Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Obsesif Narsist Kişiler

0

Obsesif(takıntılı) narsisistik kişilikler en basit tabiriyle kontrol manyağı olan, çevresini ve çevresindeki kişileri tahakkümü altında tutmaya bayılan, katı bireylerdir. Gücü ve kontrolü elinde tutamadığında huzursuz olur yanısıra huzursuz eder. Narsisistik kişilik bozukluğu olan bireyler zor kişiler, bunun daha geçimsiz halini düşünün, işte o kişi obsesif narsist. Mükemmeiyetçi, herşeyin ona göre olmasını ve ilerlemesini isteyen, istediği gibi gitmediği zaman agresifleşen, ateş saçan, benmerkezci…

Obsesif Narsist Belirtileri

Obsesif bir narsisti ayırt edebilmek için en belirgin davranışlar çevresiyle fikir alışverişinde bulunmadan “doğru tektir, budur, benim doğrumdur” düsturuyla hareket edip çevresinden buna uymasını beklemesidir. Yanısıra düzen, nizam, rutin, katı sınırlar, kalıplaşmış değerler&inançlar, değişmezlik, aynılık kelimeleri bu narsisizm tipini iyi anlatır.

Obsesif bir narsistle beraber yaşayan çocuk, kardeş, iş arkadaşı, partner ya da eş fark etmeksizin diken üstündelik ve sıkışmışlık hisleriyle boğuşabiliyor. Kendi arzu ve isteklerini geri planda bırakmak zorundalığı, “ona uymazsam sorun çıkar” düşünceleri, huzursuzluk ve tartışmalardan çekinme hali görülebiliyor. Hele obsesif narsistin bu patolojisine yanısıra agresyon, psikopati özellikleri de varsa kişinin kaygıları hiç de boş yere olmuyor.

Manipülatif Narsist Ne Demek?

Manipülatif narsistler öteki kişileri yönlendirmek ve çıkarları amacıyla kendi istedikleri yöne sevk etmek için çeşitli teknik, psikolojik metodları kullanırlar. Kendi istekleri doğrultusunda hareket etmek arzusunda olduğu için bu manipülasyonları yapmaktan geri durmaz. Ötekinin sağlığını, hâlini, mutluluğunu gözetmez. Her narsist manipüle eder fakat bazı narsistlerin manipülasyon “dili” haline gelmiştir. Bu kişiliklerle konuşmayın. Bu tür narsistlerle konuşanların bir süreden sonra aynı dilde ustalaşmaları mümkün oluyor…

Narsistin Takıntıları Hayattan Bezdirir

Takıntılı narsistler gerçek anlamda çekilmez, iflah olmaz olabiliyor. Fikir ayrılığına düşmek çok büyük bir felaket. Ya uyacaksınız, ya yanacaksınız. Böyle bir ortamda uzunca kalmanın belli sonuçları olabiliyor; yutulmak, pasifize olmak, benliğinizden uzaklaşmak, depresyon, anksiyete kaygı problemleri, zihinsel sağlığınızda bozulmalar, kilo almak ya da vermek ve daha birçok sorun günün sonunda narsistin zulmüne maruz kalana Z raporu olarak eline veriliyor. Narsisistik suistimale maruz kaldıktan sonra bir psikolog ile çalışarak dahi üstünüzdeki etkiler bir süreçte atılıyor. Evet, bu mümkün.

Narsistin Karalama Kampanyası

0

Narsistin karalama kampanyası özellikle belli süreçlerde ortaya çıkabildiği gibi her zaman sistematik yapılabilen bir manipülasyon – yanıltma aracı olabiliyor. Maruz kalan kişinin yalnızlaşma, günah keçisi ilan edilmesi, inanılmamak, ötekileşmek gibi psikolojik anlamda oldukça olumsuz etkileneceği sonuçları oluyor. Narsisistik kişiliklerin sıklıkla başvurduğu karalama kampanyası ile ilgili ne zaman başvururlar, neden başvururlar gibi sorulara aşağıda cevap bulacaksın.

Karalama Kampanyası Nedir?

Bir tür istismar olan karalama kampanyasında kurban olduğu kişiden farklı lanse edilir. İçeriğinde iftira, yalanlar, çarpıtmalar, gerçeklikten kopuk söylemler barındırabilir. Lanse edilen kişiler daha çok aile üyeleri, akrabalar, komşular, iş çevresi gibi alakadar olunan, etkileşimde bulunulan kimseler olur. Amaç adı üstünde kurbanı karalamak, kötülemek, imajını yerle bir etmek, insanların kafasında çizdiği profili değiştirmektir.

Narsistler diğer insanların gözünde ve düşüncelerinde “iyi” bilinmek isterler ve bunun için büyük enerji, çaba harcarlar. Çocukların gözünde kendisi iyi polis, eşi kötü polis olur. Ev içinde mikro düzeyde görünen fakat etkileri tüm hayata yayılabilen bu tür bir karalama kampanyasından tutun aileler, komşular, iş arkadaşları, akrabalar, yeni tanışılan insanlara kadar olumsuz anlatılar, gerçeği çarpıtmalar, kötülemeler, mağduru oynamalarla birlikte özellikle partnerler karalama kampanyasının en çok hedefi olan kişiler olmakta.

Narsist Karalama Kampanyasına Ne Zaman Başvurur

Narsist kişi, kurbanına karalama kampanyasını maddi bir çıkar potansiyeli doğduğunda yapabilir. Diğer yandan romantik ilişkideyse partneriyle olan sorunlarda kendisini aklayıp partnerinde sorun varmış gibi göstermek amacıyla başvurabilir. Örneğin evliyse ve ayrılık düşüncesindeyse boşanma sürecinde kendisini haklı ilan etmek için bir nevi ön çalışmadır. İnsanlara anlatılarda bulunarak zihinlerini mayalamış olur, ilerleyen süreçte işler karıştığı zaman kişiler duyduklarına inanma eğiliminde olurlar. Bir kısım insan ancak duyduğuma değil, gördüğüme inanırım düsturu gözetir.

Karalama Kampanyasına Maruz Kalmış Kişilerde…

Peki bu istismara ve sistematik manipülasyona maruz kalan kişilerde ne tür belirtiler gözleniyor buna değinelim. Akıl sağlığını sorgulama, özdeğer ve özgüvende düşme, hafızasından emin olamama, gerçekle gerçek olmayan arasındaki farkı gözetmede şüpheye düşme, izole(tecrit) edilme, dışlanma, haksızlığa uğramanın getirisi olarak öfke, depresyon gibi birçok ruhsal problemi beraberinde getirebiliyor bu mel’un saldırı.

Ne Yapılabilir?

Eğer kendini ya da bir tanıdığını bu tür bir tutuma uğramış olarak görüyorsan ilk etapta yapılabilecek birkaç şeyi paylaşmak isterim; öncelikle bunu yapan kişi/kişileri iyi tespit edip sınır koymak mühim. Bu kişilere açık bir savaş başlatmak, ne yaptığını iletmek ve onu açık etmeye çalışmak durumları daha da karıştırabiliyor. Çünkü bu kişiler zaten insaniyet duyguları barındırmıyor, böyle bir zulmü yaptıktan sonra ifşa olması onun vazgeçmesini sağlamayabiliyor. Daha örtük bir mücadeleyle sınır koyulmalı, kendi iyilik hali biran önce tesis edilmeli, bunun için gerekirse manipülasyonlar ve narsisizm alanında uzman bir psikolog ile çalışılmalı, karalama kampanyası ve diğer istismar biçimleriyle ilgili bilgilenmeli ki hali hazırda veya ilerde bununla burun buruna kalınırsa farkındalıkla beraber def etmek çok daha kolay olmakta.

