Ana Sayfa Blog Sayfa 12

Dikkat Eksikliği Testi Var Mı, Nedir, İşe yarar mı?

1

Dikkat eksikliği testi var mı? İşe yarar mı? bazı ebeveynlerin kafasını kurcalayan sorular. Bu kısa makalemde konuyla alakalı bilgilendirme yapmak istedim. Ailelerin psikolojik danışmanlık merkezlerinin yönlendirmesi sonucu ya da direkt olarak çocuk psikiyatristinin talebiyle çocuklarına test yaptırıp yaptırmama aşamasında bazı bilgi talepleri oluyor.

Dikkat Testini Nerede, Kime Yaptıracağınız Önemli

Çocuğum aşırı hareketli, durmak bilmiyor enerjisi hiç bitmiyor, dikkatsiz davranıyor, çok dağınık ve organize olamıyor. Bu tarz düşüncelerle çocuğunuzda Dikkat eksikliği ve hiperaktivite olabileceğinden şüphe duyuyorsanız; yapılması doğru olan bu bozuklukla ilgili bir psikolog veya psikiyatriste danışmak. Psikolog ya da çocuk psikiyatristi çocukta herhangi bir zeka, dikkat, farklı bir patoloji (otizm, asperger, yaygın gelişimsel bozukluk vb.) ile ilgili bir durumdan şüphelenirse çeşitli testler isteyebilir.

Dikkat Testi Tanı ve Tedavi İçin Destekleyicidir

Dikkat testi tanı/teşhis koymak için tek başına uygulanmaz. Psikologun&pedagogun detaylıca özellikle ilk görüşmelerde anne-babadan alacağı anamnez (genel geçmiş hikayesi) ile birlikte talep edilebilir. Tedavi süreçlerinde çocuğun tam anlamıyla gelişim ve verim gösterebilmesi için genel hatlarıyla sağlıklı bir saptama yapılması önceliktir.

Pedagog Değerlendirmesi ve Dikkat Testi

Ülkemizde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu teşhisinde pedagogların tamamına yakını en makul yol olan çocuğun geriye dönük genel bir hikayesini ebeveyn ve gerekli gördüğü takdirde öğretmen gibi diğer yakın çevresinden bilgi almak yoluyla gerçekleştirir. Bunun yanında WISC-R ve CAS Testi gibi çocukların genel geriye dönük özelliklerini saptayabilen, güvenilirliği yüksek bilimsel test talebinde de bulunabilir. Ebeveynlerin bu tür testlerin dışında testlere itibar etmemesi zaman kaybını önleyecektir.

Test ve Tesbitin Ardından Süreç

Saptamalar yapıldıktan sonra çocuk hangi alanlarda geride-zayıf, hangi alanlarda desteklenmeye ve çalışmalara ihtiyacı var belirlendikten sonra terapi&tedavi&gelişim çalışmalarına yönelinmelidir. Dikkat eksikliği tüm hayatı etkileyen bir bozukluk olduğu için erken yıllardaki müdahaleler hayatidir. Kurumumuz dikkat eksikliğine birçok koldan yaklaşan, uzman psikolog ve pedagoglardan oluşur.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktiviteli Çocukların Tedavisi

0

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktiviteli Çocukların Tedavisi Rehberi

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nda tek yol – yöntem ilaç değil. Çocuklarımız için daha birçok farklı efektif yol var; dikkatlerini daha kolay toplamaları, dürtülerini daha kontrol altında tutmaları ve hareketlilikle baş etmek için.Bu yazımda DEHB için ilaçsız neler yapılabilir sorusuna yanıt vermeye ve dünya literatüründe yer etmiş tedavi yollarını yazıyorum.

DEHB Tedavisi : İlaç Tek Yol Değil

Ritalin, Adderall gibi uyarıcılar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda sıklıkla tercih edilen ilaçlar; fakat senin çocuğun için en iyi yöntem olmayabilir. Çünkü bu tür ilaçların her çocukta çalışmadığı kanıtlanmış. 8 çocukta işe yarıyorsa 2 çocukta etki etmeyebiliyor.

DEHB ilaçları kullanıldığında çocuğun dikkatini toplamada gerçekten daha başarılı olabilir, yerinde oturmakta zorlanmayabilir ve bu tablo senin gözünü yaşartacak kadar sevindirebilir. Fakat kısa bir süre için. Kaldı ki her bünyede farklı etkiler gösteren bu kimyasallar bazı çocuklarda ya hiç ya da semptomların belli bir kısmını geçici süreyle yok eder.

Bu Güçlü İlaçların Başlıca Yan Etkileri

– Asabilik, çabuk öfkelenme- İştah kaybı- Insomnia. Bütün bunların gelişen bir çocuk beyninde ve bünyesinde olduğunu da hesaba katmamız gerekmekte.

Her Bünye İlaca Farklı Tepki Verir

Bazı çocuklar etkili ve gözle görülür farklılık gösterirken geri kalan kısımda fayda sağlanmadığı görülmekte. Yan etkiler de farklılaşmakta, herkeste aynı yan etkiler görülecek gibi bir durum yok. Çocuklardan ilacın yan etkilerinin faydalarına nazaran ağır bastığını duymaktayız. Bunun sebeplerinden biri de ilacın dozunun ve doğru ilacın bulunmasının zaman alması. Bu ilacın alınıp alınmaması kararından bile daha önemli. Psikiyatristler zaman içinde deneme yanılma ile doğru ilaç ve dozu bulmak durumundalar. Etik, ilgili ve alanda uzman bir uzman bulmak da ebeveynlerin kafasını bir hayli karıştırmakta.

Tek Başına Etkili Olamaz

İster ilaç kullanma taraftarı olun ister kullanmayın, destekleyici ve eğitici sosyal-psikolojik yapılarla desteklenmedikçe verim alınamayacaktır. Alınmamıştır da. Aklı selim insanların kolay, kestirme ve zahmetsiz yollardan vazgeçeli çok oldu. Mucize gerçekleşmesini bekleyenler ve pasif şekilde süreci izlemek isteyenler ilacı verip arkasına yaslanabilirler.

İlaç Kullanımı Sürecinde Çocuk Sürekli İzlenmeli

İlacı yazan psikiyatrist aralıklı olarak gidişatı izlemeli. Çocuğun nasıl hissettiği, ne gibi farklar olduğu, pozitif – negatif yönleri, bütün bunların takibi yapılmalı ve gerektiğinde dozaj ve gidişat değiştirilmelidir.Takipsiz ilaç kullanımı hem efektif değildir hem de risklidir.

Çocuğuna İlaç Kullandırma Taraftarıysan Şunu Bilmelisin ki Sonsuza Kadar Bu İlacı Kullanmayacak

Bu tür ilaçları kullanan kişilerin paylaşımlarına göre, ilacı hayatlarının bir kısmında, belirli bir süre kullanıp bırakma eğilimindeler. hayat boyu ilaca bağlı kalmak istemiyorlar. Bunu belki başka bir yazımda daha detaylı irdelerim fakat şu gibi psikolojik düşünsel altyapılar oluşturabilir;
– Ben ilaçsız bir birey olamayacak mıyım? İlaca bağımlı mıyım? Eksik miyim? tarzı kendini sorgulayıcı ve öz saygısını düşürücü içsel çatışmalara girebilir. Maalesef ülkemizde rahatsızlıklara dışarıdan sığ yaklaşımlarla geçiştirme usulüyle yaklaşıldığı için bu problemlerden muzdarip kişilerin iç yaşantısında neler olup bittiğiyle yeterince ilgilenilmiyor.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Tedavisi Evde Başlar

Bir ebeveyn olarak çocuğunun tedavisinde büyük paya sahipsin. Ben ise bir uzman olarak şunu biliyorum; çocuğunun ne yediğinin, gün içinde neler yaptığının, egzersizle alakasının semptomları üzerinde ciddi etkileri olduğunu söylüyorum. Bu tarz bir hayat stilini ise genellikle çocuklar kendiliğinden gerçekleştiremez. Yönlendirilmeleri ve rehberlikle geliştirilmeleri gerekir. Bu şu anlama gelir; çocuğunuzun tedavisi evde başlar.

Doğada 30 Dakika Geçirin Araştırmalar bunu söylüyor. Doğada, yeşillikte, temiz havada, kuş sesleri eşliğinde, rüzgarın sesini ve dokunuşunu hissederek geçirmek Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite belirtilerini azaltıyor. Kaldı ki bu sadece DEHB’ye sahip bireyler için değil herkes için geçerli. Ne yazık ki teknoloji ve mekanikleşen şehir yaşamıyla bunlardan uzaklaştık, uzaklaşmak zorunda bırakıldık. Bunun altyapısında evrimsel ve sosyal birçok açıklama mevcut fakat burada özet olarak bilgiyi verdim, irdelemesini ve sebeplerini başka bir yazıda uzun uzun sunacağım.

