Narsistler romantik ilişkiler ve evlilikler üzerinden ele alınıp love bombing yapan, değersizleştiren, suistimal eden kötü kaka yetişkinler olarak biliniyor. Bu kadarla sınırlı kalması toplum bilinçlenmesi için büyük eksiklik. Bu yazıda meselenin derinlerine ineceğim. Patolojik narsisizmin temel taşı olan anneleri(birincil bakımveren), narsist annelerin nasıl göründüğünü yazıya dökeceğim. Bu yazıda proje kategorisine ait anneleri konu edeceğim, tüm narsisistik anneler aynı görünümde değildir keza diğer yazım ihmal eden narsisistik anneler olacak.
Benim İstediğim Gibi Olursan!
Bu anneler çocuğu başlı başına proje olarak görür. Bu uğurda zaman içinde sistematik şekilde çocuğun yapacaklarını, içinde bulunacaklarını belirler, atar, tayin eder. Şekillendirir. Yaratır. Çocuk neyi sevdiğini, rahatsız olduğunu, keyif aldığını, olmak istediğini, icra etmek istediğini bilemez çünkü ne zaman kendini ortaya koymaya kalksa annesinin beklentisiyle çatışırsa cezalandırılır: Küsme, sessizlik, sevginin çekilmesi, çatık kaş, göz devirme, surat asma ve daha niceleri. Bu deneyimler tekrarlandıkça çocuk kendi istek ve arzularından vazgeçer, hislerini arkaya atar, annesini memnun etmeye koşullanır.
Narsist annenin yoğurduğu çocuğun kişilik örgütlenmesi sahte benlik dediğimiz kişiliğe evrilir. Türkçe meali; çocuk özünü, fıtratını, doğasını yaşayamaz; annesinin empoze ve dikte ettiği yapıştırmalarla dolar. Aslolan, sunni olandan ayırt edilemez hale gelir. Çocuk evet annesinin sevgisini kaybetmemiştir fakat kendi benliğinden feragat etmek zorunda kalmıştır. Koşullu kazanç(sevgi, takdir, kabul) elbette yetişkinlik hayatında da devam edecektir. Romantik ilişki ve evlilikte eşten, işyerinde amir ve patrondan, arkadaştan ve hayatın her alanında.
Karmaşa, Kargaşa ve Kafa Karışıklığı
Özellikle maddi ve akademik yaşam kulvarlarında kesenin ağzını sonuna kadar açabilen bu anneler, görünürde “iyi”, “önemseyen, düşünen” olarak algılanıyorlar. Gerçekten de rutin böyle görünüyor. Üstüne dillerinden yapıp ettiklerini düşürmeyerek herşeyin arkasındaki mimarın kendileri olduğunu da her fırsatta hatırlatınca çocuğun içindeki yerini sağlamlaştırıyor. Çocukta yer yer yüzeye çıkan “birşeyler yanlış, herşey yolunda olması gerekirken eksik hissediyorum”, “bana onca şey yapılırken neden hala mutsuzum ve vefasızım!” düşünceleri ve hisleri iyice ruhu ağırlaştırıyor. Sorgulamalar bitmiyor. Bu sorgu ve düşünmeler çocuk için çıkış yolu fırsatı. Tabii anne bu tür durumları hemen ekarte eder:”Saçmalıyorsun, yine başladın, yok öyle birşey, bu tür ipe sapa gelmez şeyleri ne diye düşünürsün ki!”.
En basit şeylerde dahi kararsızlık, tereddüt yaşayan evlat tercih ettiği şeylerin tadını çıkarabilmek yerine seçmediğinde aklının kalması gibi durumlar içinde kendini bulur. Haksız da değil, yaşadığı hayat kendinin gibi görünse de annesinindir. Üzerinde kasvet, ağırlık, kara bulutlar, anlamsızlık enerjileri taşır. Beyin sisi bıkmadan eşlik eder. Yönsüzlük, ilerleyememe, geri kalmış hissetme daha ileriki yaşların belirtileridir. Nerden başlayacağını bilememe, ne yapacağını kestirememe ve benzer deneyimler de cabası.