Sitede makaleler kısmında narsisizm ile alakalı birçok içerik mevcut, göz atman faydana olacaktır. İletişim sayfamızdan da psikolojik destek almak istersen ulaşabilirsin.

Narsistin Tuzağına Düşmemek için Ne Yapmalı

Narsisistik kişilik bozukluğu bulunan kişiler yoğunca manipülatif, yönlendirici, baskıcı ve çıkarcı olabiliyor. Diğer bireyleri kendi emelleri ve menfaatleri için suistimal etmekten imtina etmiyor. Hatta ötekilerin varlığından beslenip kendi enerjisini böyle ayakta tutuyor. Bir nevi vampirlik. Narsist bireyle yaşayan kişilerin enerjisi düşük, hayattan keyif alamayan, depresif belirtiler gösterdiğini de biliyoruz. Bu yazımda narsistin tuzağına düşmemek için ne yapmalı buna odaklanalım.

Narsisizm Hakkında Bilgilenmek Şart

Herşeyden önce ilk yapılması gereken şey neyle karşı karşıya olduğunu yani neyle savaştığını bilmen. Narsistler çeşitli manipülasyon ve özellikle gaslighting gibi psikolojik saldırılarla diğerlerinin akıl sağlığını bozunuma uğratabildiği için kendini sorgulaman ve hatayı kendinde araman, narsisti aklamaya yatkın olman muhtemel. Bunları ekarte etmen için önce narsisizm hakkında bilgilen, kendini donat, manipülasyon çeşitlerine hakim ol ki uygulandığında ayırt et. Bu hem kendi ruh sağlığını koruyabilmen için gerekli hem de neye maruz kaldığını ayırt edebildiğinde durumun narsistle alakalı olduğunu kavraman rahatlatıcı. Bu alanda youtube videolarım yüzlerce kişiye faydalı oldu. Videolarla ve buradaki blog yazılarımla başlayabilirsin.

Kendilik Algını Geliştir

Narsisistik istismar ağına düşen kişilere baktığımda bağımlı, fedakar, kendini geri planda tutan, terk edilme korkuları olan, anaç kişiler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yüzlerce kişiyle çalıştım ve en sık gördüğüm özellikler bunlar. Baktığım zaman bu kişiler kendilerine yatırım yapmayan, bir ötekiyle var olan, fedakarlık üzerine kurulu ilişkilenme geliştirmiş, yer yer partnerine yapışık kişiler.

Bu tür bir kişilik yapılanması narsistlerin iştahını kabartır. Kolayca ele avuca alabileceklerini düşünürler ve gerçekten de kendilik bilinci gelişmiş kişilerden uzak dururlar çünkü istediği gibi şekillendiremeyeceğini, “adam edemem”, “yola getiremem” endişesi barındırırlar ve hedeflerinde daha çok üstte yazdığım özellikleri barındıran kişiler vardır. Güçlen ve Geliş! mottom tam da bu sebepten var. Kurtarıcı aramak yerine bir an önce kendi zaafiyetlerini keşfet ve çözümlemeye başla. Bu konuda destekçi olmaya devam ediyorum.

Geçmişini Çalış – Özellikle Aile Yaşantın

Narsistlerin hedef kitlesindeysen sevgi, ilgi, önemsenme, değerli hissetme gibi duygulara aç olabilirsin. Bu duygulardan mahrum kalmış, ihmal edilmiş olabilirsin. Bunun kaynağı da başat olarak aile oluyor. Geçmişteki yaşantılarının üzerindeki etkisini etüd etmen büyük fayda sağlar. Aile dinamiklerine, aile öyküne hakim olman, mümkünse anlamlandırman ve kabulün zaafiyetlerinde sağaltım sağlayıp savunmasızlığın üzerinde elinin güçlenmesini sağlayacak.

Örneğin; babası küçük yaşta vefat etmiş olan biri güvendelik, sahiplenilmek, kapsanmak, otorite altında olmak, beğenilmek gibi duygulardan yoksun kaldı diyelim. Bu duygulara karşı zaafiyet varsa bunları vaad eden birine karşı gardı düşük kalabiliyor. Özellikle narsisistik kişilik bozukluğu bulunan bireyler kişilerin bu eksikliklerini suistimal etmede ustalar. Narsist, ilişkinin başlarında bolca verdiği bu duyguları, ilişkinin ilerleyen evrelerinde tam tersine çeviriyor.

Merkeze Koyma Davranışın Varsa…

İlişkilerinde kendini partnerine adadığını gözlemliyorsan, “bir o olsun gerisi önemli değil” diyerek tüm sosyal ve aile dahil ilişkilerini minimuma indiriyor ya da bitiriyorsan, odak noktan partner oluyor ve sürekli onu düşünüp onunla iletişimde kalmak gibi bir yol izliyorsan başlı başına bu durum bile narsistin işine gelir. Onun istediği de bu. Duygusal yatırımının tamamını tek bir kişiye yaparsan tüm dünyan da o kişi haline geliri. Bir taraftan göze tatlı gelse de içinde risk de barındırıyor. Kendini kaybetmen ve ona bağımlı hale gelmen için en uygun zemin.

Yazım sana fayda sağladıysa blog sekmesinden narsisizm ile ilgili diğer yazılarıma da ulaşabilirsin. Sevgiyle kal!

Küsen Narsist Eşe Karşı İyileştiren Bilgiler

Kök ailede ebeveyn ve/veya kardeşlerin iyi hissetmemesi bizim de iyi hissetmememize yol açıyor. Bu ilişki ve evlilikte de devam edebiliyor. Yani “partner iyi değilse ben de iyi olmuyorum”. Bunda etik, moral ve ahlak bakımından bir sorun yok. Fakat bazı partnerler bunu suistimal ediyor. Küserek, sessiz kalarak, kötü ters davranarak, sevgisini ilgisini çekerek, aşağılayarak, rencide ederek, değersizleştirerek vb. Bu tür durumlarda eğer duygudurumunuz, ruh haliniz fazlasıyla etkileniyorsa ve hayatınıza devam edemeyecek raddede bile olabiliyorsa ki birçok kişide bunu gözlemliyorum, tam da bu alanda kendimize karşı sorumluluğumuz başlıyor.

İyileşmenin bir ayağı: Küslük huzursuzluğa tahammülsüzlük – Ötekinin duygudurumuna bağlı olmak

Birçok durumda hatanız, kabahatiniz olmuyor. Maruz kaldığınız bu tutumları hak etmediğinizi düşünüyorsunuz. Dolayısıyla bir de ruh haliniz ona göre şekilleniyor ve sizin de yaşam kaliteniz düşüyorsa buna dur demekte bir beyis görmüyorum.