Hareket edin ve Spor yapın Fiziksel aktiviteye spor hemen beyindeki dopamin, norepinefrin ve serotonin salgılanmasına yol açar. Biz biliyoruz ki dopamin, DEHB’de kilit rol oynar; özellikle dikkati sağlama, odaklanma ve sürdürmede. Kullanılması koşulan Ritalin ve Adderall gibi ilaçlar da bu şekilde çalışıyor emin olun.Özellikle yakın fiziksel sporlar, dans, dövüş sanatları. Tabii çocuğunuzun ne istediğine göre hareket etmelisiniz. Bu göründüğü kadar kolay tespit edilmez. Süreç alabilir. Buna özel DEHB Eğitimim’de ayrı bir bölüm açtım.

Uyku Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite İçin Önemli Yer Tutar

Düzenli bir uyku semptomların azalmasında etkilidir. Kaliteli ve aralıksız alınan uykular, çocuğun gün içinde daha huzurlu ve sakin olmasına yol açar. Uyku görünenin aksine daha derin ve ayrı bir alandır. REM uykusu alıyor mu? Uykuya dalmakta sorun yaşıyor mu? Gece uyanıyor mu ve sıklığı ne? Bütün bunlar yabana atılmaması gereken önemli hususlar. Dikkat Eksikliği tedavisi için kullanılan ilaçlar (stimulant – uyarıcı ilaçlar) uykuya dalmaya sebebiyet verebiliyor(yan etkilerden en önde gelenlerinden biri). Şunu da biliyorum ki, bazı çocuklardaki uyku problemleri ile Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite birbirine karıştırılıyor ve yok yere yanlış teşhisler söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla çocuğun uyku durumu da detaylı hâlde elden geçirilmeli.

Beslenme Beslenme Beslenme

Ne yersen osun. DEHB toplumda o kadar yaygın ki bunun başlıca sebeplerinden biri olarak yanlış ve sağlıksız beslenmeyi düşünmekteyim. Yaşam tarzının ardından beslenme benim DEHB ye bakışımda 2. yeri almakta. Köy hayatındaki organik besinlerden uzaklaştık, marketlerde satılan işlenmiş, paketlenmiş, sağlıksız şekerlerle doldurulmuş, trans ve doymuş yağlarla pompalanmış, sucuğun ısıl işlem görmüşü, tavuğun antibiyotiklisi ve ne tür yem ile beslendiği belirsiz yerlerden alınmış… liste uzuyor. Bütün bunların çocukların dikkati, huysuzluğu, sinirliliği ve dikkatsizliği üzerinde etkisi yoktur diyebilir miyiz?Diğer taraftan ne yediğimiz kadar ne zaman yediğimiz de önemli.

Üstümüze Düşeni Yaptık Fakat Yeterli Gelmedi

Yazdıklarıma paralel ve kendi araştırmaların sonucu çocuğuna yararlı oldun, gelişme kaydettin fakat yeterli görmedin. Hâla rahatsızlığın problemleri devam ediyor ve daha fazlasını yapma ihtiyacı hissediyorsun. Bu normal, çünkü Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu dışarıdan görüldüğü kadar kolay bir rahatsızlık değil. ”Çeken bilir” deyiminin tam karşılığıdır. Bunu özellikle Hiperaktif bir çocuğa sahip anne-babalar iyi bilir.DEHB tek başına bir ilaç ya da yaklaşımla tedavi edilebilecek bir rahatsızlık değil. Birçok kombinasyonun birlikte bulunmasıyla en efektif verim alınabilir. Bunu yukarıda bahsettiğim konu başlıkları yardımıyla örneklendirirsem:

Beslenme için diyetisyen, Uyku sağlığı için uyku odaları gerekli olabilir, bir uyku problemi olabilir(uyku apnesi – isomnia gibi) dolayısıyla bu alanla ilgili uzmanlar görülebilir. Psikoloji ve genel yaşam kalitesi için DEHB alanında uzmanlaşmış bir psikolog, danışman işinizi çok kolaylaştırır ve kısa vadede çözümlere ulaşmanıza ve uzun vadede nefes almanıza aracı olabilir.

Evinizde Davranışçı Terapiye Başlayın

Davranışçı Terapi teknikleri, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’ye sahip çocuklarda çok güzel geri dönüşler vermiş bir terapi ekolü. Özellikle dürtüsellik konusunda problemler yaşayan çocuklarda bir hayli etkili. Bunun yanı sıra sadece hiperaktivite ve dürtüsellikte değil hayatını düzene sokma, disiplin, anne-baba – çocuk ilişkisi gibi sağlıklı olması istenen konularda da ilerleme kaydetmene olanak sağlayacaktır.
Evinde basit şekilde davranışçı ekolün en temel kuralını uygulamanı sağlayacak 3 maddeyi veriyorum:

  1. Bariz hedefler belirleyin: Açık ve net hedefler koyulmalı. ‘Belirli bir süre ödeve konsantre olmak’ ya da ‘oyuncakları arkadaşla oynadığı sürece paylaşması’ gibi. Burda önemli olan kıstas gerçekçi hedef koyulması. 1 saat boyunca ödeve konsantre olabilen DEHB’li çocuk bırakın normal bir yetişkin dahi zorlanacaktır.
  2. Ödüller ve Sonuçlar ortada olsun: İstenen davranışı gerçekleştirdikten sonra ödül ver. Verdiğin ödül davranışın ardından gelmeli. Arasında uzun süre olmamalı; buna dikkat et.
  3. Ödül konusunda tutarlı ol: Ödülü bir verip bir vermemezlik etme. Dörttür ödüllendirdim artık alışmıştır, kavradı işin özünü düşüncelerine girip bu metoddan ayrılma. Unutma çocuktan sadık kalmasını bekliyoruz, önce biz sadakatimizi göstereceğiz.

Daha çeşitli ve etkili davranışçı terapi ve uygulamalar için DEHB’de uzmanlaşmış bir psikologdan destek alman çok yerinde olacaktır. Bu temel teknik dışında kullanışlı birçok yöntem mevcut. Bunların uygulanması için ebeveynlerin zamanı ve bilgisi olmayabiliyor. Doğru uzmanla işbirliği içinde mükemmel ilerlemeler sağlanıyor.

Tutarlılık ve Devamlılık

Bir gün işler yolunda gider, başka bir gün her şey tersine dönmüş gözükebilir. Bu, metodun işe yaramadığı anlamına gelmiyor. Çünkü Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocukta uyguluyoruz. Bu rahatsızlığın en belirgin özelliklerinden biri de tutarsız davranışlardır. Gözlemlemişsindir, bazı günler çocuğunda hiçbir belirti göremezsin; bazı günler ise aşırıya kaçar. Bu dalgalanmalar gayet normal ve DEHB için bildiğimiz durumlardandır.

Övgünün Değerini Tattırın Ona

Herhangi bir sebepten dolayı övgü aldığınızda ve takdir edildiğinizde ne hissediyorsun? Belki kendinle gurur duyuyorsun, ne kadar değerli ve önemli olduğunu hatırlıyorsun, yetkin ve kendinden emin oluyorsun. DEHB’ye sahip çocuklar hayatları boyunca diğer insanlardan daha az övgü alıyorlar. Aksine eleştiri ve yadırgamalara daha çok maruz kalıyorlar. Aile içinde bile… Dolayısıyla bu çocuklar diğer çocuklara nazaran övgüye daha açlar. Ona bu hediyeyi ver. Bir gülümseme, olumlu bir yorum, farklı hediyeler ve geribildirimler… Zor değil fakat çok etkili. Çocuğunun daha motive ve güdülü olduğunu süreç içinde göreceksin.

Hiperaktif Çocuk İçin Ne Yapılabilir?

0

Çocuğum hiperaktif ne yapabilirim? sorusuna cevap arıyorsanız işler yolunda gitmiyor demektir, seni anlıyorum. Hoşgeldin.Her şeyden önce seni tebrik ediyorum çünkü bilinçli bir ebeveynsin. Hiperaktif bir çocuğun anne babası olmak zor bir zanaat hatta bir sanat. Sıradan çocukların bile idare ve eğitiminin zor olduğunu söylersek hiperaktiviteye sahip çocukla baş etmek ne demektir en iyi sen bilirsin.

