiç birşey yapmak istemez, hayat enerjisi çekilir, uyumak – yalnız kalmak isteyebilir. Bir nevi enerji tasarrufu modundadır. Bu süreçte kişiden özellikle yakın çevresi görev, iş, yapılması gerekenleri beklememesi yerli olacaktır. Kişi kaybın tazeliğiyle boğuşmaktadır. Diğer herşey fazla gelir. İnkar süreci zamanla yerini öfke, depresyon, kabul gibi aşamalara bırakır.

Tam Anlamıyla Tutulmayan Yas Yaşamın Devamını Etkiliyor

Zamanında acısı yaşanmamış durumların ileriki yaşam dönemlerinde etkilerinin görüldüğünü biliyoruz. Tutulmamış bir yas, yaşama karşı enerji düşüklüğü, hevessizlik, durağanlık, depresiflik gibi etkilere yol açabiliyor. Hiçbir duygunun bastırılmaması gerekiyor. Yas sürecinde de üzüntü, kayıp, yalnızlık, hüzün, melankoli gibi duyguların yaşanması, yaşamın geri kalanını olduğu gibi yaşamaya vesile olan aslında faydalı durumlardır. Elbette ne kendimiz ne sevdiklerimizin üzülmesini istemeyiz. Fakat ortada üzülecek bir gelişme varsa bu üzüntüyü bastırmak, yokmuş gibi davranmak yapılabilecek en büyük zarar. Kişi bastırdığı sürece irritabl, öfkeli, tahammülsüz, keyifsiz, mutsuz bir benliğe bürünebiliyor.

Yası Derin Tutan Bireyi Gözlemleyin

Bireyi gözlemleyin ve neye ihtiyacı olduğunu bulun. Kimi yalnız kalmak ister, kimi konuşmak ve paylaşım ister, kimi de sarılmak ağlamak ister. Kendi doğru bildiklerinizi sunmak yerine kişinin neye ihtiyacı varsa onu vermeye yönlenin. Bu süreçlerde konu komşu kimseyi memnun etmeye çalışmayın, kendi kaybınıza odaklanın. Ölüm durumlarında birey mezarlığa gitmek istiyorsa götürün. Mezarlığa gitmek istememek de sık görülen bir durum. O durumda da kişiyi kesinlikle zorlamayın. Zamanla kabulle birlikte mezarlık ziyaretini yapacağı günler gelecektir.

Çocuklarda Özgüven Eksikliği Nasıl Giderilir

çocuklarda özgüven eksikliği nasıl giderilir
çocuklarda özgüven eksikliği nasıl giderilir

Çocuklarda Özgüven Eksikliği Nasıl Giderilir

Özgüven, kişinin kendine olan güveni, yeterlilik algısı, kendini kabul etmesi olarak özetlenebilir. Çocuğunda özgüven eksikliği gözlemleyen ebeveynler bunu nasıl geliştirebileceklerine yönelik bilgi ihtiyacı duyuyorlar. Bu yazımızda “Çocuğumun özgüvenini nasıl geliştirebilirim?” , “Çocuğum çok özgüvensiz, nasıl gelişir?” sorularına cevap verdik.

Her şeyden önce özgüven çok dalgalı bir veçhedir. Kısa zamanlarda bile büyük düşüşler ve yükselişler gözlemlenebiliyor. Bunun yanında kişilikle alakalı içedönük bireylerde görece özgüven düşük algılanabilirken dışa dönük bireyler için “özgüvenli, kendiyle çok barışık” gibi yorumlar yapılabiliyor. Özgüven için anne babaların dikkat etmesi ve uygulaması gereken durumlar varken uzman bir pedagog ile birlikte çocuğun özgüven sorunu da çalışılarak kısa vadelerde gözle görülür değişimler sağlanıyor.

Anne ve Baba Tutumu Kritik Nokta

Erken çocukluk döneminde özellikle 0-6 yaş arasında çocuğun arzuları, beklentileri, varlığı ne derece karşılanıyor ve nasıl karşılanıyor her şeyden önce özgüven üstündeki etmen budur. Eğer çocuğa bir birey gibi muamele gösterilirse, duygu ve düşüncelerini paylaşmasına müsade edilirse, öfke anları hasarsız atlatılırsa, örselenmezse, yaralanmazsa özgüven gelişimi sağlam olacaktır. Bu noktada ebeveynler&bakım verenler çocuklarının özgüveninin gelişimi üstünde yapıcı da olabilir yıkıcı da. Dikkat edilmesi gereken husustur.

Anne ve Babanın İlişkisi

Çocuğa yönelik tutumun yanısıra anne ve baba kendi arasında sükunetli, huzurlu, stabilse çocuk bu güven ortamından beslenecek ve kendisi de özgüvenli olacaktır. Fikir ayrılığı ve çatışma yaşayan ebeveynlerin bu tür problemleri çocuklar yokken kendi aralarında halletmesi önerilir. Birden fazla çocuğun olduğu hanelerde ebeveynler bilerek ya da bilmeden kardeşler arasında tutum farklılığı yapıyorsa bu da çocuğu yaralar. Her çocuğa aynı objektiflikte muamele edilmesi şarttır.

Akranlar ve Sosyal Yaşam Aileyi Takip Eden Unsurlar

Çocuk eğer okul öncesi dönemi en az sorunla atlatarak 7+ yaşa geçtiyse okul – sosyal yaşamına kendinden emin başlayacaktır. Çocuklar kreş, anaokulu, ilkokul gibi ortamlarda gerek öğretmen – müdür gibi otorite figürleriyle gerek akranlarıyla sosyal ilişkilerinde özgüvenlerini pratik edebiliyorlar. Özgüven yazımızın başında da belirttiğimiz gibi hızla artan, hızla da düşebilen bir fenomen. Her ne kadar dış dünyada özgüvenin gelişimi mümkün olsa da  çocuğun ilk dünyası demek olan anne ve baba faktörünün önemini tekrar hatırlatmak isteriz.

Özgüven Tek Başına İrdelenmemeli

Psikolojik danışma görüşmelerinde özgüven sorunu olan bireylerde bu sıkıntının yanında belli başlı sorunların varlığını gözlemleriz. Başat olarak öz değer algısı düşük, yapamam – edemem tarzı öz yeterlilik algısı düşük, ya sevilmezsem ya hata yaparsam gibi başarısız olma korkuları yoğun. Bu tür kaygılar ve öğrenilmiş çaresizlik temaları seans odasında çalışılır ve zamanla geliştirilir.

Direkt Telkinlerden Kaçının

Çocuğunuzun eksik ya da yapamadığı, geri durduğu aktivitelere yönelik ufak da olsa baskı, itekleme yapmayın. Burada yüreklendirmeden bahsetmiyoruz, çocuk endişeliyken sizin “bir şey yok ne var bunda” tarzında cümleleriniz oluyorsa ters teptiriyor. Herhangi bir aktiviteyi küçük parçalarla öğretmeniz daha doğru olacaktır. Hatta mümkünse önce sizin rol model olarak yapmanız çok daha verimli olur.