Konunun temel özünde “huzursuzluğa tahammül edememe, sıkıntı problem çıkmasına doygunluk, sıkıntı yaşanmasını artık tolere edememe, küslüğe karşı hassasiyet yani küs kalmak istememe” durumları olduğunu düşünüyorum. Yine baktığımızda bunda da bir beyis yok fakat kritik ve gözden kaçırmamamız gereken nokta şu: Siz küs kalmak, aranızın kötü olmasını istemiyorsunuz tamam fakat bu tek kişilik bir isteğe bağlı değil. Partnerinizin de sizin tutumunuzda olması gerekirken tam tersi bozan, yıkan, o küslüğü yaratan/besleyen tutumu varsa tek başınıza nasıl tesis edeceksiniz?

Çocuklukta küsen ve sevgisini çeken ebeveyni kazanma görevi çocuğa verilir. Çocuk çaba göstermek ve ebeveynini hoş etmek zorunda olduğunu görev edinir. Bunu bakımverenler besler. Bu olgu içinizde ne kadar yoğun ve derin ekilmişse yetişkinlikte de tezahür edebilir. Geçmişte ebeveyninize yaptığınızı şimdi partnerinize yapıyor olabilirsiniz.

Doygunluk

Huzursuzluk, küslük, problemlerin çözülmeden hayata devam edilmesi ve aramızın bozuk olması neden bu kadar rahatsız ediyor? İlk etaptaki cevabım: Doygunluk. Eğer geçmişte -özellikle büyüdüğümüz evde sık, yoğun, şiddetli kavga gürültü huzursuzluk ortamı olduysa, kaotik, az sonra ne yaşanacağının kestirilemediği, diken üstünde, endişeli bir hanede büyümüşsek yetişkinlikte ilişki/evlilikte bağırma çağırma istemeyiz. Daha doğrusu kaldıramayız, tolere edemeyiz. Ben bunu zamanında fazlasıyla yaşadım, uzaklaşmak istediğim, kaçmak istediğim sistem oydu, bulunmak istemediğim ortam bu. (Genellikle de kaçılan ortamın aynısına düşülür. İronik ve paradoksaldır. Bu neden böyle oluyor daha sonra açabilirim). Dolayısıyla bulunmak istemediğimiz ortamı yetişkinlikte de gördüğümüzde şu tür duygular içimizde belirebilir: “Çocukluğum ve gençliğim boyunca o ortamda yorulmuştum, büyüyünce dinlenmek istiyordum fakat yorulmaya devam ediyorum”. “Korktuğum şey başıma geldi”.

Yabancılık

İkinci bir cevap: Yabancılık. Büyüdüğü ev huzurlu, stabil, saygılı, rutin, anlayışlı bir ortam olan kişi; kavga, çatışma, çekişme, güç savaşı gibi davranışlara yabancı olabiliyor. Yetişkinlikte ilişki ve evliliğinde partner olur olmadık sorun çıkarınca, ne zaman neyden kavga çıkacak bilemez halde olunca kişi bocalar. Elbette ki büyüdüğü evde de sorunlar çıkmıştır, fikir ayrılıkları peydah olmuştur, tartışma hatta yer yer sesler yükselip tansiyon artmış da olabilir. Burda gözden kaçırmamamız gereken şudur; o hanede nicelik olarak sık tartışma çıkmamıştır, yoğunluk olarak agresif, kırıcı boyuta ulaşmamıştır ve durduk yere öngörülemez sorunlar değil, bilakis çıkması gereken ve çözülmesi gereken anlaşmazlıklardır. Ebeveynler tarafından iyi yönetilen, çözüm odaklı halledilen probllemlerdir. Bazı evlerde de çocuklara yansıtılmaz. Çocukların haberi dahi olmaz. Yabancılık, işte bu tür bir hanede yetişen kişinin anlamsız sıkıntılara ve tartışmalara yabancı olmasıdır. Hayatı boyunca tatmadığı zehri, ilişki&evlilikten sonra içmesi ağır gelir bu kişilere. Ne yapacağını bilemez, yönetemez, baş edemez, sıkışır, çaresiz hisseder ve daha nicesi…

Peki Ne Yapabilirsin?

Peki ne yapılabilir? Partner hayatınızın merkezindeyse, gün içinde zihninizde ve gönlünüzde hatrı sayılır zamanınız ona yönelikse(normal şartlarda bunda bir terslik yok fakat partner yukarda belirttiğim gibi işbirliği yapan biri değilse bilakis sizi duygusal&manevi anlamda yoruyor, yıpratıyorsa) herşeyden önce libidonuzu(yaygın bilinen haliyle cinsel enerji olarak bilinir, değildir. Libido; hayat enerjisi demektir.) partnerden çekmeniz gerekir. Libido yatırımı, algı ve dikkat yatırımıdır aynı zamanda. Aklım fikrim hep onda, onla ilişkimizi hep düşünüyorum, onunla iyi olmayınca hiçbir şeye odaklanamıyorum gibi çıktılar yaratır. İlk etapta bu karar ve uygulaması zor gelebilir. Çünkü duygusal anlamda yatırım yaptığımız, sevgi ve diğer duyguların eşlik ettiği kişiden uzaklaşma gibi bir his yaratabilir. Lakin tam anlamıyla bir çekilme değildir, kopma veya umursamama hiç değildir. Olumlu olan ilişki dinamiğinin arasına karışmış ayrık otları ve habis tutumları minimize etmek için gerekliliktir.

Libido yatırımı partnerimizin bizim üstümüzde tesir, büyü, nüfuz kazanmasına yol açar. Bu sebepten dolayı onunla sıkıntıda iken duygudurumumuz çalkalanır, depresif ve mutsuz hissederiz, hiçbirşey yapmak istemeyiz. İyi olmak iyi hissetmek istersiniz fakat başaramazsınız, bir nevi büyü etkisinde gibi kolunuz kanadınız tutmayabilir. Bu duygu yükünün etkisini kırmaktır ilk olan.

Nasıl Yapacaksın?

Herşeyden önce kurduğunuz cümlelere dikkat edecek ve inançlarınızı iyi tespit edeceksiniz. “Onsuz bir hiçim, o olmadan yapamam, o bensiz yapamaz” bu tür keskin cümle ve inançlar kendinilerini hayatta gösterir. Merkezden partneri çıkarıp kendinizi koymak durumundasınız. Libidoyu kendimize ve benliğimizi besleyen şeylere aktarmaya başladığımızda oryantasyonumuz ve merkezimiz de kendiliğimize(self) döner.

Diğer yandan münakaşa, tatsızlık yaratabilecek potansiyel varsa, partnerle iletişimi duygudan arındırmak fayda sağlar. Kavga, tartışma isteyen kişi bir şekilde kılıf, bahane bularak amacına illa ki ulaşır. Bu alanda duyguları araç olarak kullanır. Kışkırtabilir, hassas noktalarınıza dokunabilir, sizi tetikleyecek eylem – söylemleri olabilir. Hararetlenip, duygulanım yaşadığınızda ve özellikle öfkelendiğinizde istediğini vermiş olursunuz. Genel itibariyle hatalı ya da suçlu taraf olarak da görülürsünüz. Bu sebeplerden duygu yükü barındıran diyaloglardan uzak durmalı. Konuları dallandırıp budaklandırmaya engel olmalısınız, konuşmalar durumdan çıkıp kişiye döndüyse, suçlama ve kötü hissettirme tutumu takip edebilir. Bunun farkında bile olmayabilirsiniz. Bir yandan diyaloğun seyrini de takip etmek gerekiyor, şuan karşımdaki kişinin niyeti, hizmet ettiği şey ne? gözlemi gerekebiliyor. Evet yorucu.