Aynı Şeyi Yapanlar Farklı Sonuç Beklemesin

Bu dönemde dahi -yazıyı yazdığımda Nisan 2019 idi- çocuğunu ceza, küsme, tehdit, mahrum ve maruz bırakma ve hatta şiddet(psikolojik – fiziksel hiç fark etmez) ile terbiye etmeye çalışan, dizginleme gayesinde olan ebeveynler muhakkak vardır. İnternetten uzman bilgisi almak için açıp bu makaleyi okuduğuna göre senin onlardan olmadığını düşünmekteyim =)

Biraz Durumu Anlayabilir miyiz

Her an bir şeyle meşgul olmak istiyor, boş vakit ve boş durmak onun için hiçbir şey ifade etmiyor, saracak, saldıracak bir meşgale bir kişi avına çıkıyor. Siz onun yerinde olsaydınız nelerle tatmin olurdunuz? Sakinlik ve pasif şekilde oturarak mı yoksa hareketinize devam ederek mi?Biraz özeleştiri yapmakla işe başlayalım. İş sorunları, eş sorunları, hızlı akan hayat, kendimize bile bulamadığımız vakit, bitmeyen telaşlar, eş dost akraba, borçlar, faturalar, arabanın çıkardığı problemler… Bütün bunlar olup biterken kimsenin daralmayacağını kimse iddia edemez. Stres faktörleri ne kadar üstümüze gelirse etrafımıza ve kendimize karşı o denli acımasız ve tahammülsüz oluyoruz. Hele hiperaktif bir çocuğun varsa…

Şimdi Neler Yapabiliriz Bakalım

Sana diğer uzman arkadaşlar gibi sabırlı ol, tutarlı yaklaş nutukları çekmeyeceğim korkma. Bu onların yanlış olduğu anlamına gelmiyor fakat her taraf bu söylemlerle kaynıyor ve ben sana farklı şeyler vermek amacındayım.

Emir Kipinden Hoşlanır mısın? Yetişkinler kendilerine bir şeylerin yapılmasının söylenmesinden, direktif verilmesinden özellikle de emredilmesinden hoşlanmaz. Bil bakalım kimler de öyle? Çocuklar.Çocuk hiperaktifse? Hiç hoşlanmaz.Durup düşünelim. Ortada at gibi koşturan bir çocuk, oynadığı oyuncaktan 2 dakika içinde sıkılıyor ve başka bir tane arıyor. Onunla da ilişiği birkaç dakikadan fazla olmuyor ve bu böyle devam ediyor. Bir de yanında dikkat eksikliği varsa… Bu çocuğun ilgisini nasıl çekeceksin? İlgisini bir şekilde çeksen nasıl durmasına yol açacaksın? Sana şunu söyleyebilirim ki durmak ya da yavaşlamak bir yere kadar onun elinde(bu nöropsikiyatrik bir problem). Eğer bir uzman eğitimiyle veya uzman vesilesi – aile aracılığıyla gerekli eğitimler ve farkındalıklar çocuğa kazandırılmadıysa bu çok zor.Dolayısıyla; Otur! , Kalk!, Yap!, Gel!, Yapma! tarzı ünlem ve yargıları sen de çoğu ebeveyn gibi kullanıyorsan bir an önce bırakman iyi olur çünkü işlevsizler.

Hiperaktif çocuk için Ne Yapılabilir işte en başından başlayacaksak emir kipini bırakacağız. Lamı cimi gerçekten yok. Bu çok yalın görünmesine rağmen ebeveyn-çocuk ilişkisi, iletişim, paylaşım ve anlaşılma gibi birçok psikolojik temelleri kapsadığı için yeri büyük.

Diğer yandan bir anne bir baba olarak hiperaktif çocuğum için ne yapılabilir derseniz basit, kısa, net cevabım; onun hayatını onun için düzenleyin. Çünkü o bunu başaramıyor. O, en basit ve görece kolay şeylerde dahi başarı sağlamakta zorlanırken, saatlerini, günlerini planlamakta yardıma ihtiyaç duyar. Bunu yaparken dominant bir şekilde kendi isteğinize göre yapmamalısınız, onunla iletişime geç, ”bu olsun, şu olmalı” değil de ”şu zamanları şöyle değerlendirsen nasıl olur?” tarzı düşünmeye sevk eden ve işbirliğine çağıran cümle kalıpları işine yarayacaktır. Unutma emir kipi yasak! ( Yasaklar sadece çocuklar için midir? )

Psikoterapiden ziyade DEHB’de Yönlendirme ve Koçluk Daha İşlevseldir

Psikoloji alanında istisnalar vardır. DEHB benim görüşüme ve takip ettiğim Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu yabancı uzmanlara göre psikoterapinin derin ve çetrefilli yollarındansa basit, işlevsel ve kestirme rehberlikle daha başarılı sonuçlar almaktayız. Ortada altta yatan derin sebepler yok, bariz, apaçık bir bozukluk var ve ne yapacağımızı, nasıl yaklaşmamız gerektiğini gayet biliyoruz. Dolayısıyla vagonlar için lokomotif görevi görmek bu rahatsızlıkta gerekli.

Bu koç, danışman, yol arkadaşı, lokomotif kim olmalıHer zaman şuna inanırım ki çocuğun hayatında en fazla zaman geçirdiği, daha da önemlisi çocuğun birlikte zaman geçirmekten en çok haz aldığı kişi en uygun olan kişidir. En fazla zaman geçirilen kişi kültürümüzde genelde anneler olmakta. Ardından sınıf öğretmenleri ve yakın arkadaşlar.Fakat bu kişilerin Hiperaktivite hakkında donanımlı ve bilgi sahibi olmaları gerekiyor ki çocuğun kendisine yararı dokunsun, onu daha ileri taşısın. Bu şu an gördüğüm kadarıyla o kadar zor bir durum ki bunu beklemek hayalcilik olabiliyor. Dolayısıyla Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite alanında uzmanlaşmış bir psikolog tarafından destek alınması ilk etapta hayati konumda. Önce çocuğun en yakınları ve çocuğun kendisi bilgilendirilmeli ve eğitilmeli. Daha sonra hayatın ne kadar kolaylaştığına zaten ilk gözden şahit olunacaktır.

Bebeğimde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Olabilir mi?

Yeni bebek sahibi olmak dünyanın en güzel durumlarından biri. Heyecan, hoş bir atmosfer, aile bireylerinin bağlılığı; gerçekten güzel duygular. Diğer yandan yeterince bilinçli ve gözlemlemeyi seven anne-babalar sıra dışı bir durum fark etmiş olabiliyorlar. Bebekleri yerinde durmuyor ve sürekli bir oyun, kıpırdama, oynama hâli beklentisi bulunabiliyor. Belirli bir yerde ve nesnede yeterli zamanı geçirmeden başka bir şeye geçmek gözlenebiliyor. Bu tür durumlarda bebeğimde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu mu var, olabilir mi? soruları akıllara geliyor.

DEHB ile özel olarak ilgilenen bir psikolog olarak bu yazımda bu durumdan bahsedeceğim. Evet, bebeğiniz görece normalden(normalden kastımız burada akranları, aynı yaş grubu diğer bebeklere kıyas olarak düşünülebilir) daha fazla enerjik, hareketli, maymun iştahlı, doyumsuz ise ve bir türlü durmak bilmiyorsa aklımıza dikkat eksikliği ve hiperaktivite gelebilir. Yukarıda belirttiğim davranışlara ek olarak nadir bilinen belirtilerden biri de öfke problemlerinin daha yoğun olması, memnuniyetsizlik, tatminsizlik hâlleri. Özellikle 2 yaş sendromu ile birleşirse ebeveynlerin sabırlarını zorlayıcı bir vaziyet baş gösterebilir. Neden öfke diye sorulursa sebebi şudur ki dikkat eksikliği bozukluğuna sahip ergen/yetişkin bireylerde bildiğimiz anlaşılamama, rahatsızlıktan dolayı gelen kendini ifade edememe durumu bebeklerde de mevcuttur.

Düşünsenize, bebeksiniz ve oyuna doymuyorsunuz, devam etmek istiyorsunuz fakat zaten fazlasıyla sabırla beklemiş anneniz sizi artık zorla oyun alanından kaldırıp yemek sandalyenize oturtuyor. Annenizin davranışı kendince haklıdır çünkü acıkmış olduğunuzu(saatlerdir tek lokma yemediniz) ve sağlığınızı düşünerek buna davranıyor. Fakat siz vaziyetten hiç de memnun değilsiniz. Ne tepki verirsiniz?

Bebeğimde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Olabilir mi Nasıl Anlarım

Belli başlı bize göz kırpan belirtilerden bahsedip kendi çocuğunuzda bu durumlardan kaçı, ne derece var/vardı değerlendirmeniz yardımcı olacaktır. Öncelikle bebeğiniz ortada hiçbir şey yokken çok ağlar mıydı? Elbette her bebek ağlar; gazı olur, acıkır, uykusu gelir… Bunları karşılamak için her bebek ağlar, onların iletişim yöntemi budur. Fakat baktığımızda dikkat eksikliği ve hiperaktivite olan çocukların bebeklik öykülerini ailelerinden dinlediğimizde çok fazla ağladıkları, bu durumun anne-babanın sabrını taşıracak kadar sürdüğü, huzursuz ve kıpırdanmalı bir hareket halinin hakim olduğunu alıyoruz.