Seni Ben Yarattım ve Sana Muhtacım
Bu anneler kendilerine yatırım yapmazlar. Görünürde mukabil izlenim verseler de yalnızlıktan korkabilirler, kendilerine güvenemezler, içten içe başarısız hissederler, samimi bağlarla ilişki kuramazlar. Bu sebeplerden bir başkası üstünden yaşam tatmini sağlamaya yatırım yaparlar. Özetle “eğer kendim yapamıyorsam, yapacak birini yaratırım”. Çocuğu erken yaşlardan itibaren ilmek ilmek işler, kendine bağımlı yetiştirir. Gözden kaçırılmaması gerekense bu annenin aslında kendini de çocuğa bağımlı kıldığıdır. Tüm yatırımını ve hayat amacını çocuğu üstünden kurduğu için yıllar geçtikçe ilişkideki güç dengeleri tersine dönmeye başlar. Çocuklukta mecbur olan yetişkinlikte artık sıkılmaya, bıkmaya, batmaya, bunalmaya başlar. Alan ister. Sınır koymaya ve mesafelenmeye ihtiyaç duyar. Bilinçlenerek kendine iyi gelmeyen şeyleri tespit edip ayıklamaya başlar. Elbette tüm bu gelişmeler narsist anne için felaket anlamına gelir. Çocuğu kendisine muhtaçmış illüzyonuyla bugünlere gelen anne, çocuğun gözlerinden perdenin kalkmasıyla panikler. Asıl bağımlı olanın kendisi olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalır. O eski tümgüçlü, palazlı, gür, dominant kadın gitmiş yerine yalvaran, ajitasyon yapan acınası bir kadın ortaya çıkmıştır. Vicdana oynama, suçlu hissettirme, ebeveynlik hakkı gibi araçlara başvurarak son kozlarını da oynar.
Proje Narsist Annesinin Çocuğu Olmak
Bu yazının konusu olan anne tipinin çocuklarında ortak belli başlı özellikler görülür: Başarılı olmalıyım, yüksek standartlara sahip olmak, yargılanmaktan, eleştirilmekten, yetersiz ve eksik görülmekten korkmak, kendine karşı şefkatten uzak sert ve gaddar bir tutum, dinlenmeyi ve boş kalmayı düşman görmek, sürekli çalışan bir motor gibi aktif olmak zorlanımı, mükemmeliyetçilik, akademik ve kariyer yaşamında başarı, boşluk ve anlamsızlık hisleri, öfke patlamaları, ne yaparsa ne başarırsa da doyum sağlayamama. Olduğu haliyle kabul edebilme yetisi zayıf, kendini kanıtlama ve ispatlama üzerine hem kendini hem yaşamı bu lensten görür. Diğer yandan tek yönlü bir materyalist, maddi dünya görüşü hakim olabilir; duygusal bağ kurmak, farklı olana tahammül geri kalabilir. Bölme(splitting) savunma mekanizması bulunabilir. Bizden olan – karşıda duran tipi düşünce şeklidir.
Bu annelerin çocukları hayatın krizlerini(ortayaş başta) sarsıcı ve sancılı geçirir. Eski kalıbı kırma yoluna girmeyen, annesinin aynaladığı kişiliği devam ettirenler kendiyle buluşamaz. Olmadığı kişilik özelliklerini soyup atanlar zorlanabilir lakin kendileriyle ilgili yeni keşiflerde bulunurlar hatta şaşırdıkları keşifler eşlik edebilir. Geçmiş odaklı anılar üstünden çalışmak faydalıdır. Annenin elleriyle şekil verdiği heykeli tekrar oyup aşındırarak gerçekte ortaya çıkması gereken sanat eserine soyunmak işidir.
Yazımdan fayda sağladıysan bog sekmesinden diğer yazılarıma da ulaşabilir, iletişim sayfamdan benimle irtibat kurabilirsin. Sevgi ve selamlar.

Psikolog Kağan AY, narsisistik kişilik bozukluğu, toksik ilişkiler ve duygusal istismar, travma bağı alanlarında uzmanlaşmış bir psikologdur. İzmir Üniversitesi ve Yaşar Üniversitesi mezunu olan Kağan AY, bireysel danışmanlık, eğitim&atölyeler ve online platformlar aracılığıyla çalışmaktadır.