Suçluluk Duygusuna Dikkat

Suçluluk duygusuna karşı uyanık olunmalı. Kendinizi sorgulamak ve hataların sorumluluğunu almak olgunluk belirtisi olmakla beraber “olmaması gereken suçluluk”, “fazlalık olan suçluluk” keşfediliyorsa kendinizde, bu yarayı merhemleyip kapatmak gerekir. Bu konuda öncelikle kendimizle ilişkimizi yoklayalım:

• Olur olmadık şeylerde kendimi sorumlu tutuyor muyum?

• Hata&yanlışın analizini yaparken aklıma ilk ben mi geliyorum?

• Kendime karşı anlayışlı&şefkatli miyim, yargılayıcı, yeren bir tutumum mu var?

• İçsel konuşmalarım, monologlarımda kendime suçlayıcı(orantısız ve haksız) mıyım?

Empatik, arabulucu, naif, insancıl karakterlerde kendini suçlama eğilimi yaygın gördüğüm bir özellik. Keşfediyorsak böyle bir yan, kendimizi suçlamaktan emekli olmadıkça, bize yönelik gelen suçlamaları savuşturmak yerine içselleştirme eğilimimiz olur. Bu da partnere yönelik duygudurumumuzun devam etmesine katkı yapar.

Kendinizi fazlaca açıklama yaparken buluyorsanız, bir taraf hesap soran ve izahat verilmesi gereken konumda, diğer taraf uzun uzadıya cümlelerle ötekini kazanmaya çalışır haldeyse, ikna etme&kazanmaya çalışma tarzı ise bu da uyanık olunması gereken bir ilişki dinamiğidir. Mahkemelerde sanık kendini izahate mükelleftir, ikna etmesi ve suçsuzluğunu kanıtlaması beklenir. Müşteki mağdur taraftadır, dinler. Neyin sanığıyım? diye kendimize anlaşmazlıklarda objektifçe sormalıyız. Unutmayın, kendinize haksızlık yapılmasına müsade etmekten daha çok zorlayıcı olan kendinize haksızlık yapmanızdır. Bizim hedefimiz kendimizle barış ve huzurlu bir ilişki kurmak, kendimizle dövüşmek değil.

İlişkiye Dışardan Bakmak

Partnere dıştan 3. bir göz gibi bakmak faydalıdır. Partnerde işlevsiz olan tutumları görebilmek, onun payını içsel olarak ona pay edebilmek, ondaki yaraları ve sorun yaratabilen özellikleri keşfedip hakim olmak; ona karşı öfkelenmeyi minimuma indirir. Anlayan, kızamaz. Bakış, öfkeden çıkıp yaralı bir çocuğa bakmaya dahi dönebilir. Karşımızdakinin derdinin bizle olmadığını anladığımız vakit, içimizde o olumsuz duygular yükselmez, yükselse ve iyiden iyice zorlanmış olsak bile dizginleyebiliriz.

Mitlerimizi Bulmak

Daha yüce amaçlar ve gayelere sahip olmak, merkezimizi partnerden çekmeye en büyük katkı yapan iyileştirici yönelimdir. Bu, klişevari olan dine yönelme, yardım kuruluşuna kaydolma, herkese iyilik yapmak gibi bir yönelme değil. Dünyanın bizden beklentisine kulak vermek gibi bir fenomen. Her bireyin ve ailenin miti vardır, o miti bulmak olabilir; kiminde meslekidir, kiminde üretmek ve yaratmakla ilgilidir, kiminde soyunun devamı ve aile kurmaktır, kiminde özgürlük ve seyahattir, kiminde görülme arzusu ve ünlü olmaktır, kiminde sevmek ve sevilmektir. Bu örnekler çok daha üst başlık mitlerdir. İlla bu denli büyük görünen hedeflere yönelmekle başlanmayabilir.

Mitlerimizi nasıl bulabilir, keşfedebiliriz? Uzunca sürelerdir iç sesimizde olan, kendimizi dinlediğimiz zaman duyabildiğimiz tekrarlayan düşüncelerde bulunabilirler. Fantezilerimiz bu tür değerli hazineleri barındırabiliyor. Kurulan hayaller, gündüz düşleri, somut dünyaya döndüğümüzde “bu değil ya” deyip zihnimizdeki tatlı gelen kurmalar, arzular… Kent hayatının hızından ve stresinden uzak kalıp kendimizi dinlediğimizde zengin ve değerli hazineler bulabiliyoruz.

Evlilikte Narsist Kadın Nasıl Anlaşılır?

0

Narsisizm dendiğinde ilk akla gelen erkekler oluyor. Fakat hiç de azımsanmayacak sayıda evli narsist kadın tanıdım. İsimleri farklıydı fakat evlilikte çocuklarına ve eşine yönelik davranış tutumları hep aynıydı. Özellikle bazı duygular göze net çarpıyor; kıskançlık, değersizlik duygusu, kısıtlama, kıyas – karşılaştırma, önemsenmeme. Bu duyguları evlendikten sonra eşinden kaynaklı gelişmemiş olup içinden çıktığı kök aileden gelir. Evlilikte sadece gün yüzüne çıkarlar, yani tetiklenirler. Fakat narsist kadın durmadan eşini suçlar!

Evli Narsist Kadın Belirtileri

  • Narsist kadın gösterişe önem verir. Geleneksel ise gelecek konu komşu, yabancı, aile dost gibi misafirler için evinin hep düzenli olmasını bekler. Çocuklara dağıtırlarsa kızar. Eşini bile koca bir yetişkin olarak görmez, kendine uymasını bekler. Düzenli ve titizdir. Ortak nokta dışarıya karşı verdiği izlenim ve yargılanmaktan çekinmesidir. Elalem ne dercidir.
  • Narsist kadın eş küsmeye bayılır. Eşini ve/veya çocuklarını küserek cezalandırır. Normalde yaptığı şeylerden el ayak çekebilir. Surat asar, tavır yapar, trip içinde boğar ötekileri. Tehditkar konuşur. İstediği olmadığı zaman görün!
  • Olur olmadık mevzulardan kavga, huzursuzluk çıkarır. İncir çekirdeğini doldurmayacak konulara takar, aşamaz, sürekli öne koyar. Fi tarihinden seneler öncesinden yaşanan olayları unutmaz, kinlenir. Özellikle eşine şöyle olmuştu, böyle yapmışlardı tarzı cümlelerle onu bezdirir. Çocuklarına eşini ve eşinin ailesini kötüleyebilir.
  • Fikir ayrılıklarında ve çatışmalarda sakince konuşmak yerine duygu patlamalarıyla konudan saparak ve kafa karıştırarak konuşur. Manipülasyonlara başvurur. Özellikle gizli narsistkadınher tartışmada haklıdır, suç ve kabahat kabul etmez bilakis diğerlerini suçlar. Bu eşi de olabilir hatta küçücük çocuğu dahi olabilir. Bu kimselerde haklı olmak, çocuğunun psikolojik sağlığından daha önce gelir.
  • Evlilikteki narsist kadının eşi çaresiz, yetersiz, diken üstünde, sıkışmış, bezgin hissedebiliyor. Çözüme ulaşmayan tartışmalar, nerden ne geleceği belli olmayan suçlamalar ve kötü hissettirmeler, çocukları kullanarak tehditler, kök aileye yönelik olumsuz tutumlar, kısıtlamalar, yalnızlaştırma girişimleri ve daha nicelerine maruz kalan narsist kadının eşi, bu beraberliğin bedelini ruh sağlığının yıpranmasıyla öder.
  • Eş ne kadar iyi niyetle memnun etmeye çalışsa da sürekli memnuniyetsiz, eleştirel, mutlu olmayan bir profil çizer. Özellikle istemediği olduğu zaman, kendi doğrusuna uygun davranılmadığı zaman olay – sorun çıkarabilir. Cezalandırıcı tutumlara bürünür. Küser, sevgisini geri çeker, terk eder ya da terk etmekle tehdit eder, blöflere başvurur, burun sürter.