Göz önünde bulundurulması gereken bir diğer kıstas da anne karnındaki hareketlilik sıklığı/düzeyi. Bebeğiniz hamilelik sürecinde olağandan fazla tepiyor muydu? Diğer hamile arkadaşlarınızın karnındaki afacan mışıl mışıl uyurken sizinki ”çıkarın artık beni burdan” dercesine hareketlenir miydi? Bunları da düşünmekte fayda var. Eşler arasında hatta konu komşu akrabalar şakayla ”oo şimdiden fırlama olacak belli oldu” diye takılırlar. Aslında bunlar basit esprilerden öte bize bebeğin özellikleri hakkında bilgi verici durumlar olabiliyor.

Belirtiler her ne kadar bariz olursa olsun, ben bir uzman olarak 6 yaştan önce ne olursa olsun teşhis konmaması gerektiğini savunuyorum. Çünkü 3-6 yaş arası ego santrik dönemde çocuklar doğaları gereği zaten hareketli ve keşifçi olurlar. Tabiri caizse, sapla samanın birbirine karıştırılmaya müsait bir aralıktır. Psikiyatristlerin ağrı kesici yazar gibi hızlı ve durumu derinlemesine değerlendirmeden ilaç yazdığı şu dönemde kesinlikle uzak durulmasını tavsiye ediyorum; takdir ebeveynlerindir. Bu yazımı ”bebeğimde dikkat eksikliği ve hiperaktiviteden şüpheleniyorum” tarzında düşünceleri olan anne babalara yönelik sundum.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’de Anne Babalara İthafen

DEHB’ye sahip çocukların anne babalarına büyük saygı duyuyorum. Çok yönlü ve bir o kadar da zor durumla sürekli olarak birlikteler, yorucu olduğundan biraz sağduyusu olan kimsenin şüphesi yok. Tabii herkesin sabrı ve tahammül eşiği var. Bazen sabırlar taşabilir, ve sonradan pişmanlık duyulabilecek sözler sarfedilebilir, istenmeyen davranışlara girişilebilir. Bu noktada ebeveynlere şunları söyleyebilirim; iç görüsü yani durumla ilgili farkındalığı o kadar kötü ki durumun vehametini kavramaktan çok uzak. Bu yüzden;
Sana çocuğun ”bilerek yapıyor, beni isteyerek çileden çıkarıyor” tarzı düşüncelere girmene sebep oluyor.Bu kadarı fazla, nasıl olur da yaptığı hatanın farkında olmaz anlamıyorum dedirtir.Bunca şeyden sonra neden özür dilemiyor.Neden hala ısrarla aynı şeyi yapmaya devam ediyor, hem de onca cezaya ve çatışmalara rağmen.

Bu soruları bir döngü içinde sorup duruyorsan, durum devam ediyor ve değişme-ilerleme ışığı görmüyorsan eksik kalan bazı şeyler var demektir.
DEHB çok özel ilgi ve takip gerektiren, durumun titizlikle anlaşılması ve ona göre hareket edilmesi gereken bir rahatsızlıktır. Diğer türlü ezbere ve klişe yönelimlerle boşa kürek çekilir.

Bergama Hızlı Okuma ve Öğrenci Koçluğu

Günümüzün eğitim sistemi sınavlar merkeze alınmış şekilde oluşturuldu. Bunu hepimiz biliyoruz. 2-2.5 saate varan sınavlarda öğrencilerden soru başına 1 dakika ayırması beklenmekte. Eğer daha önce, bu sınavlardan birkaçına maruz kaldıysanız ne denli zorlayıcı ve öğrenciyi baskı/stres altına alan bir süreç olduğunu bilirsiniz. Uzun uzadıya Türkçe soruları, önce soruyu anlayıp sonra çözüm yolunu bulmak zorunda kaldığımız matematik soruları… 1 dakika ilk bakışta yetersiz gözüküyor değil mi? Evet birçok kişi için öyle fakat az bir yüzdelik için durum böyle değil. Zaten sınavı kazanan kısım bu azınlık oluyor. Peki bunu nasıl başarıyorlar hiç düşündünüz mü?

Yüzbinlerce, milyonları bulan rekabet arasında artık işler iyice zorlaşmış durumda. Artık bilgilere – konulara hakim olmak yeterli değil. Çünkü rakipler de bunun farkında ve eksik bırakmadan sınavlara hazırlanma iç görüsüne sahipler. Dolayısıyla atanmalarda/kazanmalarda faktör olan küsuratlı puanlar ve kritik sıralamalar kusursuzluğu zorlamanın eşiğine bakıyor. Bu ne demek oluyor?

Öğrenci uzun ve anlaşılması zaman alan sorularda vakit kaybettiğinde, diğer sorulara ayıracağı zaman da kısalıyor ve zaten diğer sorular da aynı şekilde olursa stres ve zaman yönetimi kaygısı iyice sarıp performansı düşürüyor. Aylarca, yıllarca verilen emekler boşa gidiyor. Öğrenci her ne kadar çalışkan ve derslere hakim, başarılı bir öğrenci olsa bile sonuç beklendiği gibi olmuyor. Bu zorlu maratonda bilgi kısmı görüldüğü üzere yeterli değildir. Bilginin yanında işin teknik kısmı da ciddiyete alınmalı ve masanın bir ayağı eksik bırakılmamalı. Masanın düşmesini hiçbir veli ve öğrenci istemez.

Her sene büyük bir problem halini alan sınavlarda başarı göstermek için artık küçük detaylar önemsenmeli. Ben bu detayları şu ana başlıklarda değerlendirip öğrencilere eğitim ve danışmanlık hizmeti veriyorum.

  • Azami miktarı öğrenciyi motive eden kaygının, fazla olması sebebiyle performansı kısıtlamasını engellemek, kaygı ve stres yönetimi.
  • Öğrencinin aile ve özel hayatında yaşadığı problemler – zorlukları değerlendirmek ve psikolojik danışmanlık vermek. Öğrencinin derslere ve sınava odaklanmasının ilk koşullarından biri kafasının rahat olmasıdır.
  • Hızlı okuma. Yazımda da bahsetmiştim. Soruları hızlı ve anlayarak okumak sadece soruları yetiştirmek bağlamında değil, sınavın daha rahat geçmesini sağlar; daha özgüvenli ve emin, rakiplerden daha önde olmanın bilinciyle zaman baskısından sıyrılarak sınavı gerçekleştirmeyi sağlıyor.

Her çocuk özel ve isterse başarıya ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Farkı ebeveynlerin, öğretmenlerin, eğitimcilerin, profesyonel meslek elemanlarının doğru yönlendirmeleri belirler. Gerekli ve yeterli imkanlar sağlanır, öğrenci sadece etüt-dersane ile değil destekleyici faktörlerle donatılırsa başarı işten bile olmuyor.

Bergama Öğrenci Koçu

0

Ülkemizde sınavlar ilkokuldan başlayarak öğrencinin hayatının büyük kısmını kapsar. Çok küçük yaşlardan itibaren uzun bir maratonun içine girilir ve çeşitli dersler/sınavlarla mücadele başlar. Tabir yerindeyse çocukluk ve gençliklerini yarış atı gibi geçirmek durumunda kalmaktalar. Sistem bunu dayatınca, biz rehberlere, ailelere ve en başta da çocuklarımıza adapte olmak kalıyor. Bazı şeyler ne kadar noksan ya da yanlış olsa da hayatın gerçekleri bizi bunlara ayak uydurmaya yönlendiriyor. Benim Bergama öğrenci koçu olarak hizmet vermem bu noktada başlıyor.

Öğrenciler, hayatlarını şekillendiren ve geri kalan yaşamlarını nasıl değerlendireceklerini belirleyen sınavlara hazırlanırken normal olarak kaygı altında bulunabiliyorlar. Bazı öğrencilerde bu kaygı düzeyi sağlıklı ve ateşleyici bir güç olarak kullanılırken, bazı öğrencilerde frenleyici, ketleyici, var olan potansiyelin kullanılmasını engelleyici seviyede bulunuyor. Bu patolojik kaygının minimum düzeyde tutulması, öğrenciye ekstra bir yük ve sınırlayıcılık getirmemesi için psikolojik destek ve profesyonel anlamda sınava yönelik rehberlik almaları hem aileler hem öğrencinin kendisi için hayati nitelikte.