Baskın Prenses Narsist Kadınlar

Sahte bir özdeğerle birlikte kendisine dünyevi birçok şeyi hak gören narsist çeşidinde, çevresindeki kişilerden kendisine prenses gibi davranılmasını bekler, ihtiyaç ve isteklerinin sualsiz karşılanmasını ister, lüksü sever, standartları yüksektir, kendisi hayatta başarı ve imkana sahip olamamış olsa da kendine layık görür ve çevresindekilerin ona hizmet etmesini arzu eder. Hayal dünyasındadır. Ayakları yere basmıyordur. Çevresindeki kişiler tarafından eleştiri ve yapıcı geribildirimler gelmesine dahi tahammülü olmaz. Gerçeklikle ve hakikatle yüzleşmekten uzak durur. Bu tür narsist kadınların hedef kitlesi aşırı empatik, kendini öncelemeyen, sağlayıcı ve fedakar erkeklerdir. Sağlıklı kişilik yapılanmasına sahip sınırları olan erkekler bu kadınlarla yapamaz.

Narsisti Hala Özlüyorum – Neden ve Ne Yapmalıyım

0

Narsist ilişkiden çıkmak, ayrılmak can yakıcı olabiliyor. Üzüntü, bir uzvunun kesilmiş olması kadar acı çekmek, hayal kırıklığı… Bunların yanısıra özlem de narsiste ve ilişkiye karşı duyulan bir duygu olabiliyor. “Hala nasıl onu özleyebilirim!” diye kendine kızıyor olabilirsin. Onca sıkıntı veren yaşanmışlıktan ve maruz kaldığın kötü tutumlardan sonra hala onu özlemeyi anlamlandıramıyor olabilirsin. Bu yazımda bu konuda seni bilgilendiriyor olacağım.

Narsisti Hala Neden Özleriz?

Yaşanmış olan tüm olumsuzluklara rağmen narsistle ilişkinin ilk evresi idealizasyon dediğimiz yüceltme yani partneri gökyüzüne çıkarma dönemidir. Hiç hissetmediğin kadar değerli, önemsenmiş, sevilmiş, biricik hissetmiş olabilirsin. Daha doğrusu hissettirilmiş. Narsistler bu konuda uzmandır. Yoğun ilgileri ve kısa sürede hızlıca tuttukları pozitif yönelim çok hoşuna gitti. Aslında onu değil o dönemi, kaybedilen o dönemi özlüyor olabilirsin. Tekrar o süreci deneyimlemek, geri getirmek arzusunda olabilirsin. Acı fakat seni kendine getirecek gerçekliği yüzüne vurmak istiyorum: O dönem tekrar geri gelmiyor!

Öte yandan narsistlerin kendisine özgü enerjileri ve auraları vardır. Özellikle klasik narsistler şaşalı, ışıltılı, parıltılı ve kendilerine önem veren kişiler oldukları için sende “ne kadar kendine değer veren biri!” izlenimi uyandırmış olabilir. Başkası onun gibi olamaz. Başkasını onu sevdiğim gibi sevemem, başkası onun beni sevdiği gibi sevemez. Kaybedilenin yerinin dolmayacağı hissi kuvvetli gelir.

Terk Eden Narsist Geri Döner mi?

Özlemi diri tutan etmenlerden biri onun hala içinde bitmemiş ve ölmemiş olması, onun dönüşünü bekliyor olman. Sosyal medyadan takip etmen, hayatında biri olup olmadığını merak etmen, mutlu mu, hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor olmasının canını yakması, senin hayatına devam edemiyor olmanın sinirlendirmesi gibi birçok duygu içinde olabilirsin. Gelip gelmeyeceğinin belli olmaması, yani belirsizlik en çok can yakan faktör. Bu süreç zarfında geçmişte yaşanan güzel aktiviteler, paylaşımlar, yaşantılar akla gelebilir ve tekrar yaşanamayacak olması ihtimali üzebilir.

Narsistle İlişki Çalkantılı ve Tutkulu Olur

Narsist biriyle ilişkide olmak yoğun duygular hissettirir, hayatın monoton ve sıkıcı rutininden çıkarır, bir süreliğine öfori ve büyük mutluluk tatmanıza vesile olur. Tabii bu sürerli olmaz, devamında bu iyi gidişat biter. Bu tür çalkantılı ve tutarsız ilişki sende etki bırakır. Stabil ve belirli şeyler büyük heyecanlar uyandırmaz. Fakat bir öyle bir böyle, öngörülemez olan yaşantılar üstünde daha çok tesir bırakır. Bu da sende ayrı bir yer etmesine neden olur.

Narsistlerin cinsel yaşamı renkli, tutkulu, doyumlu, performans odaklı olabilir. Bu kişilerle yaşanan birliktelikler yine “bambaşkaydı” deneyimi sunabilir. Cinsellik de ilişkilerin önemli bir ayağı olmakla beraber bunun kaybı da özleme yol açabilmekte.

Kendinizle Savaşmayın!

Narsiste karşı hala iyi duygular nasıl beslerim diye kendinizle cebelleşmek iyileşme sürecinizi yavaşlatır ve ket vurur. Bu duygular sürecin normal parçalarıdır. Kendi kontrolünüzde değildir. Kendiliğinden var olurlar. Özlememek için kafa dağıtmaya çalışmak, kendinizi başka şeylere vermek sadece bastırmaya çalışmaktır ve pek işe yaramaz. Neden bu duyguyu deneyimlemekten kendinizi alıkoyasınız? Geçiştirmek ve yok saymak hiçbir zaman çözüm olmaz. Bunun yerine kendi başınıza zorlanıyorsanız narsisizm üzerine çalışan benim gibi uzmanlarla bir süre yol arkadaşlığı yapıp bu duyguları güvenle paylaşmak iyi gelmektedir. Unutmayın ilerisi için enerjisi yüksek biri olmak, bugün tuttuğumuz yaslara bağlı. Benimle çalışmak istersen iletişim sayfamızdan ulaşabilir, blog sayfamdan narsisistik kişilik bozukluğu ile ilgili diğer yazılarıma ulaşabilirsin.