Bu zorlu ve kritik yolda öğrencilerimizi yalnız bırakmak, onlara haksızlık etmek olur. Eğitim – öğretim hayatlarında çeşitli problemlerle yüzleşen öğrencilerin motivasyon, planlama, stres ve kaygı yönetimi, psikolojik destek alanlarında yanında olunduğu sürece daha başarılı oldukları görülmekte. Hayatlarındaki bu kritik dönemeçte başarılı olmalarını her veli ister, bekler. Gayet tabii hakkıdır da. Bu süreçte maddi manevi birçok kaynağı seferber etmekteler. Fakat velilerden ”ne yaparsam yapayım olmuyor” tarzı serzenişlere denk geliyoruz. Aslında imkan sağlama bakımından birçok örnekte gerçekten de yapılması gereken birşey kalmamış görünüyor evet. Fakat empati, motivasyon ve destekleyici faktörlerle öğrencinin yanında olmak, derslere ve sınava güdülenmesi konularında yetersiz kalınca başarı yakalanamıyor. Ben Bergama öğrenci koçluğu hizmetimle bu süreçte hem psikolojik hem sınav başarısı konularında performansı artırmada garanti veriyorum.
Hakkımda bilgi sahibi olmak isterseniz bu linke tıklayabilirsiniz.

Aliağa Psikolog – Pedagog | Aile Danışmanı Kağan AY

0

Aliağa içinde psikolojik destek, danışmanlık ve terapi almak isteyen birey ve ailelerle pedagog, aile danışmanlığı, çift terapisi, bireysel terapi gibi alanlarda yanınızdayız.

Aliağa Psikolog - Psikolojik Danışmanlık
Aliağa Psikolog – Psikolojik Danışmanlık

Aliağa psikolog, yıllar boyu İzmir’de ve Bergama’daki şubelerimizdeki psikolojik danışmanlık ve terapi deneyiminden sonra Aliağa’da psikolojik danışmanlık merkezi olarak hizmet vermekteyiz. 0 – 12 yaş çocuk, 12 – 18 yaş ergen ve 18 yaş üstü yetişkin, aile terapisi alanlarında çalışıyoruz. Birçok psikolojik problemde, çözümsüz – çaresiz kaldığınız durumlarda yalnız bırakmıyoruz. Uzman ve deneyimli psikologlar ile sorunlarınıza çözümü beraber geliştirelim.

Çocuğun sınava hazırlanıyor olabilir, eşinle problemlerin, stres, işyerindeki sorunlar, çeşitli psikolojik rahatsızlıkları yaşama ya da karşı karşıya kalmaktan korkma(depresyon, panik atak, sosyal fobi, anksiyete, cinsel sorunlar vb.) gibi durumlarla insanlar karşılaşabiliyor. Bunlarla baş etmek sanıldığı kadar kolay olmuyor. Sen de destek ihtiyacı hissediyorsan iletişim bilgilerimizden bize ulaşabilirsin.

Danışmanlık ve Terapi Neden ve Ne Zaman Alınmalı?

Bireyler belli başlı psikolojik rahatsızlıklar yaşayabiliyor. Örnek olarak depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete kaygı bozuklukları, panik atak, sosyal fobi, alt ıslatma, okula uyum, teknoloji bağımlılığı, evlilik çift problemleri, iletişim sorunları gibi geniş skalada sorunlar baş gösterebiliyor. Bireyler hem kendileri hem yakın çevrelerinden aldıkları destek tarafından tatmin edici şekilde baş edemiyor, çıkmazda kalıyor. Bu noktada alanında uzman bir psikologa danışmak, yol yordam çizmek, içinde bulunduğu durumu anlamlandırmak, olası çözüm yolları ve süreçle ilgili bilgi sahibi olmak çok mühimdir. İnsanı belirsizlik yorar. Yolunuzu aydınlatma ve kontrol sahibi olmanızda destekçiniz oluyoruz.

Aliağa Psikolojik Danışmanlık Merkezi

Kağan AY Danışmanlık Karşıyaka, Bayraklı, Gaziemir şubelerinin yanısıra Aliağa’da da hizmet vermeye başladı. Kurucumuz ile ilgili detaylı bilgi için hakkımızda sayfasından bilgi alabilirsiniz. Ergen, yetişkin, çiftlerle yoğun olarak çalışan uzmanımız yanısıra çocuk ergenlerle terapi yapan pedagog uzmanlarımız da hizmet vermektedir.

Aliağa’da en iyi psikolog desteği almak için iyi araştırma yapmak, danışan yorumlarını okumak, uzmanın çalışma alanları, deneyimi, mezun olduğu bölümün Psikoloji olması vb. kıstaslara bakılabilir. Psikoterapi hassas ve nitelikli bir alandır, psikologunuzu itinayla seçmelisiniz.

Aliağa Psikolog Fiyatları 2024

Aliağa’da psikolog ücretleri danışmanlık merkezine, çalışılan alan ve konuya, uzmana göre farklılık göstermektedir. Genel itibariyle Aliağada psikolog fiyatları 700 tl ile 1200 tl arasında değişmektedir. Ücretler seans başı ücrettir. Görüşmeler danışmanlık merkezimizde 1 saat sürmektedir. Bazı durumlarda özellikle aile çift terapilerinde süre ve ücrette artış olabilmektedir.

Aile Danışmanlığı & Evlilik Terapisi

Çiftler ve aileler sorunlar yaşayabiliyor. Evliliklerde cinsel problemler, evliliğe uyum sağlama, kök aile problemleri, iletişim sağlayamama – konuşamama, tartışmalar, maddi konularda anlaşmazlıklar – şeffaflık olmaması, küsmeler uzun süreli iletişimde olmama hali gibi çok sayıda sorun görmekteyiz. Bu sorunların çözümü ve çiftlerin birbirlerini anlayabilmesi, önlerine daha mutlu huzurlu bakabilmeleri için evlilik danışmanlığı hizmeti almaktadırlar.

Aile terapilerinde çiftlerin yanısıra çocuklar da doğrudan ya da dolaylı dahil edilmektedir. Kavgalar, huzursuzluk, soğukluk gibi faktörlerden çocuklar ve ergenler kolaylıkla etkilenmektedir. Bu da onlar üstünde çeşitli davranış sorunları doğurabilmekte, mutsuz ve asabi bir ruh halinde olmalarına yol açabilmektedir. Gerek bugüne kadarki efektif olmayan durumların tespiti ve değerlendirmesi gerek ileride bu işlevsiz davranışların yerini yeni kalıplarla değiştirebilmek için aile çift terapisti eşliğinde çalışmalar yapılır.

İzmir Panik Atak Tedavisi

Panik atak tedavisi için araştıran ve psikolojik destek arayan birçok birey mevcut. Bu yazımızda hastalığın geniş çaplı tüm özellikleri, muzdarip kişilerin A’dan Z’ye bilmesi gereken her şeye yer verdik. Umuyoruz ki İzmir’li hemşehrilerimize faydası olacaktır. Tek başına baş etmesi zor olan, etraf hatta en yakınları tarafından anlaşılmadığını hissettiğinde daha da zorlaşan bu durumu yaşayanların destek alarak atlatmasını, henüz panik atak problemi yaşamayan kimsenin de yaşamamasını temenni ederiz. Biliyoruz ki en iyi ”yaşayanlar bilir”…

İzmir’de birçok panik atak hastasını terapi ederek “hiç bitmeyecekmiş gibi” hissettiren ve insanı canından bezdiren bu psikolojik problem hakkında önce detaylı bilgi almak için yazımı okumanızı öneririm, ardından gelin beraber terapi yolculuğunda geride bırakalım bu illeti.

İzmir Panik Atak Tedavisi Başlıca Merak Edilenler

  • Panik Bozukluk Panik Ataklar Sebepler Tedavi

Panik Atak… Yaşayanların hayatını alt üst eden , ızdırap veren ve deyim yerindeyse yeri geldiğinde diken üstünde hissettiren, dışarıdan yaşamayanların ise ”sıradan bir panik hali olsa gerek” diye küçümsediği ruhsal rahatsızlık.

Panik bozukluk maalesef yapısı itibariyle kişide fobilerin oluşmasına yol açabiliyor.
Bir tür anksiyete bozukluğu kabul ettiğimiz panik bozukluk kişide tekrarlayan ataklara ev sahipliği yapma durumu, tekrar panik atak geçireceğim beklentisiyle davranışlarda ve düşünsel yapıda değişmeyi barındırma, en az 1 ay süreyle tedirginlik haliyle panik atak gelir mi bekleyişi.

Panik atak‘ın özel ilgi alanımız olması ve mesleki deneyimlerimize dayanarak söyleyebiliriz ki, bu bozuklukta halk dilindeki ‘korktuğun başına gelir’ , ‘bir şeyi kırk kere söylersen olur’ durumu tam olarak örtüşüyor. Bunu bilimsel ve sebep-sonuç ilişkisiyle açıklamak ve tedbirleri almak bizim işimiz. Tabii ki problemi çeken kişinin elinde olan bir durum olmamakla birlikte, rahatsızlığa karşı oluşan karamsar ruh halinin ve ümitsizliğin yok edilip psikoterapi süreciyle kişinin geçmişteki çökkün hayatından çıkarılması mümkün.