Narsist Baba Belirtileri ve Narsist Babanın Çocuğu Olmak

0

Narsist baba belirtileri nelerdir ve narsist bir babanın çocuğu olarak büyümek neye benzer ve sonuçları nelerdir? merak ettiğiniz sorularsa bu yazımda detaylı şekilde narsist baba ve etkileri ile ilgili seni bilgilendiriyor olacağım. Narsist baba nasıl anlaşılır, narsist babanın ne tür davranışları olur birçok merak edilen soru işaretine cevap bulacaksın.

Narsist Baba Nasıl Anlaşılır?

Narsist bir baban olduğundan şüpheleniyorsan burda belli başlı özellikler ve belirtileri seninle paylaşıyorum. Eşine ve çocuklarına değersiz hissettirir, utandırır, suçlayıcıdır, espri ve takılma kılıfı altında değersizleştirici tutumları olur, başkalarına karşı savunmaz hatta ezdirebilir bile, yetersiz kaldığı konularda yetersizliğini kabul etmez öfkelenir, evi terk edebilir, eşiyle kavga – tartışmalarını çocukların önünde yapmaktan çekinmez, empati yapmaz, ötekilerin duygularıyla pek ilgilenmez, hep haklıdır, çevresindeki kişiler hata yapmaktan çok korkar; diken üstünde gibi hissederler, nerde ne zaman huzursuzluk çıkaracağı belli olmaz, özel günleri berbat eder, mükemmeliyetçi biriyse çevresindekiler ağzıyla kuş tutsa yaranamayabilir, çevresindekilere yetersiz hissettirir. Yakınlarına ve iyilik yaptığı kişilere nankör damgası vurur, kendi özbakımını aksatmaz, aslan payını hep kendine hak görür, çocuklarının neye ihtiyacı var istekleri neler ilgilenmez.

Çocukları ihmal eder. Aktivite ve kaliteli zaman geçirmek yönünde algısı yoktur. Talepleri reddedebilir, bireysel zaman geçirmeye yatkındır, özellikle gizli narsist babalar kök ailesini kendi eşi ve çocuklarının önüne koyar, onlara zaman ve enerjisini ayırır. Başkalarının çocuklarını över, sever, örnek olarak gösterir; kendi çocuklarının kusurlarını vurgular, başkalarına kötüler.

Grandiyöz Narsist Baba Kendiyle İlgilenir

Az önce gizli narsist babalarla ilgili bir anekdot paylaştım. Klasik narsist babalar kendileriyle ilgilenmekten eşi ve çocuklarını ihmal edebilir. Giyim kuşamı, saçı bakımı, parfümü statüsü ile klasik narsistler odak olmak isterler. İçlerindeki değersizlik ve yetersizlik duygularını örtmek için bu tür ekstra kendilerine odaklanırlar. Çocuğu varmış yokmuş, ihtiyaçları ve maddi manevi beklentileri varmış oralı olmayabilir. Bazı narsist babalar maddi olarak her ihtiyacı karşılarken manevi yönde yokturlar. Sevgi, ilgi vermeyi maddiyatla eşleştirmişlerdir. “Daha ben ne yapayım!” diye isyan bile edebilirler.

Narsist Baba ve Utanç Duygusu

Narsisizm denince en başat duygulardan biri utançtır. Narsist babalar çocukluk ve gençliklerinde fazlaca utandırılmışlar ve bu duyguyla haşır neşir olmuşlardır. Dolayısıyla artık yeterince güçlü oldukları dönemlere geldiklerinde bu duyguyu hissetmemek ve açığa çıkmasını önlemek için zayıf, eksik kalacakları durumlara kendilerini sokmazlar. Kıvraklıkla başkalarını utandırırlar. Çocuklar en kolay hedefleridir. Kendi utanç duygusunu yansıtırlar. “Utanmıyor musun!”, “Bunu yaptığın için hiç mi yüzün kızarmıyor!” gibi cümleler kurarlar. Babanın seni ya da yakınlarını sıklıkla utandırdığını düşünüyorsan bu babanın hissetmekten kaçtığı ve size yüklediği bir duygu olabilir. Lütfen bunu ayırt et ve seninle ilgili olmadığını keşfet. Utanç, insanın ruhunu sömüren, enerjisini tüketen bir duygudur. Narsist kişilerin özellikle en yakınlarına uyguladığı manipülasyonlarından sadece bir tanesidir. Kendini suçlu ve yanlış birşey yapmış olarak görürsen elin kolun bağlanır, seni kolayca kontrol edebilirler…

Narsist Babanın Kızı Olmak

Narsist bir babanın kızı olarak büyüdüysen yetişkin olduğunda ilişkilerinde babanın benzeri kişilikteki kişilere arzu duyma, onlarla eşleşme yatkınlığı barındırırsın. Her ne kadar “babam gibi biriyle asla” gibi telkinleri kendine versen de “gidip yine babam gibi birini buldum” kaçınılmaz olur. Anne ve babanın ilişkisi gözlemlediğin ilk ilişkidir. Bir erkeğin kadına olan tutumuyla orda tanışırsın. Dolayısıyla annenin göz yumduğu, alttan aldığı, idare ettiği her türlü suistimal ve kötü davranışları normalleştirmişsindir sen farkında olmadan. Bilinçdışındaki davranış kalıpları oturmuştur. Örneğin baban bencil biriyse ve annen buna alışmışsa sen bu ilişki dinamiğini kendi ilişkilerinde fark edebilirsin. Hatta sen makul birşey istediğinde bile bencillik yapmış hissedebilirsin. Annen istemeyen tarafsa, karşılayan kişiyse, sen de annen gibi yani bir kadın gibi talep ve istekleri karşılamakla mükellef taraf olursun. İlişkilerinde problemler yaşıyorsan babanı mutlaka çalışmalısın…

Narsist Baba İstediği Olmadığı Zaman Sorun Çıkarır

Her ne kadar narsisistik kişilik bozukluğu olsa da bu yapıdaki kişiler genel itibariyle uyumlu hatta sevgi ve şefkat gösteren bireyler bile olabiliyor; yeter ki herşey ya da birçok şey onun istediği gibi olsun ve fikir ayrılıkları/muhalefet olunmasın. Narsisistik yapıdaki kişiler istedikleri olmadığında küsebilir, para vermeyerek cezalandırabilir, sevgi ve ilgisini çekebilir, aranız iyiykenki davranışları kesip soğuk yapabilir. Tabii bu tür davranışlar çocuk üstünde ağır etkilere sahiptir. Ebeveyninin kendisine tavır alması herhangi birine nazaran çok daha inciticidir. Her ne kadar “amaan umursamıyorum, alıştım” gibi geçiştirme ve azımsama yolu tutuluyor gibi görünse de ebeveynlerin olumsuz duruşları yaralar.

Narsist Baba Çocuğunu Sever mi?

Narsist bireyler de birer insan. Duyguları var, ebeveyn oluyorlar, eş oluyorlar. Sağlıklı kişiliklerden çok farklılar ve defektleri yoğun evet fakat nihayetinde robot değiller, duygulara sahip ve hisseden senin benim gibi insanlar. Dolayısıyla çocuklarını severler. Bu konuda önemli olan narsist babanın çocuklarını sevip sevmemesi değil, çocuklarını nasıl sevdiği olmalı. Narsist kişiler ötekileri “olduğu gibi”, “öylece” sevemiyorlar. Kabullenme konusunda noksanlar. Bazı narsist babalar mükemmeliyetçi ve başarı oldaklı oluyor; çocuklarından başarı, akademik hayatta yüz güldürücü sonuçlar bekleyebiliyor. İşler yolunda gitmeyince sevgiyi geri çekebiliyor. Bazı narsistler çocuğu tam anlamıyla kendi uzantısı gibi görüyor, çocuğun var oluşunu onamıyor, kendi emelleri ve talepleri doğrultusunda yönlendiriyor. Yine bu arzuları karşılanmazsa sevgisinde değişiklikler olabiliyor.

Narsist Babanın Çocuğu Olmak

Narsisistik kişilik bozukluğu bulunan babayla büyümek senden birçok şey götürerek hayata katılmana yol açar. Değersizlik duygusu, görülmemek, anlaşılmamak, duygu ve düşüncelerinin bir anlam ifade etmemesi, konuşan değil de dinleyen olmak, yapan değil de izleyen olmak, yargılanmak ve eleştirilmekten korkmak, anksiyete depresyon gibi psikolojik problemler, özdeğer özsaygı özgüven problemleri, ilişkilerinde hayatındaki kişilerin baban gibi olması gibi birçok sorunla boğuşarak yaşıyor olabilirsin. Kendini çalışarak ve destek alarak üstündeki bo olumsuzlukları atabilir, hatta avantaja bile çevirebilirsin. Sıkıntılara yoğun maruz kalan kişiler kendilerini şifalandırabilirse başkalarına da büyük faydalar sağlayabiliyor. Ve bu mümkün. Youtube kanalımız “Psikolog Kağan AY”da birçok narsisizm ile ilgili video mevcut. Sitemizde de narsist anne ve diğer yazılarımıza göz atabilirsin.

Narsist Bireyler Nasıl Davranır?

0

Narsisistik kişilik bozukluğu bulunan bireylerin sıklıkla başvurduğu belli davranış tutumlar vardır. Bu kişiliklerle beraber yaşayanları zorlayan, birçok sıkıntı geliştirmelerine yol açan bu davranışlar patern şeklinde tekrarlanır. Narsist bireylerin savunma mekanizmalarından kaynaklanan bu tutumların bilinçdışı yapıldığını söyleyebiliriz. Bu makalede bazılarına değindim, iyi okumalar.

  • Narsist bireyler suçlama davranışını sıklıkla kullanırlar. Karşısındaki kişi hatalı ve noksandır. Üzüm yemekten çok bağcıyı dövmeye eğilimlidirler. Suçlamalar ad hominem dediğimiz kişiliğe saldırıya dönebilir. “Sen şöylesin”, “sen zaten…” li cümleler kullanırlar ve karşısındaki kırılır üzülür mü pek düşünmezler.
  • “Kişi kendinden bilir işi” deyimini karşılayan kişilerdir. Yansıtma savunma mekanizması, kişinin kendisinde bulunan bir durumu karşısındaki kişiye yüklemesi halidir. Örneğin partnerini ihanetle suçlayan narsist, aslında kendisi aldatıyordur ve partnerine yönelik güvensiz tutumları aslında kendisinin güvenilmez biri olmasından kaynaklıdır. “Ben yapıyorsam o da yapıyordur” düşünce yapıları vardır.
  • Haklılık şemaları gelişmiştir. Mutlu olmak değil haklı olmak onlar için mühimdir. Uzun uzadıya açıklamalar, ikna çabaları, argümanlar ve sonu gelmeyen tartışmalar… Sonunda bir kazanım elde etmese de girerler bu diyalog ve münakaşalara. Egoları kırılgandır, bu kırılgan egoyu sıkı sıkıya korumaya çalışırlar. Bu yüzden gururlu, burnu havada, cool, mevkili görünürler. Fakat içten içe zayıftırlar ve görülmesinden epey korkarlar.
  • Narsistler mutlu anları mahvetmekte ustadırlar. Hiç yeri yokken incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden mutlu ve huzurlu atmosferi dağıtabilirler. Bu yüzden yakınları(özellikle eş ve çocuklar) nerde ne zaman bir sıkıntı çıkacağını bilememeyle birlikte huzursuz ve tetikte bekleyebiliyorlar. Kendileri mutlu değilken diğerlerinin mutlu olmasını kaldıramayabiliyorlar.
  • Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireyler terapi alma noktasında sıklıkla gönüllü olmazlar. Yakınlarının önayak olması veya ihtiyaç görmesiyle gelirler. Kendilerinde bir sorun olmadığını düşünürler, çevresindekiler tarafından anlaşılmadıkları üstünde dururlar. Psikoterapiye gelenler genellikle narsisistik suistimale maruz kalan yakınlardır. Romantik ilişkide bulunan partnerler, eşler en büyük sorun yaşayan kişiler. Bu kişilerde en sık karşılaştığım belirtiler huzursuzluk, diken üstündelik, stres, endişe, korku, panik, mutsuzluk, kendilikten uzaklaşma, güçsüz hissetme, akıl sağlığını ve hafızasını sorgulama gibi birçok sıkıntı eşlik etmekte.
  • Narsist bireyler manipülatiftirler. Diğerlerini kullanma, sömürme, aşağılama, değersizleştirme gibi birçok manipülasyona başvururlar. Bunlar sistematik olunca sonuçlar maruz kalanlar için iç açıcı olmuyor. Narsisistik suistimale maruz kalan bireyler psikoterapi ile zamanla iyileşme gösteriyor.

Narsistle İlişkinin En Başı

0

Narsist kişiyle yaşanan bir ilişkinin en güzel, çoğu durumda da “tek” güzel dönemi başlarıdır. Bu evrede narsist partnerine biricik, değerli, dünyada eşi benzeri olmayan kişi, önemsenen, sevilen biri hisleri yükler. Bu duyguları yaşatmaya yönelik davranış ve tutumlarda bulunur. Sürprizler gelir, heyecan ve tatlı şaşkınlıklar eşlik eder. Aşk sarhoşuna dönen partner belki de hayatında hiç deneyimlemediği bir aşk içinde bulur kendini.

“Film gibi!”, “gerçek olamayacak kadar güzel!”.

Gerçek değildir zaten…

İdealizasyon Evresi

Narsistlerin ilişkide takip ettiği 3 evre vardır; idealizasyon, değersizleştirme, kayıtsızlık. Bu 3 evrenin idealizasyon süreci ilişkinin en başına denk gelen, narsistin kurbanını elde etmek için çabaladığı balayı deneyimidir. Türkçe karşılığı yüceltme olan idealizasyon değersizleştirmenin tam tersidir. Partneri el üstünde tutan, onu dinleyen, düşüncelerine ve isteklerine saygı duyan hatta karşılamak için fır dönen, partner talep etmese bile onun hoşuna giden/gidecek şeyleri yapmak için fırsat kollayan narsist, partnerini rüyadaymış gibi ve “ben bu kadar sevilen biri miydim ya!” dedirtecek kadar iyi hissettirir.