  • Panik Atak Nelerle Tetiklenir

Panik ataklarda ani ve ezici bir korkuyla başlayan ve kişiyi anksiyete bozukluklarından daha yoğun ve boğucu etkileyen durumlar hakimdir. Birkaç dakika içinde geçmesi ve tipik olarak 30dk ile 1 saatte sonlanması yaygındır. Fakat gün boyu da devam ettiği görülür. İzmir’de panik atak terapisi verdiğim kişilerle de bu durumu teyit ettim.

Bazı yerler , kişiler , durumlar kişide panik atak ı tetikleyebilir. Ortada bir şey yokken de panik atak başlayabilir fakat ben psikanalitik yaklaşımın da etkisiyle hiçbir şeyin sebepsiz olmayacağını ve çevrede tetikleyici bir etken olmasa bile kişinin düşünsel yapısından kaynaklanabileceğini göz önünde bulundururum. Kaldı ki panik atağın beklenmesi zihinsel hali bunu destekler niteliktedir. Panik atak rahatsızlığını en iyi tanımlayabilecek kişi onu yaşayandır.

  • İzmir Panik Atak Tedavisi 2024

Önde gelen başarılı psikoterapistleriyle halk sağlığını önemseyen kurumumuzca, gerek hemşehrilerimiz gerek de çevre illerden İzmir’de panik atak tedavisi için psikolojik destek arayan bireylerin talebi karşılanıyor. EMDR, bilişsel davranışçı terapi, hipnoz, konuşma terapisi, psikodinamik yaklaşım gibi birçok psikoterapi ekolüyle danışanların panik atak hastalığını atlatması ve önüne daha huzurla baktığı bir yaşam sürmesi için işbirliği yapılıyor.

  • Panik Atak Tedavisi Nasıldır

Panik atak tedavisi için ilaç tedavisi, psikoterapi, nefes egzersizleri, Mindfulness, bilişsel davranışçı terapi gibi birçok seçenek kullanılmakta. Dünyada şu an kabul gören etkili yaklaşımlar bunlar. Birçok danışanımız panik atak tedavi edilebilen bir hastalık mıdır? sorusunu yöneltiyor. Bu soruyu yöneltmelerinin 2 olası altta yatan sebebini görüyoruz: 1-) Yaşadığı zorlu süreç uzun yıllar almıştır ve artık hep bununla yaşayacağı korkusu hakimdir. ”Ya bu hep böyle devam mı edecek”, ”Hayatım zehir oldu” serzenişleri bu sorunun ilk cevabı olabilir. 2-) Danışan / hasta ilaç kullanıyor(uzun seneler) ve ilaçla belirtileri kontrol altında tutabiliyor. Bıraktığında tekrar nüksediyor ya da bırakmaktan korkuyor. Bu koşullarda panik atak tedavi yolunda ilaçsız bir yol var mı? sorusu altta yatıyor. Her iki durumda da hasta iyileşmek için umutlu sadece yol göstericiye ihtiyaç duyuyor.

Panik atak anksiyete grubu bozukluklarından yoğun yaşanan ve kişileri darlayan psikolojik problemdir. Bu rahatsızlıkla baş etmek için bireyler uzmanlardan destek ihtiyacında olabiliyor. Uzmanın panik atak alanında deneyimli, vaka görmüş ve rahatsızlığın terapisi – takibinde deneyimli olması en öncelikli etken olmalıdır. Panik atak uygun adımlarla birlikte çaresiz, çözümsüz değildir, buna birçok danışanımızda şahit olduk, olmaya devam ediyoruz.

Panik Atak Geçirdim Hasta Mıyım, Panik Bozukluk Rahatsızlığına mı Sahibim?

Panik atak geçiren herkes panik bozukluk teşhisi almak zorunda değil. Hatta her birey hayatında 1 – 2 kez bu deneyimi yaşayabiliyor. Harvard Üniversitesi’ndeki bir araştırmada görüşülen kitlenin %23’ü panik atak yaşamış olduğunu belirtmiş.
Bunun yanında ise %3 panik bozukluğa sahip.
Öte yandan hastalıkla ilgili yeterli bilgiye sahip olmayan kimseler tarafından da bir panik hali, normal tedirginlikten daha yoğun ve bazı fiziksel belirtilerin(nefeste hızlanma, terleme, daralma) bulunmasıyla ”panik atak geçiriyorum” yanılsamasına düşülüyor.

Panik atak belirtileri kişiden kişiye değişmekte

Bir tehlikeyle karşılaştığında , kalbin olağan çalışmasından çok daha aktiftir ve vücudunun büyük kas gruplarına dolaşım sistemimizin yardımıyla kan pompalar. Böylece tehlikeden uzaklaşmak yani kaçmak (flight) mümkün hale gelir. Vücudumuzun tek istediği bizi tehlikeden uzaklaştırmak için hazırlamaktır. Bunun yan etkisi ise başının dönmesi. Olağandışı dolaşım sebebiyle sersemlemiş hissedersin. Buna nefes de eklenince… Ardından çok da yabancı olmadığın anlam yüklemeleri gelir; ”kalp krizi mi geçiriyorum?” , ”göğsüm daralıyor nefes alamıyorum” , ”acile gitmem gerek” , ”deliriyorum galiba” , ”kendime çevreme bir şey yapmaktan korkuyorum” … Panik atak belirtileri kişiden kişiye değişir. Bazısı terler bazısının başı döner bazısının midesi bulanabilir. Hepsinin ise ortak bir yanı var; bu belirtiler başımıza bir felaket ya da hastalık habercisi olarak değil, karşı karşıya bulunduğumuz duruma yukarda da belirttiğim gibi vücudumuzun doğal ve olağan tepkileridir. Buradaki en büyük hata bu belirtilerin çarpıtılması ve kişi tarafından olduğundan başka amaçlara yorulmasıdır.

İzmir’de panik atak hastalığına sahip danışanlarımdan aldığım hikayeler sonucu, kendilerini kapana kısılmış, güçsüz ve aciz hissettikleri yönünde. Evet panik bozukluk karşılaşıldığında kişiye yüksek anksiyete yaşatır ve insanın omuzlarına belirli bir zaman diliminde yüklenebilecek stresin kat kat fazlasının bulunması söz konusudur; fakat baş edilmesi mümkündür. Artık bununla yaşamak istemiyorum , daha fazla buna katlanmak istemiyorum diyen ve kararlı olan her kişi, bir uzman ile işbirliği içerisinde yaşamını  alt üst eden bu rahatsızlıkla vedalaşabilir.

Şimdi Biraz Panik Atak Belirtileri Nelerdir Göz Atalım

  • Kalp Çarpıntısı
  • Terleme
  • Titreme
  • Sıcak ya da soğuk basması
  • Göğüste ağrı – sıkışma
  • Nefes darlığı – nefes almakta güçlük
  • Boğulmuşluk hissi
  • Uyuşma veya karıncalanma (Özellikle ellerde)
  • Baş dönmesi – dengesizlik(istikrarlı olamama)
  • Mide bulantısı
  • Kendinden ayrılmışlık hissi
  • Kontrolü kaybetme ve çıldırma korkusu
  • Ölüm korkusu

Panik ataklar genellikle en az 4 maddeyi barındırır.

panik atak belirtileri testi
panik atak belirtileri testi

Panik Atak Belirtileri Testi

  • Nedensiz korkularım olur, endişem gereğinden fazladır.
  • Çok hızlı huzursuzlanırım, elim ayağıma dolaşacak gibi olur.
  • Kendime yabancılaşmış gibiyim.
  • Bir şey olacakmış, kötü bir şey başıma gelecekmiş hissi.
  • Kollarım, bacaklarım titriyor, karıncalanıyor.
  • Kendimi zayıf hissediyorum. (Yer yer tükenmiş)
  • Kalbimin çarpığını duyuyorum, dinliyorum. Gereğinden fazla ve gümbür gümbür çarptığını düşünüyorum.
  • Bayılacakmış gibi oluyorum.
  • Nefes alıp vermemde zorlanım olabiliyor.
  • Ellerim terler, terlemek beni daha çekimser yapıyor.
  • Uykuya dalmada problem yaşıyorum.

Dipnot: Bu maddelerdeki belirtiler tam anlamıyla panik atak hastalığını yordamaz, sadece fikir verecektir. Bu panik atak belirtileri testinde bulunan maddeler birçok vakada ortaktır. Panik atak olabileceğinize dair şüpheleriniz mevcutsa bir psikiyatriste gitmenizi öneriyoruz.

Panik atağı nasıl durdururum?

İzmir’de ofislerimizde yaptığımız görüşmelerde terapi sürecine ek olarak danışanlarıma bir panik atakla karşılaşırlarsa tek başına olduklarında neler yapabileceklerini, kişinin yapısına uyan teknikler seçerek öğretiriz. Fakat herkes için ortak bazı teknikler var. Nefesin doğru kullanımı bunlardan biri. Sadece panik bozukluk için değil hayatımızın genel akışı için nefesin doğru kullanılması çok önemli ve üzerinde durulması gerekmekte. İzmir panik atak tedavisinde bu tarz tekniklerin psikoterapi ile danışana öğretilmesi ve bir başa çıkma yöntemi olarak bize yardımcı olması avantaj sağlıyor.

Nefesinizi hızlıdan yavaş ve derine düşürmek kalp atış hızınızı düşürür. Vücudunuz alarm durumundan normale döner. Bu farklı tekniklerle öğretilip bilinçlilik haliyle danışan tarafından pratik edilirse psikoterapi sürecinde destekleyici fayda sağlamakta. Elbette bu işin sadece bir parçası, diğer yaklaşımlarla harmanlandığında başarıya ulaşmak için çok fazla yol kalmıyor.

Panik atak Agorafobi ile komorbid bir rahatsızlıktır. Bunun sebebi kişinin toplum içinde, açık alanlarda atakların tekrarlayacağı korkusudur. Bu tür yan rahatsızlıklar da varsa, terapi sürecinde hepsinin değerlendirildiği sürece dahil edilmesi başarıyı artırmakta.

Panik Atağı Durdurmak için İlaç Tedavisi Şart mı, İlaç Kullanmak İstemiyorum

İzmir‘de ”panik atak tedavisi ilaçsız çözülür mü? , panik atağı ilaçsız yenmek istiyorum, ilaç kullanmadan panik atak tedavisi mümkün mü?” şeklinde çok sayıda taleple karşılaşıyoruz. Danışanların bu taleplerinin çok normal ve makul olduğunu belirtmeliyiz. Özellikle hamilelik gibi sıra dışı durumlarda zorda kalınmadıkça vücuda kimyasal alınması istenmez. İlaç, farkındalık kazandırmaz veya yeni bir şey öğretmen, baş etme mekanizması kazandırmaz. Diğer yandan tekrarlama riski ilaç tedavilerinde yüksektir. Bu sebeplerden ”ilaçsız panik atak tedavisi” isteyen danışanlarımızın sayısı hayli fazla.

İlaçsız Panik Atak Tedavisi

Psikoterapi ile panik atak semptomlarının ortadan kaldırılması ve hastalığın geride bırakılması mümkün. Psikologun danışanın durumunu anlaması, süreci ona en uygun şekilde sunması ve işbirliği içinde olunması gerekmekte. Rahatsızlığa sahip danışanın, her şeyden önce kararlı olması ve terapi sürecindeki beklentileri yerine getirmesi beklenir. Bir diğer husus psikolojik destek talebinde bulunan hastaların uzmanını seçerken titiz davranması ve uzmanın çalışma yaklaşımlarını araştırmasıdır. Örneğin izmirde panik atak tedavisi uygulayan kurumumuzda başlıca bilişsel davranışçı terapi, mindfulness, hipnoz, psiko-eğitim, psikodinamik terapi kullanılmaktadır. Diğer yandan uzmanın bu alanlarda kendini yetiştirmesi, deneyim sahibi olması da önemli bir diğer husus.

Hastalığın en büyük özelliklerinden biri de, kişinin kendini normalden fazla dinlemesi, ilgilenmesi ve  bedensel değişimlere gereğinden fazla anlam yüklemesidir. Bir danışanımı hiç unutmam, şöyle diyordu; İzmir’de panik atak tedavisi için gitmediğim doktor, uygulamadığım yöntem kalmadı. İstanbul’da doktorlara çıktım yine olmadı. 12 senedir çektiğim bu hastalık yüzünden artık evden dışarı çıkmaz oldum. Hapis hayatı yaşıyordum. Ne işim, ne evlilik hayatımdaki düzenim ne de çocuğuma annelik yapabilir oldum…

Evet, bu rahatsızlık insanı öyle bir hale sokabilir ki bırakın sosyal hayatı, günlük rutin aktivitelerini bile gerçekleştiremez hale gelebilir. Ve ne yazık ki, hastalığın ilk safhalarında değil durum iyice kötüleşince bir uzmana danışmak yolu seçilir. Yine de ne olursa olsun psikoterapi sürecinde danışan yeterli özveriyi gösterirse rahatsızlık huzurlu bir şekilde geride bırakılabiliyor.

Bilgi ve Randevu için: 0530 370 85 96

İzmir Depresyon Tedavisi

Depresyon Sebepleri ve Belirtileri Nelerdir, Nasıl Tedavi Edilir

Zaman zaman modumuzun düşmesi, keyifsiz olmamız normal ve hayatın gerçekliğidir. Umutsuzluk, ümitsizlik ve isteksizlik koterapistgibi duygulara sahipsen ve bunlar bitmek bilmeyen halde seni bırakmıyorsa depresyon yaşıyor olabilirsin. Hayat kaliteni düşürür, keyif almanı engeller. Bütün gün çeşitli şeyler sana çok boğucu ve uğraştırıcı geliyor olabilir. Fakat daha iyi olabilirsin.
Depresyonun olası nedenlerini anlayarak, farklı depresyon türlerinin farkında olarak daha iyi hissetmek ve problemin üstesinden gelmek mümkün.

Nedir Bu Depresyon

Depresyon yaygın ve zayıflatıcı bir duygudurum bozukluğudur. Yaşamın mücadelelerine ve aksiliklerine karşı üzüntüden daha fazla olarak; depresyon gün içinde nasıl hissettiğini, nasıl düşündüğünü, çevrene nasıl kayıtsız kalabileceğini ve verdiğin tepkileri değiştirir. Ders çalışmak, çalışmak, ilişkiler, çevremizdeki insanlarla iletişimimiz, yememiz, içmemiz, uykumuz kısacası hayatımızın her alanında zevk almamızı engeller.

Bazıları depresyonu ‘bir karadeliğin içinde yaşamak’ , ‘yaklaşmakta olan kıyamet gibi’ tarzı betimlemelerle tanımlıyorlar. Bazıları ise tamamen bir boşluk, hissizlik ve anlamsızlık diyebiliyor. Erkekler huzursuzluk ve kızgınlık duygularına sahip olabiliyor. Depresyonu nasıl yaşarsan yaşa, tedavi edilmeden geçiştirilirse ciddi bir sağlık sorunu yaratabilir. Şu unutulmamalıdır ki yaşadığın çaresizlik ve umutsuzluk, gerçeklikten değil içinde bulunduğun duygu durumundan kaynaklanmakta.

Depresyonun Belirtileri Neler

Depresyon çok fazla alt çeşiti olan bir ruhsal bozukluktur. Kişiden kişiye çok farklı varyasyonları olabilir. Ancak bazı ortak belirtilerden söz edebiliyoruz. Bu belirtiler normal kişilerde de bulunabilir, yani hayatın içindedir. Fakat şöyle diyebilirim ki; ne kadar fazla belirtiye sahipsen, bu belirtilerin şiddeti ne kadar yüksekse ve süresi ne kadar uzuyorsa depresyona sahip olma ihtimalin o derece yüksek.

10 Yaygın Depresyon Belirtisi

  1. Çaresizlik ve Umutsuzluk Duyguları : Hiçbir şey daha iyi olmayacak ve yapılabilecek bir şey yok. İçinden bulunduğum durumdan çıkmamı ne sağlayabilir ki?
  2. Günlük Aktivitelere Karşı İlgi Kaybı : Eski hobiler, eğlenceler, arkadaşlarla aileyle yapılan aktiviteler seni çekmiyor. Neşe ve zevk duyguların dipte.
  3. İştah Kaybı ve Kiloda Değişim : Normal sayılabilecek düzeyden daha çok kilo kaybettin ya da aldın. Zamana yayılarak değil kısa sürelerde gerçekleşti. Vücut ağırlığının %5 ten fazlasının 1 ay içinde değişimi.
  4. Uyku Düzeni Değişiklikleri : İnsomnia, gece sık sık uyanmak, özellikle sabahın erken saatlerinde uyanmak ya da sürekli uyku hali.
  5. Öfke ve Sinirlilik : Tedirgin, dinlenmemiş, huzursuz hissetmek. Töleransın düşük. Her şey ya da herkes kolayca seni sinirlendirebilir.
  6. Enerji Yitimi : Yorgun, halsiz ve fiziksel olarak tükenmiş hissetmek. Tüm vücudunu ağırlaşmış hissedebilirsin, atiklik ve atılganlık kaybolmuş. Küçük işlerde bile zorlanma durumu ve bunları yaparken süresi uzar.
  7. Kendinden Nefret Etme- Suçlama Eğilimleri : Değersizlik ve suçluluk duygusu… Yaşanan olaylardan kendini sorumlu tutmak, hatayı kendinde aramak ve faturayı kendine kesmek. Nerede yanlış yaptığını arayıp bulmaya çalışmak.
  8. Düşüncesiz Davranışlarda Bulunmak : Madde bağımlılığı, zorlanımlı kumar oynamak, hız yapmak, tehlikeli sporlar vb.
  9. Konsantrasyon Problemleri : Odaklanma, karar verme ve hatırlamada zorluk.
  10. Anlamsız Ağrılar : Özellikle baş – sırt ağrıları , artan mide şikayetleri.