Narsistlerin ilişkinin en başında sıklıkla kullandığı cümle kalıplar; ruh eşimsin, daha önce hiç böyle hissetmemiştim, senin gibisini tanımadım muhteşem birisin, bana çok iyi geliyorsun gibi size iyi hissettirecek ve biricikmişsiniz gibi bir muameleyle karşı karşıyaysanız bu uzun sürmeyebilir.

Hızlı ve Yoğun Başlangıç Düşündürmeli

İlişki çok hızlı mı ilerledi? Kısa zamanda beraber büyük işler mi başardınız? 🙂 Başka çiftlerin aylarca senelerce yapamadıklarını sadece birkaç hafta içinde deneyimlediniz mi? Siz sevgili olmanıza rağmen evli kişilerden daha evli mi oldunuz? Zamanınızın çoğunu partnerinizle geçirmek, telefon konuşmaları, herşeyi paylaşmak ve iki kişiyken bir gibi olma durumu mu vardı? Bunlar kulağa hoş gelen şeyler, bir yanlışlık ya da kusur yok bilakis insanlar olarak hepimizin tatmak isteyeceği, ayakları yerden kesen güzel bir aşk hikayesi geliyor kulağa.

Eğer bir ilişkide hız ve kısa zamanda yoğun yaşantılar varsa orda illa bir “ilerde sıkıntı çıkacak” demeyebiliriz fakat “ilerde sıkıntı çıkabilir hatta bu durum tam tersine dönebilir” akla gelmeli. Çünkü narsistler yukarda bilgi verdiğim gibi önce idealize ederler sonra değersizleştirirler. Ve emin olun göklere çıktıktan sonra yere çakılmayı yaşamak istemezsiniz, belki de çoktan yaşadınız. Tadı nasıldı?

Hızlı ve yoğun ilişki yaşıyorsanız şu soru çok kilittir; “Bu kişi bu tutumunu içten, kendiliğinden mi yapıyor? ve dolayısıyla bu hep sürerli olur gibi mi duruyor? yoksa beni kazanmak/elde etmek için ekstra harcadığı bir çaba, köprüyü geçene kadar beni yeğ mi tutuyor, sırtımı mı sıvazlıyor? Elbette bunu ayırt etmek pek kolay değil hem de çoğu kişi içinde bulunduğu güzel durumun bu tarz bir manipülasyona alet edildiğine inanmak istemiyor, konduramıyor. Fakat ruh sağlığınız için bunu yapsanız iyi olur…

Bir diğer turnusol da partnerinizin diğer kişilere yönelik tutumları nasıl? Özünde değer veren, anlayışlı, iyi hissettiren biriyse diğer kişilere de bu şekilde davranır. Yani kendisinin genel tutumu böyledir. Fakat örneğin erkekse ve ablası/annesiyle ilişkisi çalkantılıysa, onlara yönelik tutumları berbatsa ve size şuan hayatının anlamıymış gibi davranıyorsa ne yazık ki siz de ilerde annesi veya ablasının kaderini paylaşma potansiyeline sahipsiniz.

Yazıma ek olarak yazıda bahsettiğim Narsisistik İlişkinin 3 Adımı videomu izleyebilirsiniz:

Narsist yalan söyler mi?

Narsisistik kişiliklerle ilgili çok fazla özellik var ve bunlar narsistlerle etkileşimde olan kişiler tarafından merak ediliyor. Bu yazımızda narsist yalan söyler mi? sorusuna cevap vereceğim. Narsistlerdeki yalan davranışıyla ilgili en bilinmeyen yönlere yer vereceğim yazımı dikkatle okuyun.

Narsistler partnerlerini, arkadaşlarını, işyerindeki kişileri hatta dostlarını bile kandırabilir ve yalan söyleyebilirler. Bunu farkında olmadan bile yapabilirler. Narsistlerin, düşünce ve inançlarına her daim doğru olarak yaklaştıklarından mütevellit söylediklerinin ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğuna bakmaksızın ikna ve laf cambazlığı yolundadırlar.

  • Narsistler olay ve durumları çarpıtarak ele almaya bayılırlar. Karşısında saçınızı başınızı yolacak duruma gelirsiniz. Eğip bükerek anlatırlar, olayları kendi algılarından bozunuma uğratmaktan geri durmazlar. Elbette ki her insan kendi algısından olaylara yaklaşır. Dünya üstündeki insan sayısı kadar gerçeklik var. Fakat hakikat noktasına yakınlaşmak gerekir. Bazı şeyler netliğe yakındır, mutabık olmak o kadar da zor değildir. İşte narsistler alenen olan durumlarda dahi “bu kadar da pes!” dedirtecek kadar yalan ve çarpıtma içinde olabiliyorlar.
  • Narsisistik füzyon, kişinin kafasındaki katı bilginin dışında herhangi bir bilgiye kapalı olması halidir. Karşısındaki insandan da kendi kafasındaki doğruya uymasını, bir nevi biat etmesini ister. Uzun uzadıya tartışmalar, haklılık çabaları, fikir ayrılıklarına tahammülsüzlük, eleştirel ve üstten bakan tutum, başka görüşleri değersizleştiren ve aşağılayan bir kendini beğenmişlik… Bu tür özellikler silsilesine sahip kişinin partnerini aldattığını düşünelim. Aldatma davranışını günün sonunda aklayacak şekilde konuşmalar ve kendini savunmalar yapması işten bile değil. Yalan ise bunlara dahil.
  • Gaslighting gibi başkasının aklıyla oynayacağı manipülasyon teknikleriyle karşıdakinin doğru olduğundan emin olduğu anıları, yaşantıları olmamış gibi ya da olduğundan farklı gösterme eğilimi narsistlerin birçoğunda mevcuttur. Başlı başına yalan davranışı olan bu ağır manipülasyon tekniği ile maruz kalan kişi gerçekliği ve hafızasını sorgular hale gelir.
  • Narsist kişi kendi çıkarlarını gözetir. Diğer yandan utanç ve suçluluktan sıyrılmak için bin takla atabilir. Kendi çıkarları doğrultusunda yalanlar söyler, yeter ki sonucunda istediği gibi olsun. Utanç ise narsistlerin en uzak durmaya çalıştığı duygudur. Rencide olmamak, başkalarının gözünde düşmemek için büyük çaba sarf eder, gerekirse yalan söyler.
  • Narsistlerin duygusal olgunlaşmamışlıkları vardır. Bazıları çocuk gibi bazıları ergen gibidir. Değer yargıları ve ahlaki çerçeveleri net olmayabiliyor. Yalan söyleme davranışının yanlış, olmaması gereken birşey olduğu ailesinden ve çevresinden öğretilmemiş ya da kendisi içselleştirmemiş ise kolaylıkla yalan söyleyebilir.
  • Yalanı yalan olarak oturtmamış ve “beyaz yalanlar”, “basit şeyler” gibi adlandırarak yalanı meşrulaştırabilir. Narsisizme sıklıkla makyavelizm de eşlik edebiliyor. Zafere giden yolda herşey mübahtır mentalitesine sahip bu kişiler için yalan gayet sıradan birşeydir. Karşısındaki kişiler ne kadar anlatmaya çalışsa da, narsiste ne tür bir yanlışın içinde olduğunu göstermeye çalışsa da nafile kalacaktır.

Eğitim, Atölye ve Yeniliklerden Haberdar Olmak için E-mail Bültenimize Kaydol