Maddeler bu şekilde. Benimle iletişime geçip İzmir’de depresyon tedavisi arayanların belirttikleri semptomlara uyuyor. Bu belirtilerden bir iki tanesi bulunuyor ve bu durumdan çok da muzdarip değilsen, depresyon muyum diye düşünmene gerek yok. Fakat eğer depresyon içindeysen, zaten belirtilere baktığında çok tanıdık geldiklerini ve şiddetinin yüksek olduğunu biliyorsundur.

Bipolar Mı, Depresyon Mu

Birbirine çok karıştırılan(karıştırılmaya da müsait) iki hastalık. Bunun sebeplerine gelince teşhis eden doktorların hastanın geçmiş yaşam öyküsünü tam almamaları, sezonsallık – döngüsellik – mevsimsellik faktörlerine yeterince bakmamaları olabilir. İzmir’de depresyon tedavisi için sorununa çözüm bulmak isteyenlerden bipolar bozukluğa sahip olan danışanlarım olmuştu. Bipolar bozukluğa sahip birine antidepresan verilmesi rahatsızlığı daha da alevlendirebilir. Bipolar bozukluğun depresyondan ayrılan en önemli özellikleri; öforik düşünceler, yarış halinde zihinsel düşünceler, uyku ihtiyacında azalma, dürtüsel davranışlar. Bu tür durumlara bir dönem sahipsen ve bunlar geçti ve yerine depresif ruh hali hakim olduysa Bipolar bozukluktan şüphelenebiliriz.

Erkeklerde Depresyon

Erkeklerde depresyon kendini umutsuzluk ve kendini beğenme kabulünden ziyade, yorgunluk, sinirlilik, uyku problemleri ve iş ve hobilerde ilgi kaybıyla kendini gösterir. Ayrıca öfke, dikkatsiz davranışlar, saldırganlık ve madde bağımlılığı gibi belirtiler yaşanması daha yüksektir.

Kadınlarda Depresyon

Kadınlarda daha çok suçluluk duyguları, aşırı uyku, aşırı yeme ve hızlı kilo değişimleri şeklinde seyreder depresyon. Kadınlarda depresyon, erkeklerden farklı olarak biyolojik süreçlerden tetiklenebilir. İzmir depresyon tedavisinde sıkça karşılaştığım durum hamilelik sonrası depresyon belirtileri oluyor. Hamilelik sonrası depresyona eşlik eden diğer iki süreç; menstrüel dönem ve menopoz dönemleri. Hormonal faktörler de ruh hali üzerinde hatrı sayılır etkide bulunuyor. İstatistikler her 7 kadından 1’inin doğum sonrası depresyon yaşadığını gösteriyor.

Gençlerde Depresyon

Sinirlilik, öfke ve ajitasyon gençlerde en sık karşılaştığımız semptomlardır, üzüntü değil. Fakat üzüntüyü göstermeyip(içinde yaşayarak) bu tür semptomlarla maskelemek yoluna da gidiyor olabilirler. Fiziksel olarak ağrıları olabilir.

İleri Yetişkinlik – Yaşlılıkta Depresyon

İleri yaşlardaki yetişkinler fiziksel ve duygusal semptomlar yerine fiziksel rahatsızlıklardan daha fazla dem vururlar. Yorgunluk, açıklanamayan ağrılar ve hafıza sorunları başlıcadır. Kişisel görünümlerini ihmal edebilirler, hayatları için kritik ilaçları kullanmayı bırakabilirler.

Depresyon Tipleri

Depresyon birçok şekil ve biçimde olabilir. Ne tür bir depresyonda olabileceğini bilmek, semptomları rahat yönetmene ve en etkili tedaviyi almana olanak sağlar.

Major Depresyon

Hafif ve orta dereceli depresyondan daha nadir görülür ve şiddetli – acımasız semptomlarla kendini gösterir.
Tedavi edilmediği sürece tipik olarak 6 ay kadar sürer. Birçok kişi hayatının bir döneminde depresyon geçirebilir fakat major depresyon tekrarlama eğilimindedir.

Atipik Depresyon

Major depresyonun bir alt kategorisidir. Tanı koyulması zordur. Vücutta ağırlık ve ağrılar mevcut olabilir. Günlük işleyişi bozar. Çok uzun süre uyuyabilirler; bu enerjilerini yitirdikleri hissi verir. Huysuz, sinirli ve güzel şeylere odaklanamama hissi belirlidir.

Distimi (Hafif Depresyon)

Major depresyon kadar ağır semptomları yoktur fakat süre bakımından uzundur. En az 2 yıl sürer. Bazı hastalar çifte depresyon denilen ve distiminin tepe noktasında yaşadıkları major depresyon belirtileriyle epizodlar yaşarlar. Distimiden muzdarip bir insansan, her zaman depresyonda olduğunu hissedebilirsin. Ve bunu ” normal sen, olması gereken bu” şeklinde algılayabilirsin.

Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu

Bazı kişiler için özellikle kış aylarında azalan güneşlenme süreleri, depresyona yol açmaktadır. Özellikle kadınlar ve gençlerde olmak üzere nüfusun %1-%2 sini etkiler. Yaz aylarındaki halinden tam anlamıyla farklı bir kişi profiline bürünebilirsin. Mevsimsel depresyon genelde günlerin kısaldığı sonbahar ve kış aylarında başlar ve ilkbaharın baharın parlak günlerinde sonlanır.

Depresyonun Sebepleri ve Risk Faktörleri

Birçok hastalığın spesifik tıbbi nedeni vardır. Depresyon için bundan söz edemeyiz. Karmaşık ve birçok sebebin bir arada bulunmasıyla ortaya çıkabiliyor. Beyindeki kimyasal dengesizlik sonucu oluşmadığı için ilaç tedavisi ile tam olarak tedavisi mümkün değil. Biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin kombinasyonu sonucu oluşabiliyor. Yani yaşam tarzın, ilişkilerin, diğer insanlardan aldığın tepkiler, işinin stresli olması, ailenin sana yaklaşımı, uzun süren bir dostluğunun bitmesi, baş etme becerilerinin durumu gibi sonsuz varyasyonla meydana gelebilir.

Seni depresyona karşı daha savunmasız yapan risk faktörleri ;

  1. Yalnızlık ve izolasyon
  2. Sosyal desteğin yetersizliği
  3. Yaşanan son stresli yaşam deneyimleri
  4. Aile bireylerindeki depresyona yatkınlık
  5. Evlilik – ilişki sorunları
  6. Finansal gerginlik (Maddi kaygılar)
  7. Erken çocukluktaki travma – istismar
  8. Alkol ve madde kötüye kullanımı
  9. İşsizlik
  10. Sağlık sorunları – kronik ağrılar

Depresyondaki bir kişiye karanlık tünelden çıkamayacakmış gibi ve sonunda ışığı hiç göremeyecekmiş gibi gelebilir. Umutsuz halde sadece bekleyebilir ve karamsarlığa saplı kalır. Fakat şunu söyleyebilirim ki bu durum kendi kendini doğrulayan bir süreçtir. ‘Zamanla geçecek’ insanı çok pasifize eden ve bu rahatsızlık karşısında elini kolunu bağlamasına yol açan bir zihinsel yapı. Bir gün gelecek ve o gün bütün acıların, dertlerin bir anda bitecek sanıyorsan yanılıyorsun. Şu an en ufak şey dahi yapmak içinden gelmiyor, kılını kıpırdatacak halin yok belki fakat yerinde durursan tünelden nasıl çıkabilirsin? İzmir’de depresyon tedavisi almış kişilerde ben bunu gördüm. Bebek adımları da olsa ufak kırıntılar da olsa her türlü çaba karşılığını alıyor.

Destek Almaktan Çekinme

Egzersiz yapıyorsun, ailenle ve yakın arkadaşlarınla vakit geçiriyorsun, uykunu düzene sokmayı becerdin fakat yine de bitmiyor, depresyon beni bırakmıyor çıkamıyorum diyorsan bir uzmandan destek alman yararına olur. Depresyon alanında çalışan, seni yargılamayan ve anlayan bir uzmanla terapi sürecine girmen her yönden faydalı olacaktır.

Eğitim, Atölye ve Yeniliklerden Haberdar Olmak için E-mail Bültenimize Kaydol